1977'te soğuk bir sabahtı

Cenk Mutluyakalı

Kıbrıslı bir sanatçı duruyor, Mimar Sinan Üniversitesi sahilinde, ayakta, dimdik...
Damağında bir sızı var, dinmiyor...

Bir fotoğraf var elinde…
Son fotoğraf”ın yüzünde kurşun, saçlarında barut, gözlerinde ateş...

* * *

Kağıttan gemiler yapıyor, bırakıyor sahile.
O kağıttan gemilerin yükünü omuzlarında taşıyor, o gemiler kuşlar uçuruyor uzaklara... 
Lefkoşa’da bu kez...
Ülmen Aygın bir Sümer Erek doğuruyor.
İçinin kıyılarını tarifsiz isyanların köpürttüğü bir anıt gibi duruyor...
Muharrem’in portresi elinde...
O bizden daha genç, hep o günkü yaşta, hep aynı gülüşte, saçları dağınık, bakıyor...

* * *

Muharrem Özdemir adalı, buralı, bu topraklara sevdalı.
40 sene önce faşistler katletmiş...
7 Aralık günü....


Öğrenciydi Muharrem...
1977’in soğuk bir sabahıydı...
İki genç birlikte yurttan çıkmıştı...
Yolda birileri silahla kaçırmıştı onları...
“Siz Kıbrıslılar yeterince Türk değilsiniz”  suçlamalarına karışmıştı kurşun sesleri...

* * *

“Haykırıyor yığınlar yitirdiklerimizin sesiyle” demişti şair…
Özer, Mehmet, Muharrem... 
Mustafa, Ercan, Sadık…
Faşistler vurmuş hepsini...

Çocuktuk biz... Onlar hep genç kaldı...

Dünyanın her yerinde ve bu adanın her karışında barışa karşı çıktı faşistler...
Dün de... Bugün de... Hâlâ...

* * *

Şimdi, seneler sonra, sigara fabrikasından bozma meclise başlarını sokma derdindeler.
Hani o cicili cümlelerinin ardında ‘kan’ var.
“Yeterince insan olmak” yok aslında...

* * *

1977’nin soğuk bir sabahıydı.
Aralıktı.
İki genç ayrılmışlardı öğrenci yurdundan.
Biri Muharrem’di.
Öteki Sümer ya da Ülmen; ağzının içine sıkmışlardı üç kurşunu, delip geçmişti ikisi, biri damağında durmuştu.
O ölmedi.
Duruyor şimdi, ayakta, dimdik... 
Muharrem ellerinde…
Gözleri buraya bakıyor...
Saçlarında barut var delikanlının...
Kağıttan gemiler bırakıyor sahile...
Damağında bir sızı...