Marinos NOMİKOS/TO THEMA ONLINE
23 yıldır Lefkoşa’da yaşıyorum ve eski şehir merkezinde her yürüyüşümde — Politis gazetesinin kurşun izleriyle dolu otoparkına her park ettiğimde ya da bir geçiş noktasına yaslanmış kum torbalarının yanından her geçtiğimde — bu şehrin sırtında taşıdığı dayanılmaz yük aklıma geliyor. Sonra surların dışına adımımı atıyorum ve unutuyorum. Tam olarak böyle.
Genelde bir şeyleri unutmaya meyilliyiz — belki de bir savunma mekanizması olarak, zorunluluktan — geçmişin hayaletleri kulaklarımızda uğuldamadan günümüzün acımasız gerçekliğiyle mücadele edebilmek için bir başa çıkma mekanizması olarak. Fakat unuttuğumuzda, kaçınılmaz olarak hatalarımızı tekrar etmeye mahkum oluruz. Ve burası, tüm bunları zor yoldan öğrendi.
Yaklaşık bir yıl önce, Lefkoşa’daki Levendis Belediye Müzesi’nin halkla ilişkiler ve iletişim sorumlusu Margarita Gunnafi, başkentin çalkantılı modern tarihine dair bir multimedya retrospektif olan 2. Sektör: Lefkoşa [Sector 2: Nicosia] adlı sergiden bahsetti. Gidemedim. Nedenini hatırlayamıyorum. Sonra serginin bittiğini varsayarak bunu tamamen unuttum ve onu, gündelik hayatın aralıklarından kayıp giden önemli şeylerden oluşan, sürekli büyüyen zihinsel yığının içine attım.
Sonra, birkaç gün önce, Margarita ile tesadüfen yaptığımız bir sohbet sırasında serginin hala devam ettiğini ve büyük bir sergi turu için yaptığı davetin hala geçerli olduğunu öğrendim. Şimdiye kadar anlamış olacağınız üzere, aynı hatayı ikinci kez yapmadım.
“Kendi şehrinizi yabancı gibi hissetmek…”
2. Sektör, tarihsel retrospektiflerin neredeyse hiç başaramadığı bir şeyi başarıyor: kendi şehrinizi size belli belirsiz, tanıdık bir yabancı gibi hissettiriyor — yeniden tanışmaya, yeniden değerlendirmeye, ilk kez net bir şekilde görmeye çalıştığınız biri gibi. Serginin adı tesadüfi değil. “2. Sektör”, BM’nin bu bölgeye verdiği soğuk ve bürokratik isim; ancak serginin asıl konusu, tarihin gündelik hayata sızarak acıyı yaşanmış bir deneyime dönüştürmesi. Duygusal ve klinik tarihsel içeriğinden arındırıldığında Lefkoşa, kağıt üzerinde isimsiz bir BM yetki alanı haline gelir — özünde son derece insani olan bir askeri statü. Mekan, eski şehir merkezinin labirentimsi sokak ve çıkmazlarını yansıtacak şekilde tasarlanmış, ve bunların içinde, 60 küsur yılın tenine kazıdığı çatlaklarla yüz yüze geliyorsunuz.
Müzesel yolculuk dört bölümde ilerliyor ve ayrılığa giden süreci ilmek ilmek açıyor. Sergideki hikaye, başlangıçta uyumlu olan birlikte yaşamın, rekabet eden milliyetçiliklerin ağırlığı altında sarsılmaya başlamasıyla, 1956 ve 1958'deki karanlık şiddet sarmalıyla devam ediyor.
“Kent, çok erken yaralanmış…”
Burada, kentin ne kadar erken yaralanmış olduğunu keşfediyorsunuz: ilk dikenli tel, Mayıs 1956’da İngiliz kuvvetleri tarafından çekildi, ilk bölünme bu şekilde yaşandı; bu tel, Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk bölgelerini birbirinden ayırdı, ve serbest dolaşımı kısıtladı. Mason-Dixon Hattı (evet, İç Savaş öncesinde Amerika’nın Kuzey ve Güney’i ayıran terim burada da kullanılmıştı) veya Clemens Hattı olarak adlandırılan bu ilk sınır, yedi yıl sonra çizilen Yeşil Hat’tın öncüsüydü. Bir köşede, o hattan kalma orijinal bir dikenli tel parçası (yanında, ileride Nuris döneminde oluşturulan çitten eklenecek bir parça için bırakılmış boşluk). Bunu bilmediğimi itiraf etmeliyim. Biraz şok ediciydi ama aynı zamanda aydınlatıcıydı; sanki bölünmenin her zaman kaderimize kazınmış olduğunun bir işareti gibiydi.
