9 madde ve usul-esas kilidi

Cenk Mutluyakalı

Ben müzakere olsun diye müzakere değil, çözüm olsun diye müzakere istiyorum.

Tufan Erhürman’ın bu cümlesi, ilk bakışta sadece siyasi bir doğruyu değil, aynı zamanda etik bir zemini de temsil ediyor. Haklı bir yerden konuşuyor; çünkü sonuçsuz diyalogların Kıbrıs Türk toplumunda yarattığı "süreç yorgunluğu" artık kronik bir hal aldı.

Ama tam da burada bir endişe beliriyor içimde... Ya süreç, farklı kaygılarla “müzakere olmasın diye müzakere” noktasına evrilirse?

Korkum bu...

***
Şu an masanın bir tarafında dört, diğer tarafında beş maddelik öneriler paketi duruyor. Toplamda dokuz başlık… Aslında tarafsız bir gözle bakıldığında, dokuzunun da altına imza atmamak için hiçbir sebep yok. Hepsi makul, hepsi tartışılabilir ve en önemlisi; hiçbiri birbirini dışlamıyor.

Ama görünen o ki, siyasi kaygılar çözüm arzusunun önüne geçiyor. Her iki lider de ne karşılıklı önerileri kabul ediyor ne de reddediyor.

***
Üstelik öneriler birbirini tamamlıyor aslında... Her iki liderin önerilerinin ilk maddelerine bakarak anlıyoruz bunu...

Hristodulidis “çözüm temelinin yeniden teyit edilmesini” şart koşuyor. Erhürman ise “siyasi eşitliğin, dönüşümlü başkanlığın ve etkin katılımın prensipte kabulünü” talep ediyor.

Siyasi eşitlik ve dönüşümlü başkanlık, "iki ayrı devlet" modelinde karşılığı olan kavramlar değildir. Bu unsurlar ancak bir federasyonun çatısı altında anlam kazanır. Dolayısıyla Erhürman’ın şartı, aslında Hristodulidis’in "çözüm temeli" dediği o federal zeminin ta kendisidir.

***
Üçlü görüşme sonrası Kıbrıslı Rum bir meslektaşıma sordum: "Nasıl buldun?"

"Oyun içinde oyun" benzetmesi yaptı gazeteci dostum... Bir de "Nikos çok kurnaz" dedi.

Sanırım şu benzetme, onun düşüncesini özetlemek için yerinde olur: Kıbrıslı Rum lider, Tufan Hoca’nın "yumuşak karnına" değil, aslında Ankara’nın çizdiği sınırlara oynuyor.

Örneğin “çözüm temelinin yeniden teyit edilmesi” çağrısını yaparken; Türkiye’nin bu başlıktaki tavrını, sertliğini ve bariyerlerini çok iyi biliyor. Erhürman’ın bu soruya şu aşamada Türkiye ile restleşecek bir yanıt vermeyeceğinin farkında.

Aynı durum, Birleşmiş Milletler’in Crans Montana’ya kadar olan yakınlaşma ve farklılıkları madde madde ortaya koyacak bir belge hazırlaması önerisi için de geçerli. Belge dağıtılsın, ardından garantörlerin de dahil olduğu genişletilmiş bir konferans toplansın deniyor.

Ama yine biliyor ki; Türkiye, bu aşamada böylesi bir “resmi süreci” kabul etmeyecek.

Belge hazır” diyor mesela Kıbrıslı gazetecilere. “Mavi Rum tarafının, kırmızı Türk tarafının pozisyonu, siyah ise üzerinde uzlaşılan başlıklar…

Keşke bu belge kamuoyuna da açıklansa.

***
Kıbrıslı Rum liderliğinin kendi yumuşak karnı da ortada: "Dönüşümlü başkanlık."
Prensipte bile “kabul ediyorum” demekten kaçınılıyor.

Böylece...
Bir taraf “usulde anlaşmadan esasa geçmem” diyor. Diğer taraf “esası duymadan usulü konuşmam” diye direniyor.

Sonuç mu? Ne barış inşası ilerliyor ne de çözüm ihtimali yüz güldürüyor.

Belki de son buluşmanın en olumlu yanı, iki liderin "Birleşmiş Milletler temsilcisi olmasa bile baş başa görüşelim” uzlaşısı oldu.

Kim bilir; belki de aracıların, diplomatik protokollerin ve üçüncü tarafların gölgesi olmadan kurulacak o doğrudan temas, sahici bir iletişimin kapısını aralayabilir.