ABD ve İsrail’in İran’a saldırısının siyasi ve ekonomik yansımaları

Ödül Muhtaroğlu

ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik kapsamlı saldırılarında İran'daki hedefler vurulurken, İran da Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ABD üslerine ve İsrail’ e saldırılar düzenledi.

İran‘ın açıklamasına göre, ABD ve İsrail tarafından ülke genelindeki  hedeflere saldırılarda yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Özellikle İsrail’in vurduğu bir ilkokulda hayatını kaybeden çocukların sayısının 100’ü geçtiği bildirildi. Bu saldırı, bütün dünyada büyük tepki ile karşılandı.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından, İran devlet medyası Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney’in , Genel Kurmay Başkanı, Devrim muhafızları komutanı, Savunma Bakanı ve eski cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın  da öldürüldüğünü açıkladı. 

İran, özellikle dini liderin öldürülmesinin intikamının, ABD ve İsrail’ den mutlaka alınacağını açıkladı. Bu durum, gerginliğin ve çatışmaların devam edeceğinin işaretini gösteriyor.

ABD Başkanı Donald Trump ise, medyaya yaptığı açıklamada, İran dini liderinin öldürüldüğü operasyonun ardından diplomatik çözümün artık daha kolay olduğunu belirtti. Ancak, İran dini liderinin ve komutanların ölümünden sonra, diplomasiye dönüşün zor olacağı  görülüyor.

Öte yandan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) düzenlenen İran toplantısına katılan Rusya ve Çin temsilcileri, ABD'nin saldırılarını  kınarken, uluslararası toplumun ABD ve İsrail’in  İran'a yönelik saldırıları konusunda tepkisiz kalmaması gerektiğini belirterek, askeri eylemlerin derhal durdurulması çağrısında bulundular ve saldırılardan duydukları endişeyi dile getirdiler.

Rusya lideri Putin’ de, İran dini liderinin öldürülmesini bir cinayet  olarak niteledi. Bakalım, özellikle Çin, Rusya ve Kuzey Kore, İran’ a  yapılan saldırıların durdurulması için etkili tepkiler gösterebilecek mi?

Aslında, ABD ile İran'ın diplomatik müzakereler yürüttüğü bir dönemde gerçekleşen askeri saldırılar, bütün dünyada şaşkınlık da yaratmıştır. İsrail devlet televizyonu ise, ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırı öncesinde yürütülen müzakerelerin zaman kazanma amacı taşıdığını iddia etti.

Netice itibarı ile, ABD ve İsrail'in saldırıları, diplomasiyi ve uluslararası hukukun temel ilkelerini ihlal ederek, bölgedeki gerginliği tırmandırmaktadır.

ABD ve İsrail, yapılan saldırıların İran’ın nükleer kapasitesinin yok edilmesi ve rejim değişikliğinin sağlanmasının hedeflendiğini açıklamaktadır. Ancak, sadece hava saldırıları ile, rejim değişikliği olması, uzmanlar tarafından da, kısa zamanda pek mümkün görülmemektedir.

İran ise,  Hürmüz Boğazı’nın gemi geçişine kapatıldığını duyurdu. Dünyadaki petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’ sinin geçtiği boğazın saldırılar nedeniyle güvenli olmadığı belirtildi. Nitekim, Hürmüz boğazında, yakıt tankerlerinin vurulduğunu da gördük. Bu durumda, dünyadaki petrol ve gaz fiyatlarının  yükselmesi bekleniyor.

ABD ve İsrail'in, İran’ a saldırılarının, bölge ve dünya için siyasi ve ekonomik sonuçları mutlaka olacaktır.

İran’a yapılan saldırılar ve  dini lider ile üst düzey askeri yetkililerin öldürülmesi İran’ın yapacağı misillemeleri artırabilecektir. Buna İran’ın bölgedeki vekil güçlerinin yapabileceği saldırıları da eklersek, bölgedeki gerginlik ve çatışmaları körükleyebilecektir. Böylece, zaten istikrarsız ve gergin olan Orta doğudaki durum daha da gerginleşecek, diplomatik girişimler olumsuz etkilenecektir.

İran’ın önemli bir petrol, gaz üreticisi olması ve Hürmüz boğazının kapatılmasıyla de birlikte, olası petrol fiyatlarındaki ani yükseliş, global düzeyde enflasyon baskısını artırıp, enerji ithalatçısı ülkeler için enerji maliyetlerini büyük oranda yükseltebilecektir.

Petrol fiyatları yükselişi, Türkiye ve KKTC gibi  enflasyonla mücadele eden ülkeler için yeni bir maliyet artışına dönüşebilir. Başta Akaryakıt, taşımacılık, gıda, üretim ve diğer tüm sektörlerde zincirleme fiyat artışlarına yol açabilir .

Öte yandan, gelişmekte olan ülkelerin finansal piyasalarındaki yabancı yatırımcılar çıkış yapıp, daha güvenli limanlara( altın, gümüş v.b) yönelebilirler. Bu da, gelişmekte olan ekonomilerin piyasalarını olumsuz etkiler, enflasyon beklentileri yükselir, büyüme beklentileri düşer ve merkez bankalarının faiz politikaları da değişebilir.

Sonuç olarak, özellikle ABD‘nin de dahil olduğu savaşların ve çatışmaların etkisi bütün dünyayı etkiler. Ortadoğu’daki her gerginlik ve savaş, bütün dünyadaki ekonomi ve uluslararası politikaları doğrudan etkilemekte ve olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

Döviz kurlarının ve petrol fiyatlarının  yükselmesi, Kuzey Kıbrıs’ı ve Türkiye’yi çok olumsuz  etkileyebilecek, enflasyon ve pahalılığın artmasına yol açabilecektir. Savaşın uzun sürmesi ve alanının genişlemesi, olumsuz etkileri daha da katmerleyecektir.

Bütün ülkeler, Uluslararası barışın korunması,  devletlerin eşitliğini esas alan, devletler arası iş birliği ve insan haklarının geliştirilmesini amaçlayan ve Birleşmiş Milletler’in  (BM) kuruluş belgesi olan  BM şartına uymalıdır. Bu bağlamda, İran’ın egemenliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmelidir.

Kalıcı barış için, kapsamlı barış görüşmeleri hemen başlatılmalı, diplomasiye ve müzakereye fırsat verilmeli ve sorunlara uluslararası hukuk çerçevesinde çözüm bulunmalıdır. Savaşın durması, masum sivillerin ve çocukların ölmesini ve şehirlerin yıkımı ile toplu göçleri de engelleyecektir.

Temennim, bölgedeki savaşın bir an önce bitmesi ve ateşkesin sağlanmasıdır. Zira, çatışma ve gerginliklerin büyüyerek devam etmesi, başta bölgede olmak üzere, tüm dünyada  ekonomik ve siyasi istikrarsızlığı artıracaktır.