8 ülkeden master öğrencilerine “Kıbrıs’ın kayıpları ve toplu mezarlarını” anlattık…

Sevgül Uludağ

Tübingen Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Merkezi/Barış ve Çatışmaları Araştırma Bölümü master öğrencilerine, Kıbrıs’ta kayıplar, toplu mezarlar, kayıplarla ilgili insani öyküleri anlattık…

Tübingen Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Merkezi/Barış ve Çatışmaları Araştırma Bölümü master öğrencilerine, Kıbrıs’ta kayıplar, toplu mezarlar ve kayıplarla ilgili insani öykülere dair fotoğraflarla bir sunuş yaptık, sorularını yanıtladık. Lefkoşa’da ara bölgede bulunan Goethe Enstitüsü’nde 12 Şubat 2026 Perşembe akşamı yaptığımız sunuş yaklaşık iki saat sürdü.  Kıbrıs’ta 1963 ile 1974 yılları arasında yaşanan çatışmalar, travmalar, kayıp şahısların kimliklendirilme süreçleri, yaşanan sorunlar, aldığımız tehditler ve bu tehditleri yapanların bağlantıları, adada katliam yapan ve tecavüzleri gerçekleştirenlerin bunları fırsat bulup asla cezalandırılmayacaklarını bildikleri için gerçekleştirmiş olmaları gibi konularda aklılarına takılan soruları ayrıntılı biçimde yanıtladık.  Master öğrencilerine ayrıca Kıbrıs’ta “kayıplar”ın yalnızca resmi “Kayıplar Listesi”nde ismi bulunanlarla sınırlı olmadığını, “Ölü olduğu bilinenler” diye listelerin de olduğunu ve bu ikinci listede bulunanlar için de tıpkı “Kayıplar Listesi”nde olanlar için yaptığımız çalışmaların benzerini yıllardır yürütmekte olduğumuzu ayrıntılı biçimde ve örnekleriyle aktardık. Master öğrencilerine İki Toplumlu Kayıp Yakınları ve 1963-1974 Olayları Kurbanları’nın ortak örgütü “Birlikte Başarabiliriz”in kuruluşu ve faaliyetleri hakkında da ayrıntılı bilgiler verdik. Bu örgütün kurucuları, örgütün nasıl kurulduğu, nerelerde ve nasıl faaliyetler gösterdiği, okulları ziyaretleri, gençlere yönelik eğitimleri hakkında bilgi verdiğimiz “Birlikte Başarabiliriz” örgütünün ayrıca ressam Nilgün Güney’le ve onun stüdyonda yer alan Kıbrıslıtürk ressamların yanısıra Kıbrıslırum ressamlarla da işbirliği içerisinde “kayıplar” hakkında yürütülen çalışmalar ve açılan sergilerden de söz ederek, “Gerçeğin Rengi” ve “Acıdan Umuda” başlıklı sergilerden resimler gösterdik. AKEL Yeniden Yakınlaşma Bürosu’nun desteğiyle geçen yıl açılan ve Lefkoşa, Leymosun, Baf ve Larnaka’da sergilenen “Acıdan Umuda” başlıklı sergiden seramikler, heykeller ve resimler ile bunları yapan ressamlar hakkında bilgilendirdiğimiz master öğrencilerinin bu konulardaki sorularını da yanıtladık.

SEKİZ ÜLKEDEN ÖĞRENCİLER…

Gürcistan, Azerbaycan, İspanya, Almanya, Macaristan, Hollanda, Kıbrıs ve Kore Cumhuriyeti’nden sekiz ülkenin Tübingen Üniversitesi’nde master yapmakta olan öğrencilerine Kıbrıs’ta kayıplarla ilgili süreçleri, okurlarımızın adamızın her iki tarafında da “kayıplar”ın bulunması için onlarca yıldır yürütmekte olduğu olağanüstü insani çabaları somut örnekleri ve fotoğraflarıyla aktardık, toplu mezarların öykülerinden örnekler verdik.

KATLİAMLARDAN ÖRNEKLER…

1963 ile 1974 yılları arasında yaşanan çatışmalarda özellikle hem Kıbrıslıtürk, hem de Kıbrıslırum sivillerin hedef alındığı Minareliköy (Neahorgo Kitrea), Abohor (Epikho/Cihangir), Lisi (Akdoğan), Aşşa-Afanya (Paşaköy-Gaziler), Palekitire (Balıkesir) Dohni (Taşkent),  Çatoz (Serdarlı), Tseri, Muratağa-Atlılar-Sandallar (Maratha-Sandallaris-Aloa), Galatya (Mehmetçik), Yalusa (Yeni Erenköy) gibi katliamlar yaşanmış olan bölgelerden örnekler verdiğimiz öğrenciler, bu konularda aklılarına takılan soruları da sordular ve onları yanıtladık.

