4745 GECE MASALLARI

Tamer Öncül

Evvel zaman içinde, paralar kutu içinde, hinler cirit oynarken, eski saray içinde...
Pireler sahibinin sesi; Bitler kıl peşindeyken;
Ben deyim şu Kuzeyden, siz deyin şu karşıdan, uçtu uçtu bir kuş uçtu, kuş uçmadı başımıza sıçtı…
Yanke amca beşiğimizi tıngır mıngır sallar iken,
Uçtu mu, sıçtı mı demeye kalmadı; beşik kaydı elinden…
Uzun öfkeli bir çocuk düştü beşikten ...
Biri kaptı parayı, biri aldı kutuyu; dolandırdı  köşeyi...
Aman da ne köşeymiş o köşe! Nice dönekler türemiş, nice dalkavuklar dömelmiş…
Dön dön büyümüş köşe, büyürken öfkesiyle…
O öfke ile minarenin birini beline sokmuş, borudur diye! Mollanın birini cebine koymuş, darıdır diye! Abdurrahman çelebi de bir çifte atmış, geri dur diye!
Amma velakin, bizimki “herkesten ileri!”… “Ananı da al da git!”diye kükremiş…
O gitmiş, öteki gitmiş... Az gitmiş, çok yemiş ... Dere, meydan  düz etmiş... Çayır, çimen geçerek; çiçek ağaç sökerek; soğuk şerbet içerek, paralelin sırtında on üç yılı geçirmiş…
Bir de dönüp ardına bakmış ki, ne görsün: Boy boy AVM’ler mi istersin, nükleer santraller mi?
Sular seller yetmemiş Tomalara, kalanı HES’lere mi vermemiş!..
Ne ise, var varanın, sür sürenin, baykuşu çoktur Pensilvanyanın, derken efendimin ağası, bir ayağıyla Başbasan, diğeriyle Saraya hükmetmiş!
Gülünü tutup dereye atmış, dostu düşmanı aralayıp, bedavadan bir kayık kiralamış…
Fış fış kayıkçı; kayıkçının küreği, doldur bizim cepleri, akşama Çançan böreği, sabaha Kaya levreği... Yesem yesem doymasam!
Vay başıma, hay başıma, bir devlet kuşu konsa şu dik başıma! demeye kalmadı, Kavuğu taktılar başına; hem de cip YENİ…
Eeee, dile kolay 2 bin yıl beklemiş dünya böylesini! Az bile bu şaşaa, bu cümbüş…
16 bayraklı atlar kişnedikçe coştu ulema… “17, 17” deyu tezahürat eylendi…
Arafat dağından İŞİDildi o kutlu günün gümbürtüsü, nice kelleler kesildi yoluna; ama “Sükuun oluna!” buyurdu haşmetli!
“Önce varayım şu zındıklı beslemeler diyarına; sonra uğrarım o kutsal diyarlara..”
Kavuğunun tozuyla sürdü Yeni küheylanını “Son Fethedilen Diyarlara, emanet edip tahtını ve haremini” yeni sadrazamına…
Bereket, ipek sırmalardan uzun örmüştü ipleri parmaklarının ucuna…
Zındık diyarının ŞÜKRANları toplandılar telaşla; Fizan’dan zemzem suyu; Aysergi’den kuş sütü…
“Olası Densizliğe” karşı zaptiyeler seferber… Yeni çeri ağası, “Densizlerin otağlarını başlarına yıkma” planları yapıyor…
Avuçlar yağlanmış; alkışa hazır: Şak, şak, şak!.. (Silihtar’da, beş bin şakşakçı için MÜNHAL!)
Dedem Korkut(p) kalktı mezarından; şahlandı asrın projeleri; inledi(kıçı oyulmuş) dağlar…
Hırkası ilikli Dervişler el etek öpüp eğildiler huzurda…
Kulaklar tetikte; “aman iyi İŞİDelim Hünkar’ın buyruklarını; yoksa ne baş kalır omuzların üstünde; ne de koltuk kalçaların altında…”
Acun’da Sulh günüydü o gün!..  Seksen Pare TOP atıldı havaya…
Düşe düşe üç potin düştü gökten …Rap rap rap!
Üçü de kafamıza!
(Kutuları nerede diye sormayın sakın… Bu masal sizin bildiğiniz masallardan değil; post modern bir masal… Yeni Dünya DÜZENİ gibi bir şey anlayacağınız…)
Hade, iyi uykular!...