60. Yılda Vardığımız Sonuç…

Kutlay Erk

Bugün, Kıbrıs’ta Türkler ve Rumlar arasında silahlı çatışmaların başlamasının altmışıncı yıldönümü… Kıbrıs sorununun değişik aşamalarla süregeldiği ama çözülemediği altmış yıl… Bu altmış yıl içinde özellikle Kıbrıslı Türkler neler yaşadı?!

Bu süreçte Kıbrıslı Rumların neler yaşadığını umursamaz değiliz; sürecin ilk on bir yılında tuzları kuru idi, siyasi yöneticileri de adada dağınık olarak yaşayan Kıbrıslı Türklere yapabilecekleri tüm kötülükleri yapmaktan çekinmiyorlar idi… Uluslararası hukukun, BM’nin ve garantör Türkiye’nin izin vermediği halleri bile zorlayarak yapıyorlar, Kıbrıslı Türkleri ekonomik yoksunluğa, insan haklarından yokluğa ve varlıktan yok olmaya mahkûm etmeye çalışıyorlardı. Kıbrıs Rum toplam siyaseti de faşist Helen milliyetçisi EOKA’nın yaptıklarını onaylayan sessizlikte idi. Ta ki 1974 faşist Yunan cuntasının Kıbrıs’taki temsilcisi ve işbirlikçisi EOKA-B ile birlikte ve kendileri gibi olmayanlara karşı askeri darbe yapsınlardı… Aralık 1963’te Kıbrıslı Türklerin yaşadığı ölümleri, kayıpları, göçleri, kahırları ve onulmaz acıları onlar da yaşamaya başladı. Bugüne kadar geçen sürecin muhasebesini onlar da kendileri yapsın.

Kıbrıslı Türkler olarak altmış yıl önce bugünden başlayarak 1974 yazına kadar direndik; var oluş mücadelesini yaşamın her yolunda verdik. Can ve mal kayıplarımız oldu, göçmen olduk, acıların en derinlerini, kahırların en büyüklerini yaşadık. Gettolarda yaşadık, ada içinde serbest dolaşamadık… Ama direndik; yılmadık… Direnirken de bizim hak ve hukukumuzu, mal ve can güvenliğimizi, varlığımızı sürdürmemizi sağlayacak bir çözümün olacağına inandık. Garantör Türkiye’yi ufukta bekler olduk; bir şeyler yanlış giderse eşgerecekler diye bekledik.  Ağustos 1964’te eşgerip geldiler savaş uçakları ile Dillirga bölgesine ve orada bulunan Kıbrıslı Türk üniversite öğrencilerinin Kıbrıslı Rum faşist Grivas ve EOKA milislerinin saldırısından kurtardılar. Aynı Grivas ve EOKA ekibi Kasım 1967’de Köfünye ve Aytotro’ya saldırdı; bu defa da Türk donanması eşgerdi ama ABD müdahale edip geri çevirdi; Rum saldırısı da durduruldu.

15 Temmuz 1974’te Yunan cuntası ile Kıbrıslı Rum EOKA-B’sinin Kıbrıslı Rum lider Makarios’a yaptığı darbe yaşadığımız altmış yılın dönüm noktalarından en belirgini oldu. 20 Temmuz sabahı Türk ordusu kara-hava-deniz gücü ile eşgerdi. Türkiye garantörlük hakkını kullanıyordu; Kıbrıslı Türkler de can ve mal güvenliğinin derdinde idi. Şurasını parmağımızın arkasına saklanmadan söylemek gerek. Rumların faşist EOKA-B örgütü darbe sırasında kendilerine biat etmeyen Kıbrıslı Rumları, özellikle de kendi milliyetçiliklerine karşıt gördükleri solcu Rumları öldürmekten çekinmediğine göre, onlarla işini tamamladıktan sonra Kıbrıslı Türklere dönüp “Hade gelin birlikte yaşayalım, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklarınızı da tepe tepe kullanın” demiyecekti. Kendi insanını siyasi farklılıkları nedeniyle öldürenler faşist Rumlar, ulus farklılığını hiç sindiremedikleri Kıbrıslı Türkleri sağ mı koyacaktı?! Türkiye’nin Ecevit hükümetinin Kıbrıs’a bu aşamada askeri müdahalesi elbette Türkiye’nin çıkarlarını da gözetiyordu ama Kıbrıslı Türklerin can emniyetini de gözetmişti. Ve kurtulmuştuk… Kayıplar vererek, yeniden göç ederek, derin acılarla, büyük kahırlarla kurtulmuştuk…

