Acaba yine mi Erdoğancı oluyoruz?

Serhat İncirli

Çok değişik bir diplomatik oyun mu var yoksa 2003 – 2004’e geri mi dönüyoruz?

-*-*-

2003 – 2004 derken?

-*-*-

Annan Planı günleri canım!

-*-*-

Nedir bu değişik diplomatik oyun iddiası?

-*-*-

Bir adet komplo teorisi yazalım!
Çünkü “tam doğruyu” yazabilmek imkansız!

-*-*-

Şimdi; 2017 Crans Montana tecrübesinden bu yana Türkiye kesinlikle Kıbrıs’ta çok farklı bir “çözüm arzusu”nda olduğunu açıklıyordu!

-*-*-

Bu açıklanan çözüm arzusunun imkansız bir model olduğunu eminim aklı azıcık çalışan herkes bilmekteydi ama bu pozisyon elbette diplomatik bir blöf de içeriyor olabilirdi hatta öyleydi!

-*-*-

Neydi bu pozisyon?
Aslında altı hiç doldurulmayan, “iki eşit ve egemen devlete dayalı çözüm” pozisyonuydu!

-*-*-

Haaa ayrılıkçı Türk milliyetçilerini gaza getirmek adına ciddi bir propaganda hamlesi de olan bu pozisyonun aslında hiçbir işe yaramayacağı, yaklaşık 9 yıllık süre içerisinde defalarca dile getirildi… 

-*-*-

Ancak Türkiye’de hiçbir yetkili, “Nuh dedi, peygamber demedi” misali, “illa da iki devletli çözüm”de ısrarcı oldu!

-*-*-

Şu anda, ABD – Türkiye ve AB – Türkiye ilişkilerinde, SAFE’ti, NATO’ydu, gazdı, oydu- buydu ilişkileri ve bu ilişkilerde yaşanan ya da yaşanması istenen gelişmeler doğrultusunda, Türkiye’nin, 2003 – 2004’teki pozisyona geri döndüğü veya yeniden o taktiğe geçtiği rahatlıkla söylenebilir!

-*-*-

Haliyle, akla bazı sorular takılıyor…
Mesela son dokuz yıllık pozisyondan mutlu olan aşırı Türk milliyetçisi çözüm düşmanları ne yapacak?

-*-*-

Çünkü bu tipler, 2003 – 2004’te örneğin Tayyip Erdoğan’a ana avrat dümdüz giriyordu!

-*-*-

Haaa o zamanlar Tayyip Bey şimdiki diktatöryal güçlerine sahip değildi ki olsaydı, sonradan hepsi Tayyipsever hatta Tayyiptapar olan bu çözüm düşmanı faşist güruhu içeri soktururdu da pek gerek duyulmadı…

-*-*-

Tayyip Bey ve Türkiye, son dokuz yılda, Kıbrıs’ta iki devletli çözüm hayali kuran aşırı milliyetçilerle çok uyumlu günler geçirdi…

-*-*-

Mesela, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Kıbrıslı Rumların tek başına AB’ye girmesini bu zavallı güruhun ıslah olmaz tutumları sağladı!

-*-*-

Onların yaptığı bariz hatalar nedeniyle Rumlar, Kıbrıslı Türklere sorma gereği duymadan rahat bir şekilde AB’ye alındı!

-*-*-

Oysa, o dönemdeki Rauf Denktaş – Tahsin Ertuğruloğlu gibi isimlerin işlediği günahlar olmasaydı; Annan Planı’na “hayır” diyen Rumlar, aynı zamanda AB tam üyeliğine de hayır demiş olacaktı!

-*-*-

Kıbrıs’ta Türk diplomasisinin tarihi mutlak yenilgilerle doludur ama en büyük yenilgi odur ve o yenilgide Tahsin Ertuğruloğlu’nun adı da vardır… 

-*-*-

Aynı Ertuğruloğlu, kendi toplumu ve kendi partisi tarafından kırmızı kartla siyaset dışına itilmiştir ancak Türk milliyetçileri sayesinde, halkın sevmediği bu adam, Erdoğan’ın da elbette onayıyla senelerdir Dışişleri Bakanlığı yapmaktadır…

-*-*-

Ve gelelim günümüze…

-*-*-

BM, yeni bir çözüm planı veya çözüm müzakereleri başlatma aşamasındadır; bu kesin!

-*-*-

Bu planda Tahsin Ertuğruloğlu’nun arzuladığı iki devletli çözüm modeli yoktur… 
Elbette iki taraf, iki devletçik, iki kurucu ortak devlet falan gibi ifadeler ve kendi topraklarında mutlak egemen iki “şey” olacaktır ama bu “şey”, Ertuğruloğlu’nun anladığı ve Yaşar Güler Paşa’nın sık sık savunduğu “şey” değildir!

