3 Soruda “Öğretmen Olmanın Dayanılmazlığı”

Salih Sarpten

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda bugün eğitim adına çok önemli bir yasa değişikliği görüşülecek. Hükümet; çok uzun bir süredir siyasi istismar aracı olarak kullandığı, bu nedenle de kronikleştirdiği “geçici öğretmenlik” sorununu çözme adına Kıbrıs Türk Eğitim Sisteminde “Öğretmen Yetiştirme” anlayışını kökünden değiştirecek tehlikeli bir yasa tasarısını geçirme niyetinde…

Sorularla bu yasa tasarısının neden çok tehlikeli sonuçları olabileceğini ve neden geçmemesi gerektiğini anlatmaya çalışayım:

Soru 1: Bu yasa tasarısı eğitim kalitesini artırmak adına öğretmen yetiştirme yaklaşımında nitelikli bir gelişim getirmek için mi hazırlandı?

Cevap 1: Hayır. Toplumun tamamı bunun bilinçli bir siyasi çıkarlar bütünü olduğunu açıkça görmekte ve bir tür siyasi rüşvet olarak algılamaktadır.

Soru 2: Yapılmak istenen değişiklik bilimsel mi?

Cevap 2: Hayır. Bilimsellik şöyle dursun, çağdaş yaklaşımlarla uzaktan yakından ilgisi yok. Şöyle ki; bu değişiklikle Atatürk Öğretmen Akademisi’ne, lise mezunlarının girmekte olduğu yazılı ve sözlü sınavın dışında, sadece lisans mezunlarının girebileceği bir Seviye Belirleme Sınavı ile öğrenci alınması ve bu öğrencilerin bir buçuk yılda mezun edilerek Akademi diploması verilmesi öngörülüyor.

“Hangi seviye? Neye göre ölçülecek? Bu seviyeyi yakalayamayanlar ne olacak?” gibi sorular bir yana; her şeyden önce böylesi bir düzenleme şu anlama geliyor: Hukukçular, mühendisler, mimarlar, doktorlar, gazeteciler, siyaset bilimi uzmanları ve daha yüzlerce farklı lisans alanı mezunu, eğer isterlerse bir buçuk yılda öğretmen olabilecekler. Sadece bu durum bile bulunan "çözümün" ne kadar sorunlu olduğunun en açık göstergesidir.

Dahası bu büyük sorumluluğunu Atatürk Öğretmen Akademisi, yönetici ve akademisyenlerinin boynuna asmak, eğitim biliminin değil de siyasetin belirlediği kurallarla seçilen öğrencileri akademisyenlerin önüne koymak en hafif deyimiyle vicdansızlıktır.

Soru 3: Bu değişiklik, gözbebeğimiz gibi bakmamız gereken bir kurum olarak Atatürk Öğretmen Akademisi’ni itibarsızlaştıracak mı?

Cevap 3: Ne yazık ki evet. Çünkü öğretmen yetiştirme sisteminin kalitesi;

  • Girişte Kalite: Mesleğe en yetenekli, motivasyonu yüksek ve donanımlı adayların seçilmesi,
  • Süreçte Kalite: Verilen eğitimin çağdaş, ilerici, pratikle desteklenmiş ve yüksek standartlarda olması,
  • Çıktıda Kalite: Mezun olan öğretmenlerin topluma yön veren birer eğitim lideri olarak okullara adım atması ile mümkündür.

Bu üç unsurun ilk ikisini bozduğunuzda, doğal olarak üçüncüsü de bozulacaktır. Yani, böyle bir yasal düzenlemeyle ne yapılırsa yapılsın, Atatürk Öğretmen Akademisi kaliteli öğretmen yetiştiren bir kurum olma özelliğini kaybedecektir.

İlköğretim, eğitim sistemlerinin en önemli kademesidir. Bu kademede hizmet veren öğretmenlerin kalitesi, doğrudan toplumun niteliğini belirler. Bir ülkede öğretmenlik mesleğini kaliteli kılmanın ilk kuralı o mesleğe verdiğiniz değerdir.

Bu yasa tasarısı: Öğretmenliği, insanların ilk tercihi olmayan, aslında yapmak istedikleri ve eğitimini aldıkları alanların çok uzağında kalan, sırf bir meslek sahibi olmak için “yan kapıdan” akademiye sokularak kısa sürede mezun edilenlerin yapacağı sıradan bir işe dönüştürecektir.


Anlayana Gülmece

Hoca Olmak

Papağan almaya giden yaşlı adam ilk beğendiği papağanın bin dolar olduğunu görünce biraz da merakla sorar:

  • Yahu bu neden bu kadar pahalı?
  • Amca bu papağan tam üç yüz kelime bilir, ondan bin dolar.

Yaşlı adam bir başka papağını işaret ederek onun fiyatının iki bin dolar olduğunu öğrendiğinde hemen söze girer:

  • Peki, bunun marifeti nedir de iki katı fiyatı var? Altı yüz kelime mi biliyor!
  • Hayır, ama o üç yüz kelimeyi hem İngilizce hem Türkçe söyleyebiliyor.

Daha uygun bir fiyata papağan bulabilmek için etrafına bakınırken, bir köşede sessiz sedasız duran oldukça yaşlı bir papağan gözüne ilişir ve onun fiyatını sorar:

  • O en pahalısı amca, tam on bin dolar.

Adamcağız hayretler içinde sorarak:

  • Yahu kaç lisanda kaç kelime biliyor? Kuşçu hemen yanıtlar:
  • Vallahi o papağının şimdiye kadar tek bir kelime ettiğini duymadım ama diğer iki papağan, her sabah ona “saygılar hocam” diye hitap ederler. Belli ki kerameti vardır.

Okumuş muydunuz?

Problemi yaratan beyinle, aynı problemi çözmek mümkün değildir.