Ardından Aralık 1963’teki kopuş geliyor; o ayın 30’unda bölücü sınır çizgisi resmen hayata geçirilerek aynı şehir içinde iki paralel dünya yaratıldı. Ve sonra 1974 — Avrupa’nın son bölünmüş başkentinin kaderini belirleyen, geriye kapalı kapılar ve askıya alınmış anılar bırakan son travmatik yara. Başlangıçta 3. Sektör ve Kanada denetimi altında sınıflandırılan Lefkoşa’nın, 1993’te İngiliz sorumluluğu altındaki 2. Sektör’e geçmesi çarpıcı bir ayrıntıdır — sergiye adını veren de bu tanımlamadır.
“Travmayla yaşamayı öğrenmek…”
Bu, size ders vermek ya da melodrama yoluyla gözyaşlarınızı akıtmak isteyen bir sergi değil. Umudumuzdan vazgeçmeden travmayla yaşamayı nasıl öğrendiğimizi anlamaya yönelik bir girişim. Sıradan insanların sesleri, gündelik yaşamın nesneleri ve serginin her yerine dokunmuş sanatsal müdahaleler bir araya gelerek kolektif hafızamızın yapbozunu oluşturuyor ve barışın verili bir şey değil, sürekli ve günlük bir tercih olduğunu vurguluyor.
Sergi, müze küratörü Hrisostomos Sakalli’nin araştırmalarından doğdu ve Magdalena Zira’nın koordinasyon vizyonu ile Elena Katsuri’nin mekansal tasarımı sayesinde somut bir hal aldı. Sahnelemenin ve enstalasyonların bu tiyatral niteliği, Sektör 2'yi bir tarih sergisinden bir hafıza deneyimine dönüştürüyor.
“Sergi, Yunanistan’a da gitti…”
Sergi kısa bir süre önce Atina’ya taşındı ve Yunanistan’ın AB Konseyi Başkanlığı çerçevesinde bir kültür köprüsü görevi görerek, Yunan ziyaretçilere Yeşil Hat’tın tarihsel ağırlığını tanıtmak amacıyla Yunanistan Parlamentosu’nun Kapnergostasio binasında yeniden kurgulandı.
“2. Sektör: Lefkoşa” sergisi, 17 Haziran’a kadar Salı-Pazar günleri 10:00–16:30 saatleri arasında Levendis Belediye Müzesi’nde ziyaret edilebilir. Sergi, müze direktörü Ceni Limperopulu Savvidu ve Maria Batsalosavvi’nin yönetiminde; Petros Papabolivíou ve Antigone İraklidu ise akademik katkılarını sunuyor. Atina’da sergi, 24 Mayıs’a kadar Yunanistan Parlamentosu’nun Kapnergostasio’sunda devam ediyor ve Smartify uygulaması aracılığıyla kendi kendine sesli tur imkanı sunuluyor.
“Bölünmeye karşı direnişi keşfedin…”
Eğer siz de benim gibi şimdiye kadar bu sergiyi göz ardı ettiyseniz, sakın kaçırmayın. Bu sergi, kargaşa ve kaosun ortasında sıradan vatandaşların korkularına tanık olmaya ve umudu canlı tutan bölünmeye karşı direnişi keşfetmeye davet ediyor. Levendis Müzesi’ne gidin ve şehrin, hatırlamaktan kaçındığınız her şeyi size fısıldamasını dinleyin.
* Levendis Müzesi müdürü Ceni Limperobulu Savvidu ve halkla ilişkiler ile iletişim sorumlusu Margarita Gunnafi’ye, olağanüstü tur ve cömert misafirperverlikleri için teşekkür ederiz.
(Bu sayfada sergiden çekilmiş fotoğrafların bir kısmı, Kosta Konstanti tarafından çekildi, teşekkürlerimizle paylaşıyoruz…)
(Marinos Nomikos’un yazısı 18.4.2026’da TO THEMA ONLINE’da yayımlandı ve PENNA tarafından Türkçeleştirildi.)
ÖNCELİK SAYFA 17. Küçük Kaymaklı'dan bir göçmen kadının resmi, sergide...
Küçük Kaymaklı'dan bir göçmen kadının resmi, sergide...
Küçük Kaymaklı'dan Kıbrıslıtürkler, Sampson'un adamları tarafından götürülürken. Bu resim de sergiden...
Küçük Kaymaklı'dan esir alınan Kıbrıslıtürkler, Sampson ve adamları tarafından Regis'e götürülürken... Bu resim de sergiden...