-*-*-

Kesinlikle dışta tek egemenlik, tek bayrak, tek kimlik olacağı kesindir!

-*-*-

Bu durumda; eğer gerek Ertuğruloğlu gerekse mevcut hükümet eğer hemen istifa edip erken seçim kararı almazsa, burada bir “oyun” olduğu yargısına kapılabilirim!

-*-*-

Ya da Ertuğruloğlu dahil, herkes bize özellikle son beş yılda oyun oynamıştır!

-*-*-

Türkiye, eğer AB ile birlikte, Guterres’in çözüm inisiyatifine yazılı destek verecek noktaya gelmişse ve Ertuğruloğlu bunu sert bir dille kınayamıyorsa, ben pipiriklenirim!
Bunlar bizimle de yani çözüm isteyenlerle de tüm Dünya ile de bir kez daha dalga geçmeye çalışıyor!

-*-*-

Eğer Türkiye gerçekten müzakere sürecine evet demişse; bunun kesin anlamda duruş – pozisyon değişikliği olduğu açıktır!
Bu pozisyon değişikliğinde ilk adım, öylesine toplum lideri yapılan Ersin Tatar’dan sonra, hükümete gelip de kalması için ciddi destek olunan üçlü koalisyonun da sahadan çekilmesi olacaktır… 

-*-*-

İzliyoruz… 
Heyecanlıyız…
Hatta diktatör dedik falan ama çözüme destek verecekse; Tayyip Erdoğan’cıyız!
Çıkarlarım bunu gerektiriyor canlarım benim, dürüst davranıyorum!
Sizin gibi iki yüzlü olmayacağım!
Doğruyu söyleyeceğim!
Çıkarlarım bunu gerektiriyor!
En kısa sürede çözüm istiyorum…
İki bölgeli, iki toplumlu, iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı…
Tek uluslararası kimlik, tek uluslararası egemenlik ve tek vatandaşlık… 
Ayrıca tek para birimi; EURO!

-*-*-

Enflasyonu yenelim; asgari ücret tartışması da tarihe karışsın değil mi?
Herkes de nerenin, neyin vatandaşı ve hatta neyin – hangi mülkün sahibi olduğunu bilerek ömrünü tamamlasın!

-*-*-

Mübarek cuma gününde, Sayın Tayyip Erdoğan dahil, hep birlikte dua edelim; “çözüm olur inşallah! Amin!”
Sorry be Tahsin abi; dağa çıkacaksan, şimdi çık, temmuz ortası hava sıcaklığı 45 derece olacakmış; vallahi sıcaktan erin! 
Bak, seni sevmesem, bu uyarıyı yapmazdım!

-*-*-

Artı bu sıcakta parmak arası terlik ve şortla bile dolaşılmaz; o askeri botları giy, boynuna kalaşnikofu as, çok sıcak, çok sıcak!

-*-*-

Bence tümünüz, yani, UBP, YDP, DP toplanın, doğruyu bulun, bize katılın!
İlk dönüşünüz de olmaz!
Hem Türkiye’ye giriş yasağı falan da yemezsiniz!
Sevgilerimle… 


-*-*-

Haaa Sayın Özgür Özel…
Çok üzgünüm, yukarıda da belirttim, çıkarlarım öyle emrettiği için, eğer Tayyip Bey bizim yanımızda duracaksa, sizi de oraya davet ediyorum… 
Yok eskisi gibi, eski ulusalcı çizginizde durup da Kıbrıs’ta faşistleri – ulusalcıları destekleyecekseniz, çok sorry ama, siz bilirsiniz!

-*-*-

Bütün bir yazı yerine, “tak etti canıma bu maskeli balo” da diyebilirdim!
Usandık gayrı!
Bilmem anlatabildim mi?

-*-*-

Çözüm, toplumsal yok oluşa dur diyebilecek son şansımızdır!
Bu da olmazsa, bye bye!
Ben kaçar!
Öyle Ahmet Kaya’nın dediği gibi “kafama sıkar giderim” değil ha!

-*-*-


“Kıbrıslı başınızdan beytambal galsın” der; Avrupa’da bir yere, bilemediniz, belki kabul ederler, Yeni Zelanda’ya gider, ömrümün kalan maksimum 20 senesini oralarda geçiririm; sizi mi çekeceğim!

Malta… 1 Temmuz 2026… (Fotoğraf: S. İncirli)