Hep pozitif olmak!
-*-*-
Sevgül Uludağ…
Sevgül abla…
Ya da Sevgül aba…
Kendinin bize seslenişiyle, “abammm canım…”
-*-*-
Yaklaşık iki aydır Sevgül ablayı hiç görmedim…
-*-*-
Normalde, hafta arası her gün Sim Tv’deki sabah programını bitirdikten sonra, günlük gazeteleri toplar, Yenidüzen Haber Merkezi’ne bırakırım…
-*-*-
Ve bu esnada, genellikle Sevgül ablayla karşılaşırım…
Ve o karşılaşma, o kısa sohbet, o güler yüz, o pozitif enerji, günümün muhteşem geçmesine ciddi etki eder…
-*-*-
Artık etmeyecek…
-*-*-
Dediğim gibi, iki aydır Sevgül Uludağ’a rastlamadım…
“İzindedir” dedim, kimseye bir şey sormadım…
Sonra, “be amma Sevgül abla nerede?” diye sorduğumda, “abi iyi değil…” haberini aldım…
-*-*-
Teşhisin, hastalığının adının ne olduğunu da öğrendim ve durumun hiç de iyiye gitmediğini ve gitmeyeceğini de…
-*-*-
“Kimse ziyaretime gelmesin; beni olduğum gibi hatırlayın” diye haber göndermiş…
-*-*-
Unutmayacağız ki abammm…
-*-*-
“Köre şaşı” demeyen, bana göre son derece doğrucuydu…
-*-*-
Ama hep düşünürdüm, “bir insan bu kadar pozitif enerji dolu olmayı nasıl başarabilir?” diye!
-*-*-
Elbette “pozitif” olmak ya da öyle görünmek, illa ki insanın mutlu veya sağlıklı olması veya hiç olumsuz duygu yaşamaması anlamına gelmiyordu…
-*-*-
Sevgül abla en zor anınızda size umut verebilen biriydi…
-*-*-
Herkese, karşı anlayışlıydı, gülümseyerek dinlemesini bilirdi…
-*-*-
Konuştuğu zaman size “kendinizi iyi hissedin” aşısı yapan bir doktor gibiydi…
-*-*-
Sizi yaydığı enerji ile tüketen değil, o enerjiyle tazeleştiren bir gerçek ablaydı…
-*-*-
Sadece Yenidüzen’in genç kadrosunun ablası değil; gazete binası civarındaki köpeciklerin de anasıydı…
-*-*-
Her sabah o köpeciklerin – hele hele de Kıbrıslı deyişiyle “yavrı guliciklerin” O’nu arabasından inerken nasıl karşıladıklarını hep hatırlayacağım…
-*-*-
Eşi sevgili Zeki Erkut ve oğlu Burak’a başsağlığı dilerim…
-*-*-
Çok rahat uyu “abammmm”…
I love you ha…
-*-*-
Seni unutursak Allah belamızı versin!
-*-*-
Haaa Sevgül ablanın mücadelesi mi?
-*-*-
Barış, Kıbrıs, kayıplar, önce insanlık…
Ve elbette kadın hakları…
-*-*-
Bayrağımız barış, sancağımız çözüm…
Söz Sevgül abam, söz…
Geleceğimiz güzel olmalı!
Gelecek kaygısı karamsarlık yaratıyor!
-*-*-
Neden gelecek kaygımız olsun ki?
Olmamalı!
-*-*-
Peki niye gelecek kaygımız?
Bu kaygı ve bizi karamsarlığa iten belirsizlik, kesinlikle bizden kaynaklanmıyor!
-*-*-
Haliyle “bu memleket bizim, bu sorunu biz çözeceğiz” iddiasında yerden göğe kadar haklıyız!
-*-*-
Türkiye veya başka bir ülkenin memleketimiz üzerinde hak iddia ediyor olması ya da Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kontrol edenlerin, bizi yok sayması ya da en iyi ihtimalle eşit toplum görmemesi beni hiç ilgilendirmez!
-*-*-
Nenelerimiz, dedelerimiz, annelerimiz ve babalarımız Kıbrıs sorunu nedeniyle çok çekti; bizim nesil ve belki bir sonrakiler harcandı, ama yeni nesiller neden mutlu olmasın?
-*-*-
Neden Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan insanların “gerçek ve adil” bir “vatanları” olmasın?
-*-*-
Neden, hem KKTC bizim diye bir yığın sahtekar “vatan” edebiyatı yaparken, “Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu veya vatandaşlığı da hakkımdır” diye saçmalasın?
-*-*-
Açık söylemek zorundayım, evet, Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde hak iddia ediyor olmasına söyleyecek çok sözüm elbette vardır ama Türkiye’nin bu hakkı var veya yok, Kıbrıs Türk Toplumu’nun yok olup gitmesine, Türkiye’nin dev nüfusu içerisinde erimesine veya bir şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Rum toplumunun zaman zaman ciddi anlamda faşist insafına terk edilmesine karşıyım!
-*-*-
Malta’dayım!
Kıbrıs’ın Kuzey kesiminin Malta’dan eksiği yok!
Hatta fazlası çok!
Neden biz de Maltalılar gibi yaşamayalım?
Neden?
-*-*-
Türkiye, Ada’yı stratejik veya jeo - stratejik ya da ekonomik nedenlerle dilediği gibi kontrol etsin diye mi?
-*-*-
Çok mu egoistim?
Siz değil misiniz?
-*-*-
Çok mu hainim?
Türkiye bizi kurtardı, ebediyen diyet mi ödemeliyiz?
-*-*-
Kaldı ki TMT’nin yemininde bile, “Kıbrıs Türk toplumunun varlığının devamından ve Kıbrıslı Türklerin gelenekleri, görenekleri yani kültürüne karşı gelecek tüm tehlikelere karşı mücadeleden…” söz edilmiyor mu?
-*-*-
Neden her Allah’ın günü, “Hep böyle olacak, hep böyle kalacak" diye endişe edelim!
-*-*-
Neden, Ercan iç hat yapılacak ve biletler ucuzlayacak denirken, “ama elini kolunu sallayan, cebinde nüfus belgesi – kimliği olmayan dahi, özür dilerim ama her ipini koparan KKTC’ye gelecek” diye endişe edeyim?
-*-*-
Neden sabah akşam gündüz gece, "İyi şeyler bana denk gelmiyor, bu toplum çok kötü yönetiliyor" diye sürekli sıkıntı hissedeyim?
-*-*-
Neden “ne yaparsak yapalım hiçbir şey değişmeyecek” diye hep karamsarlık hep karamsarlık?
-*-*-
Türkiye bölgedeki gazı taşısın diye mi?
-*-*-
Yoksa Türkiye’yi yöneten bazıları, biraz zengin olan iş insanlarımızdan rüşvet istesin diye mi?
-*-*-
İhale vurgunları için mi?
-*-*-
Auuuuuv, bu son iki soru da çok acı değil mi?
-*-*-
EOKA canım, EOKA!
ELAM bebeğim ELAM!
Rumlar bizi kesecek!
-*-*-
Artık “her şey kötü” olmamalı!
Geleceğimizi bilmeliyiz!
Geleceğimizi biz kurmalı, biz karar vermeli, verebilmeliyiz!
-*-*-
“Asla düzelmeyecek”i yaşantımızdan silmeliyiz!