OKURLARIMIZIN İNSANİ YARDIMLARI…

Öğrencilere Minareliköy (Neahorgo Kitrea) katliamından sağ kurtulan ve sonrasında Voni (Gökhan) savaş esirleri kampından köye yiyecek toplamak üzere götürülen Kıbrıslırum kadınlar tarafından bulunan küçük kız çocuğunun öyküsünü, bu kız çocuğunun annesinin ve diğer yakınlarının gömülü olduğu toplu mezarı bir okurumuzun çok değerli yardımlarıyla nasıl bulduğumuzu ve küçük kızın sonrasında başından geçenleri anlattık. Sunuşumuzda, Palekitire (Balıkesir) katliamında tüm ailesini kaybeden, kendisi de vurularak öldü diye bırakılan Petros Suppuris’in ve George Liassi’nin öykülerini, Muratağa katliamında en yakın ailesinden 30 kişiyi kaybeden Hüseyin Rüstem Akansoy’un öyküsünü aktardık, okurlarımızın yardımlarıyla nerelerde hangi toplu mezarların bulunduğunu fotoğraflarla anlattık.

YERİNDE İNCELEME YAPIYORLAR…

Tübingen Üniversitesi’nde master yapan öğrencileri, Profesör Thomas Diez her yıl bir haftalığına Kıbrıs’a getirerek Kıbrıs’taki çatışmalar ve sonuçlarına dair master yapmakta olan öğrencilerinin konuyla ilgili çeşitli araştırmacılar ve akademisyenlerle yüzyüze görüşmesini sağlıyor. Böylece öğrenciler, master yaparken konuyu “kitabi” olarak değil, yerinde bizzat inceleme yaparak, insanlarla yüzyüze görüşerek ve sorular sorarak da öğrenme fırsatı elde ediyor. Bu yıl adamızı ziyaret eden 18 master öğrencisi, Umut Bozkurt, Ahmet Sözen, Maria Hacıbavlu, Hubert Faustmann gibi akademisyenlerden bilgi aldı, adamızın her iki yanında da incelemelerde bulundu.

Bize bu fırsatı sunduğu için Tübingen Üniversitesi’nden Profesör Thomas Diez’e yürekten teşekkürlerimizi sunuyoruz…

Tübingen Üniversitesi öğrencilerine kayıplar ve toplu mezarları, Goethe Enstitüsü'nde anlatırken...

Tübingen Üniversitesi öğrencileri ve profesörleri Thomas Diez'le birlikte, sunuşumuz ardından hatıra fotoğrafı çektirdik...


Kayıplar Komitesi çalışanları bugün grev ve eylem yapacak…

Kayıplar Komitesi’nin Kıbrıslıtürk çalışanlarının bir bölümünün bugün grev ve eylem yapacağı öğrenildi.

Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk çalışanlarının bir bölümünün örgütlü olduğu KTAMS lideri Güven Bengihan basına yaptığı açıklamada, çalışanların 43 gündür maaş alamadığını, bunun teknik bir imza sorunundan kaynaklanmasıyla birlikte, Maliye Bakanlığı’nın maaşların ödenmemesinden sorumlu olduğunu söyledi. TAK Ajansı’nın medyada da yayımlanan 14 Şubat 2026 tarihli haberinde konuyla ilgili olarak şöyle denildi:

“Kıbrıs İşçi ve Emekçi Sendikaları Federasyonu (KİEF) ve Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası (KTAMS) Başkanı Güven Bengihan, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Kayıp Şahıslar Komitesi’nde görev yapan 52 çalışanın 43 gündür maaşlarını alamadığını belirterek, çalışanların  pazartesi günü greve gideceğini açıkladı. Bengihan yaptığı açıklamada, sendikada örgütlü komite çalışanlarının 16 Şubat Pazartesi günü tam gün grev yapacağını, aynı gün saat 09.30’da ise Maliye Bakanlığı önünde basın açıklaması yapılacağını duyurdu. Bengihan, maaşların ödenmemesinin sorumlusunun Cumhurbaşkanı’nın imzasını tanımayan Maliye Bakanlığı olduğunu duyurdu.”

Edinilen bilgiye göre Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi’nde çalışan 27 kişi KTAMS’a üye değil, 25 kişi KTAMS’a üye. Bazı çalışanların greve gideceği, bazı çalışanların greve gitmeyeceği öğrenildi.

Umarız bu sorun en kısa sürede çözümlenir ve Kayıplar Komitesi Kıbrıslıtürk Üye Ofisi’nde çalışanlar, maaşlarını alabilirler.


***  BASINDAN GÜNCEL…

“Kıbrıs’ta Sovyet logolu halkın takımı: Omonia 29M…”

Kavel Alpaslan/EVRENSEL

Güney Kıbrıs’ın ikinci liginin puan tablosuna baktığınızda acayip bir takımla karşılaşıyorsunuz: Sovyetler Birliği’nin armasından esinlenen yonca logosuyla dikkat çeken Halkın Atletik Kulübü Omonia 29 Mayıs, ya da kısaca PAC Omonia 29M.

İyi hoş, ama birinci ligde de Omonia ismiyle yarışan, yonca logolu bir başka yeşil-beyazlı takım daha var? Aradaki fark bizi Ada’nın toplumsal mücadeleler tarihine ve mülkiyet sorununa götürüyor...

Önce geçmişe gidelim...