Amma velakin işin aslı sonraları çok değişti… Altmış yılın sonunda kurtulup kurtulmadığımızı sorgular olduk, nerden kurtulup nerden kurtulamadığımızı sorgular olduk. Rumların fiziki soy kırımından kurtulduk; kurtaranın varlığımızı tehdit eden siyaseti ile boğuşur olduk. Kimliğimiz beğenmediler, yeterince Türk - yeterince müslüman değilmişiz; kimliğimizi değiştirme mühendisliğini yerel işbirlikçileri ile yapmaya çalışıyorlar. Suratımıza bakarak “Beslemeler” diyebilmeleri için ekonomik olarak kendilerine bağımlı olacağımız bir düzeni kurguladılar, uyguluyorlar… Her türlü yasadışı uygulamaları ve pislikleri için Kıbrıs’ın Kuzeyini arka bahçeleri yaptılar. Mafyaları burada, kara para aklamalar buradan; uluslararası kaçakçılığın envayi çeşidi buralardan yapılıyor. Uluslararası İnterpol’ün aradığı suçlular buralarda mesken tutuyor… Mafyalar buralarda silahlı çatışma ile hesaplaşıyor. Kendilerini Kıbrıs Türk milliyetçisi diye takdim eden ama aslında kendi bencil çıkarlarının esiri olan birçok sağ siyaset erbabı ile birlikte yönetiyorlar bu arka bahçeyi…

KKTC dedikleri devletin nüfusunu bilmiyorlar, saymıyorlar da; sürekli de yeni vatandaşlık veriyorlar… Toplam nüfus bir milyondan az değil, Kıbrıslı Türkler yüz bin kişiden fazla değil… Adanın tamamında azınlık olmayı kabul etmeyip altmış yıl önce mücadeleye başladık, direndik; Kuzey’de kurduğumuz devletimizde azınlık olduk… Bir anlaşma ile, 1974’te ele geçirdiğimiz Kıbrıs Rum mallarının değil bir kısmını tek bir taşını bile vermeyiz derken, on binlerce dönümü başka yabancılara sattık… Bir eski başbakan, görevde iken yaptığına inanılan bazı usulsüzlükler kamuoyu bilgisine gelince ve yargıya havale edileceğini anlayınca adayı terk etti, kendi kendini İstanbul’a sürgün etti; dokunamıyoruz. “Devlet malı deniz, yemeyen domuz” tekerlemesini anmadığımız gün geçmiyor; sağ siyasette devlet malını yeme “başarısı” ve “sanatı” hayret verici boyutta… Ülkenin fiziki altyapısı yetersiz ve kötü, eğitimi dini tarikatların saldırısı altında, sağlık sistemi çöktü, turizm kumarbazlardan ibaret, sokaklar karanlık; karanlık işler rahatında ve tıkırında gidiyor…
Altmış yılın özetinin özeti bu… Nereden başlamıştık, ne onurlu mücadeleler vermiştik, ne dayanışmalarla ne zorlukları aşmıştık; altmış yıl sonra geldiğimiz yer bataklık ve çirkef… Müsebbibi Kıbrıs’ın kuzeyini yönetmek üzere görev aldığını söyleyip yönetmeyen sağ siyaset, Türkiye’ye “Şükran” çekerek biat ve itaat eden ama aslında böylece Türkiye’yi sömüren sağ siyaset ile Türkiye’nin çıkarları için Kıbrıs Türk sağ siyasetinin yoz unsurlarının yolunu açan ve onlara göz yuman Türkiye siyasi unsurları… Yurduna, kimliğine ve varlığını sürdürmeye titizlikle bağlı olan ve onlarca yıl mücadele eden Kıbrıslı Türklerin son altmış yıllık macerası bu işte; övünenleri Kıbrıs Türk tarihi mahkum edecektir.

Sevgili babam… Altmış yıl önce seni kaybettik… Bugünler için yitmemiştin; bugünleri değiştirmeyi ve Kıbrıslı Türklerin çağdaş değerlerde ve ortamlarda yaşamasını gerçekleştirmeyi sana söz veriyoruz. Biz söz veriyoruz… Kimleriz biz?! Onların önceleri “Komonistler Moskova’ya”, sonraları “Rum seviciler Güney’e”, şimdilerde de “Çalışmak için Avrupa’ya gidin” dedikleri; yani yurtseverler, ilericiler, demokratlar, dürüstler, emeği ile yaşayan ve yaşatanlar…
Son altmış yılın sürecindeki var oluş mücadelelerinde yitirdiğimiz tüm canlar, ışıklar içinde uyuyun; geleceğin mutlak sizin canınızı verdiğiniz değerlerin yaşandığı günler olması için “Bizler” mücadelenizi devam ettireceğiz.