Çağdaş dünya edebiyatı kuramının yaratıcılarından olan David Damrosch, dünya edebiyatını ‘‘belirlenmiş bir metinler bütünü” olarak değil ‘‘bir okuma biçimi” olarak tanımlar ve dünya edebiyatının “kendi yerimizin ve zamanımızın ötesindeki dünyalarla kurulan mesafeli bir etkileşim biçimi” olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgular (281). Bu tanım, Güney Afrika edebiyatının en ünlü oyun yazarlarından Athol Fugard’ın ‘‘Ada’’ oyununu bir dünya edebiyatı metni olarak okumaya ve konumlandırmaya imkân tanıdığı gibi; bunun da ötesinde, dünya edebiyatı metinlerinin nasıl birbiriyle iletişimde olduğu, farklı zaman ve bağlamların ötesinden nasıl birbiriyle konuştuğu ve bir dünya edebiyatı eseri olarak nasıl yeniden yaratıldığı konusunda bizleri düşünmeye sevk eder.
Achilleas Grammatikopoulos ve Michalis Kolokotronis’in birlikte yazdıkları, Achilleas Grammatikopoulos'ın yönettiği ve Limasol’dan ETHAL Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu ‘‘Ada’’ oyunu, her ne kadar Athol Fugard’in ‘‘Ada’’ eserinden ilham alsa da, oyunun en başında iki yeni uyarlamayla izleyiciyi şaşırtır: İlki, siyasi suçluların tecrit edildiği Cape Town açıklarındaki Robben Adası’ndan Kıbrıs’a konumlanmak, ikincisi de iki siyasi mahkum olan Winston ve John’un Kıbrıslı Türk İbrahim (İzel Seylani) ve Kıbrıslı Rum Andrikkos (Giorgos Evagorou) olarak vücut bulması. Oyun, Güney Afrika’dan Akdeniz’deki yeni konumuna İzel Seylani ve Giorgos Evagorou’nun ayrı ayrı son derece estetik performanslarla sundukları işkence sahneleri ile keskin bir giriş yapar ve bu giriş, aslında sahneye konulanın Fugard’ın ‘‘Ada’’ oyununun yeni bir yorumundan öte, Fugard’dan ilham alıp Kıbrıs özelinde oyunun yeniden yaratıldığını izleyiciye müjdeler.
Oyunun başında izleyiciler sahneye yansıtılan bir tatil destinasyonu olarak Kıbrıs afişi ile mekânsal olarak Kıbrıs adasına konumlanırlar. Oyunun başında keyifli İngilizce şarkılar eşliğinde sunulan, İngiliz üsler bölgesinde mutlulukla sokaklarda salınan İngilizler ile aheste ada hayatı görüntülerini, oyun ilerledikçe savaşla ilgili görseller takip eder. Görüntülerin vahametinden bağımsız, keyifle söylenen tatil modundaki İngilizce şarkıların eşlik ettiği sahneler aracılığıyla yerlilerin hücrelerde işkence görürken işkence uygulayan İngiliz sömürgecilerin konudan uzak ve keyfi yaklaşımları arasında bir paralellik kurulur.
Oyunda Enosis’i destekleyen Andrikkos ile Taksim’i destekleyen İbrahim’in aynı hücreye tıkıldığı, benzer işkencelerden geçip, ortak bir yarayı ve acıyı paylaştıkları, düşman olarak sokuldukları koğuştan insan olarak çıktıkları ve ortak bir Kıbrıslı kimlikte buluştukları bir insanlık hikâyesine tanıklık eder izleyiciler. Böylelikle oyun, Kıbrıs’ın yerel politik ve etnik koşullarının biricikliğinden yola çıkıp, yerel politik olguların, savaşın, acının ve kardeşliğin evrensel boyutlarına taşındığı olağanüstü bir esere dönüşür.
T.S. Eliot ‘‘Gelenek ve Bireysel Yetenek’’ isimli makalesinde ‘‘Hiçbir şair, hiçbir sanatçı kendi anlamını tek başına yaratmaz. Önem ve değerini ölü şairlerle ve sanatçılarla olan ilişkisi belirler. Ona tek başına bir değer atfedemezsiniz; aynılıkları ve farklarıyla onu ölüler arasına yerleştirmeniz gerekir,’’ der (37). T.S. Eliot için bir şair veya yazarı eşsiz kılan özelliği, geleneği bilip, tekrardan kaçınıp, geleneği özgün bir şekilde bugünün koşullarında yeniden yaratmasıdır. Athol Fugard, “Ada” oyununda Sofokles’in Antigone’sini savaş mahkûmlarına oynatarak Güney Afrika’daki Apartheid (ırk ayrımcılığı) rejiminin bir eleştirisini sunar. ETHAL’ın “Ada”sında ise ‘‘Antigone’’, İngiliz sömürge döneminde Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara yapılan işkence, yargısız infaz ve insanlık dışı muamelenin eleştirisi şeklinde yeniden yaratılır.
Fugard’ın “Ada”sında Winston Antigone’yi canlandırıp kadın kılığında girerse alay konusu olacağını düşünerek ilk duyuşta bu fikri reddeder. ETHAL’in “Ada” oyununda ise Andrikkos İngilizlerin siyasi mahkûmlara yaptıkları işkenceleri örtbas etmek ve bu duruma kılıf uydurmak için bu oyunun oynanmasını istediklerini düşünür ve oynanamamak için direnir. Sofokles’in ‘‘Antigone’’sinin burada anlatılan şeklinde Antigone ve Creon arasındaki çatışmaya odaklanılır ve kral olan Creon’un yasaklamasına karşın Antigone’nin öldürülen kardeşini gömme kararı irdelenir. Tam da bu noktada Andrikkos ‘‘bu bizim hikâyemiz” diyerek, İngilizlerin nasıl Kıbrıslı bir Rum’u ağaca asıp sallandırdıklarını, ailesinin yana yana kayıp aile fertlerini aramalarına karşın nasıl iki hafta boyunca sessiz kaldıklarını ve iki haftanın sonunda cesedi gömmeler için sadece iki saatlik izin verdiklerini anlatır. Yani ‘‘Antigone’’yi Kıbrıs bağlamında yeniden yorumlar ve ona yeni bir hayat bahşeder.
Böylelikle oyun, Damrosch’un ileriye sürdüğü gibi ‘‘kendi yerimizin ve zamanımızın ötesindeki’’ edebî etkileşimlerle yereli evrensele taşıyıp Çağdaş Dünya Tiyatrosu’nun nasıl kurulabileceğine ışık tutan eşsiz bir esere dönüşür. Oyunun sonunda oyunun yönetmeni Achilleas Grammatikopoulos ‘‘ETHAL Onur Ödülü’’nü ‘‘Ortak yaratımın gücüne olan inancı için. Ve bölünmeyen, aksine kendini birlikte anlatan bir Kıbrıs'a olan ısrarı için’’ Yaşar Ersoy’a takdim etmesi, oyunun sonunda insanlıkta ve ortak bir Kıbrıslı kimlikte buluşma idealinin sadece ideolojik bir olgu olarak sahnede durmadığını, eylemlerle de desteklenen bir fiile dönüşerek Kıbrıslıların ellerinde ortak bir hayalden gerçeğe dönüşmesini mümkün kılan bir köprü olur.
Referanslar
Damrosch, David (2003) What Is World Literature? Princeton University Press.
T.S. Eliot (1982) “Tradition and the Individual Talent”, Perspecta, Vol. 19, pp. 36-42.