ACİZ, ÇARESİZ, PASİF

Cenk Mutluyakalı

Bir ülke demokrasisi ya da siyaseti için uzun yıllardır böylesine onur kırıcı bir manzaraya tanıklık etmedim. Tedirgin, yorgun, endişeli esnafı karşısına toplamış Başbakan, hoparlörü açık telefonundan Türkiye’nin Sağlık Bakanı’nı arıyor. Başbakan ‘canlı yayın’ yapıyor, yürütmenin başındaki kişi değil de bir ‘sunucu’ edasında...  Parodi’ niyetine dahi kabul edemiyorum artık… İnciniyorum samimiyetle…

*  *  *

Esnafa salgın sürecinde ‘sadaka’ gibi destek sunmuşlar… İnsanlar işsiz çoğu… Elektrik parasını ödeyemiyor… Özel sektör çalışanı halen kendi emekli sandığından para çekiyor, aslında geleceğinden yiyor. Toplum umut arıyor. O umut arayışına karşı telefona sarılıyor, Başbakan!

*  *  *

Ekonomik olarak iflasın eşliğine gelmiş ve geleceğini göremeyen insanlar çaresiz bakıyorlar, bir eylem planı duymak için… Başbakan, “Önünüzde Fahrettin Koca’yı arayacağım” diyor.
Başbakan (!)
Toplantıdaki esnaftan birileri araya girmek, “kredi” sormak istiyor, bir diğeri “bitmiş noktadayız” diyor, “halledeceğiz” yanıtını veriyor Başbakan, yarım ağız, gözü telefonda, bekliyor.
“Sayın Bakanım” diye bağırmaya başlıyor, hürmet sunuyor, sevgi sunuyor, şükran sunuyor.
Türkiye’nin Sağlık Bakanı’ndan “öğrencilerimizi” geri istiyor Başbakan (!)
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın derdi kendine yeter, nezaketen, hastaneden giriyor lafa ve öylece devam ediyor.
Manzara şu:
Türkiye Sağlık Bakanı, KKTC Başbakanı’na, Lefkoşa’daki hastanenin ne işe yarayacağını anlatıyor. Başbakan, kendi ülkesindeki hastanenin işlevlerini dinleyerek “hürmet” iletiyor.

*  *  *

Birkaç dakika önce “burada bulaş mı var, yoktur” diyen Başbakan, hoparlörden “ambulans uçaklarla hastaların Türkiye’ye taşınabileceğini” dinliyor.  Toplumun kaygılarını anlamayan, süreci yönetemeyen, güvensizliğin sebebi bir siyasetçi, makamı unutmuş, etkinliğini kaybetmiş, öylesine aciz, çaresiz, pasif…

*  *  *

Siyasi etik derseniz, yerlerde…
Bir Başbakan’ın Türkiye’deki bir bakanı seçime malzeme ettiğine mi yanarsınız, kendi hükümetinin aldığı kitlesel toplantı yasağını çiğnemesine mi?
Polise ihbar etseler işlem yapacak.
“Telefon” da emare alınacak, “hürmetlerimizi” suna suna!
Yasağı koyanlar, yasağı bozuyor, salgının orta yerinde…
Sonra saygı bekliyorlar.
Sonra sorumluluk bekliyorlar.
Sonra tedbir bekliyorlar.

*  *  *

“İşte duydunuz” diyor Başbakan!
İnsanlar bakıyor.
Duyduklarına değil gördüklerine inanamıyorlar.
“Bizi kim yönetiyor” iç sesiyle bakıyor esnaf…

*  *  *

Başbakan kendini değil sadece iradeyi de itibarsızlaştırıyor.
Bir ‘makam’ hiçleşiyor giderek.
‘Yönetemediğini’ ilan ediyor Başbakan!
Güç, etkinlik ve kapasite kaybının büyüdüğü bu yerde tam bir “iktidarsızlık” haline şahitlik ediyoruz.
“Telefoncu” Başbakanımız var, “hürmetler” sunuyor.