Omonia, Kıbrıs için ‘komünizm’ ile eş anlamlı bir takımdır. Çünkü Kıbrıs futbolunda APOEL ile  Omonia arasında şekillenen en büyük rekabetin kökleri Lefkoşa’nın sınıfsal arka planına dayanır. Hem de öyle basit bir ‘işçi sınıfı - burjuva takımı’ derbisinden de çok daha keskin bir şekilde bu iki takım birbirinden ayrılır.

Yunanca ‘harmoni, birlik’ anlamına gelen Omonia, 1948 yılında Kıbrıs’ta İngiltere destekli sağcı güçlerle komünistler arasında yaşanan çatışmanın ortasında doğar; APOEL kulübünün antikomünist bir telgraf yayımlamasını protesto eden ve bu nedenle ‘hain’ denilerek ihraç edilen futbolcular ve üyeler tarafından kurulur. Logosundaki direnç simgesi yoncayla faşist ve milliyetçi eğilimlere karşı alternatif bir spor kulübü inşa etmeyi amaçlayan Omonia, kısa sürede kentin yoksul ve emekçi kesimlerinden büyük destek görürken, APOEL ise tam tersi istikamette konumlanır. Kıbrıs futbolunun en köklü ‘sınıfsal’ rekabeti böylece başlar.

Omonia takımının tribünleri de bu mirasla adından sık sık söz ettirir: Orak çekiçli koreografilerden  Soma Katliamı olduğu zaman da göçük altında kalan işçilerle dayanışma mesajlarına... Fakat 2010’lu yıllarda yönetim, kulübü Amerikalı-Kıbrıslı milyoner Stavros Papastavrou'ya satma kararı aldığında her şey değişir. Biriken borçları gerekçe göstererek yaşanan bu devir teslim sonucunda Omonia’nın taraftar mülkiyetinde olan bir takım olmasını gerektiğini savunan Gate 9 taraftar grupları ayrılma kararı alır. Ardından 2018 yılında ‘limited şirketi altında bir Omonia’ yerine ‘halkın takımı Omonia’ yani PAC Omonia 29M kurulur.

En alt kademede başlayan yolculuk binlerce taraftarın fanatik desteğiyle hız kazanır. Takım üç yıl üst üste lig atlar, iki kez lig şampiyonluğu yaşar. Ardından dişli bir kulüp olarak İkinci Lig’e demir atar. Bugün birinci lige yükselmek için mücadele eden Omonia 29M, belki gelecek senelerde hem tarihi rakibi APOEL’e hem de şirketleşmiş Omonia’ya rakip olabilir...

Dikkat çekici olan şey, kulübün tamamen taraftarlar tarafından organize ediliyor oluşu. Her mayıs ayında tüm üyelere açık genel kurul düzenleyip yeni yıl bütçesi oluşturuyorlar. Transferlere harcanacak milyonlarca avroya sahip değiller; kulüp ekonomisi sırtını sadece taraftarlarca satılan ürünler, toplanan bağışlar ve maç bileti satışlarından elde edilen gelirlere yaslıyor. Bunun yanı sıra sponsorluklar da kullanılıyor.

Gelelim şirketleşen Omonia’ya... Aslında son derece sportif anlamda kulüp istatistiklerde ‘başarılı’ bir profil çiziyor: 2020 ve 2021 sezonlarında şampiyon oldu. Daha sonra da Avrupa’da mücadele etme şansı kazandı. Hâlâ sol kültürü koruyan taraftarı da bütün olarak Omonia 29M’ye geçmiş değil. Fakat Cyprus Mail’in haberine göre her geçen gün ‘eski’ ve endüstriyel olmayan futbol özlemi çeken Omonialılar kendilerini desteğe geliyor.

Kimilerine göre Omonia’da yaşanan ayrımın arkasında Emekçi Halkın İlerici Partisinin (AKEL) siyasi çizgisinin de rolü var. Omonia’da tarihsel olarak önemli söz sahibi olan parti, Güney Kıbrıs için önemli bir siyasi aktör. Bugün ikinci büyük parti konumundaki AKEL, 2016 yılından beri ciddi bir oy kaybı yaşıyor. Gate 9’daki taraftarlara göre Omonia yönetimindeki AKEL üyeleri özelleştirme kararını getirerek ‘Kulübün ideolojik ilkelerini çiğnedi’. Bu kararı savunanlarsa ‘gerçekçi’ bir politika izlediklerini, aksi takdirde kulübün borç batağından çıkamayacağını söylüyor.

Belki bu olaylar bir açıdan merkeze kayan solun yaşadığı krizin yeşil sahalardaki yansıması olarak okunabilir. Ancak ayrılık kararından öte Omonia 29M’nin yapısı başlı başına dikkat çekici. Futbolun giderek daha fazla paralarla, daha endüstriyelleşmiş döndüğü bir dünyada sadece bir alternatif sunmuyor, aynı zamanda destek verildiğinde bu alternatifin sportif olarak da başarılı olabileceğini söylüyor.

(EVRENSEL – Kavel ALPASLAN – 5.2.2026)