AB ile konuşma vakti!

Mert Özdağ

Zaman zaman unuttuğumuz ya da siyasi tartışmalarda farkında olmadan konuştuğumuz bir gerçek var: Kuzey Kıbrıs Avrupa Birliği toprağı

Uluslararası hukuk öyle diyor… 

AB müktesebatı “sorunun devamı” nedeniyle ya da bir başka nedenlerle ‘askıda’

Pek tabii adanın bütünü AB üyesi, askıda olan kuzeydeki müktesebat.

Kıbrıslı Türkler de AB yurttaşı.

Alman, İspanyol, Yunan, Kıbrıslı Rum ne ise Kıbrıslı Türkler de öyle…
Kıbrıslı Cumhuriyeti yurttaşı olan herkes AB yurttaşı da aslında…

Demem o ki bu yurttaşlığın bir ‘getirisi’ olan ‘haklar’ var.

Bunun yanında Avrupa Birliği’nin de Kıbrıslı Türkler açısından yapması gerekenler var.

                                                             ***

2018’den beri Kuzey Kıbrıs’ta, yani AB toprağı olan ancak müktesebatın uygulanmadığı topraklarda bir kriz yaşanıyor.

Türk Lirası’nın yabancı para birimleri karşısındaki düşüşü dalga dala devam ediyor ve bu düşüşün nerede duracağına ilişkin ise kimsenin öngörüsü yok.

İş dünyası gergin, orta sınıfın hakları aşağıya çekilmiş, yoksullar artık açlık sınırı altında…

Yani herkes mutsuz, herkes endişeli, herkes panik halde…

Özellikle de özel sektör…

Ekonomistler “bir kriz daha gelecek” uyarısı yapıyor.

Ekonomik anlamda yüzümüzü döndüğümüz, bilerek ya da bilmeyerek bir girdaba doğru sürüklendiğimiz bir sürecin adıdır “Türk Lirası”…

Dün Başbakan’ın açıklamasını okudum.

Küllüyeyi selamlamış! Heyecanlıymış!

Düşünsene Başbakan bu adam!

Aslında siyasete yön veren bir erkin çok daha ülkesini, insanını düşünmesi gerekmez mi?

Elbette gerekir ancak KKTC şartları siyasileri ne yazık ki bu duruma düşürüyor.

Siyaset bir çıkış yolu araya dursun, ekonominin patronları da siyasete “bunlardan bir şey olmaz” gözüyle izliyor.

Değişik öneriler gündeme gelince de zaten pek konuşulmuyor.

Eğer farklı bir çıkış yolu öneren çıkarsa, hemen bastırılıyor, adres yeniden kuzeyi, Ankara’ya işaret ediyor. 

                                                             ***

Elbette KKTC hükümetinin ya da hükümetlerinin tek muhatabıdır Ankara…

Ancak Cumhurbaşkanı için öyle mi? Pek tabii değil… Olmamalı!

2018 ekonomik krizinden bu yana eski veya yeni Cumhurbaşkanlarının bir şey yaptığını gördünüz mü?

Türkiye büyük bir ülke…

Çok büyük bir ekonomik krizden geçiyor…

Bölgedeki siyasi dengeler ekonomisini direkt etkiliyor…

Son 10 yıllık dönem adeta ipte yürümek gibi…

Kıbrıslı Türkler de bu girdabın içinde TL krizinin etkileri ile baş etmeye çalışıyor.

Baksanıza, her şeye zam gelmiş!

Sosyal medyanın şövalyeleri hemen kızacak birilerini bulmuş, sağa sola küfrediyor. 

Ankara ne yapıyor peki?

Son yıllarda daha az verme yoluna gidiyor, haklı olarak…

Hem dağıtacak parası yok, hem de Kıbrıs’ın kuzeyine giden paranın kimi seçilmiş kesimin cebine gittiğini artık çok net görüyor.

Böylesi dönemlerde hadi birazcık daha versin, peki ya sonra?

Bir ekonomi böyle düzelir mi?

Hal böyleyken hepsi birer AB yurttaşı olan Kıbrıslı Türkler neden AB’nin kapısını çalmıyorlar?

Durum tam da bu haldeyken Kıbrıslı Türklerin lideri pozisyonundaki Cumhurbaşkanları (2018’den bu güne) neden bir çıkış için AB liderleri ile temasa geçmiyor?

Neden AB’nin bu durumu izlemesini izliyoruz?

Cumhurbaşkanı’nı geçtim, AB kentlerindeki liderler ile görüşmek, adanın kuzeyindeki ekonomik durumu anlatmak çok mu zor? Neden kimse bu konuda adım atmıyor?

Eğer böylesi bir çıkış yapılırsa AB’yi yönetenler bu duruma sessiz kalabilirler mi?

Kıbrıs’ın kuzeyi için AB’nin hiç mi yapabilecek bir şeyi yoktur?

Vardır, olmalıdır, olması lazımdır.  

Ancak AB’ye birileri seslenmezse, bu konudaki sorumluluğunu anlatmazsa, elbette AB de sessizce izlemeyi yeğleyecektir.

Çünkü çok dalları budakları olan bir örgüt olan AB de böylesi çetrefilli bir konuya girmek istemeyecektir.

Şimdiki durum tam da budur.

                                                             ***

Ne bizdeki liderlik bir sorumluluk alarak bunu dillendirmektedir ne de AB bu konuya yanaşmaktadır.

“Bize kaynak yaratın” mealinde bir sessiz çıkış değil önermem!

Tam tersine bir çığlık, yüksek bir sestir düşlediğim.

Bu ülkede önemli bir konuma sahip sendikaların bile zaman zaman “Euro’ya geçelim” önerileri gündeme gelirken bu ve buna benzer çağrıları direkt AB ülkeleri konuşmak kime ne zarar getirir?

Unutulmamalıdır ki Avrupa Birliği’nin Kıbrıslı Türkler için ayırdığı hibeler, bütçeler ve destekler vardır.

Bunların daha da gelişmesi için de daha fazla temasa ihtiyaç vardır.

Daha ileri bir ilişki mümkün mü?  Denemek lazım, zorlamak…

Bu noktada “Kıbrıs Türk liderliği” sıfatı ile KKTC Cumhurbaşkanı önemli bir rol oynayabilirdi…

“Oynayabilirdi” diyorum zira yıllarda bu yönde bir adım attığını ne yazık ki göremedik. Öyle bir vizyon da taşımıyor, sadece Türkiye’ye bakıyor.

En azından seçimden sonra, bu göreve seçilecek olan yeni Cumhurbaşkanı’nın buna odaklanması gerekecek. Veya yeni Başbakan’ın!

İlk genel seçimde Başbakan olacağına kesin gözüyle bakılan Tufan Erhürman’ın bu liderliği taşıyacağına inanıyorum. 

Sivil toplumu da yanına alarak Yeşil Hat Tüzüğü ve buna benzer çalışmaları daha ileriye taşımak, farklı alternatifleri gündeme almak müktesebatı askıda olan AB toprağına yeni bir nefes verebilir.  

Bunun için de yeni bir adıma, yeni bir enerjiye, yeni bir ivmeye ihtiyaç vardır.

Göreceğiz.