Lise’den sonra; ya da Gaziveren – Lefke – Güzelyurt ovalarından sonra, Ankara’ya gitmek hayatımdaki ilk büyük değişiklikti…
-*-*-
Bir kere, evde anne – baba vardı ve ekmek elden su golimbadiden bir 18 yaş geçirmiştim!
-*-*-
Evet, Ankara’da da sevgili dayım Ahmet Teralı (nur içinde uysun) ve Candan yengem (Allah sağlık ve uzun ömür versin) asla yalnızlık hissettirmediler ama gerçekten çok bocalamıştım!
-*-*-
Bir kere, ne kadar dilinize, aksanınıza, ağzınıza, şivenize sahip çıksanız da bazen konuştuğunuz anlaşılmıyordu…
-*-*-
Birkaç hocam bu yüzden ilk başlarda, “nerelisin oğlum sen?” sorusuna maruz kalmıştım ki bu sıkıntıyı, o günlerdeki hocam – şimdilerdeki Türkiye yönetiminin iki numaralı ortağı Devlet Bahçeli’nin de yardımı ile aştım, bir miktar!
-*-*-
Neyse; üniversitede ilk yıl; ilk dönem…
13 ders alıyorum yanlış hatırlamıyorsam…
“Yes, this is a pencil” diyebildiğim için İngilizce dersinden muafım; öteki 12 dersin 11 tanesinden “bütünleme!”
-*-*-
Geçtiğim, hatta sadece geçer not almakla kalmayıp, yüz üzerinden 100 aldığım tek ders muhasebe…
-*-*-
Bu dersin hocası, 1974 Barış Harekatı’na yedek subay olarak katılmış…
Kıbrıslıları çok seviyor ve ayırıyor…
“Sen sınav kağıdına sadece adını yaz, yanına da bir adet ay yıldız çiz” diyor ve bana 100 veriyordu!
-*-*-
İyilik mi yapmıştı kötülük mü bilemem ama muhasebe ve akabinde ona bağlı dersler hep kabusum oldu!
-*-*-
Toparladım mı?
Evet!
-*-*-
Anneme – babama söylemedim çünkü alışkın değiller!
Lisede notlar çok iyiydi, ayrıca ablam çok başarılı bir öğrenciydi; “13 dersin birinden muaf, birinden savaş torpilli, ötekilerinden çaktım” diyemedim!
-*-*-
Alışana kadar, konsantre olup, gerçek anlamda ders çalışmanın ne anlama geldiğini öğrenene kadar çok uğraştım!
-*-*-
Dini açıdan çok inançlı olduğuma inandığım halde; çünkü bizim nesil Gaziveren’de Bayram Namazı kılan, 30 gece de Ramazan’da camiye gitmeyi sosyal hayatın bir parçası olarak uygulayan bir nesildi ki buna rağmen, sınıf arkadaşlarımın ağır çoğunluğu neredeyse “hoca”ydı yani!
Ve bu da benim için sıkıntıydı çünkü mesela “oruç tutmak zorundasın” hissi söz konusuydu!
-*-*-
Ve bir gün bir derste, “Malthus’un Nüfus Teorisi”ni tartışacağız…
İlk patlamayı orada yaşadım!
-*-*-
Hoca dedi ki; “bu dersi Kıbrıslı anlatsın…”
-*-*-
Hayatımın en büyük mabedi olan Milli Kütüphane ile öyle tanıştım…
Gittim bu Thomas Robert Malthus dene adamın “Nüfus Teorisi”ni araştırdım, yazdım, okudum, ezberledim…
-*-*-
Malthus’a göre nüfus geometrik (katlanarak) artarken, besin kaynakları aritmetik (yavaş) artıyordu… (Şu anda yazacaklarım için de kaynaktan yararlanma söz konusudur, kafamda kalanlarla birlikte tabii ki)…
-*-*-
Yani anlayacağınız, “yiyecek”, “insanlara” yetmez hale gelmekteydi!
-*-*-
Bu dengesizlik nedeniyle zamanla kıtlık, açlık, hastalık ve savaşlar ortaya çıkar ve bunlar nüfus artışını doğal olarak sınırlıyordu…
-*-*-
Ve diyordu ki Malthus, “nüfus artışını dengeleyen unsurları ikiye ayrılır; birincisi önleyici faktörler ki bunlar mesela geç evlilik, az çocuk, doğum kontrolü yani sonuçta bilimsel veya bilinçli nüfus planlaması”ydı!
-*-*-
Malthus’a göre ikinci dengeleyici veya olumsuz faktörler ise “Açlık, salgın hastalıklar, savaşlar”la insanların yaşamlarını kaybetmesiydi!
-*-*-
Malthusa’a göre nüfus kontrolsüz artarsa, doğa sert yollarla denge kuracaktı!
-*-*-
Kısacası bir coğrafyada son derece plansız bir şekilde nüfus artışı yaşanırsa, o coğrafyanın veya ülkenin ya da devletin sosyal, ekonomik ve çevre ile alakalı dengesi bozulurdu!
-*-*-
Bu bozulmanın sonucunda, “bakınız KKTC’deki acı gerçekler” de diyebiliriz ama “ekonomi zapt edilemezdi, işsizlik kontrol dışına kaçardı – artardı, kişi başına düşen gelir azalır hatta doğru dürüst hesaplaması bile yapılamazdı, yoksulluk artar yaygınlaşırdı ve kesinlikle kamu harcamaları sağlık, eğitim, sosyal yardımlar gibi alanlarda yetersiz hale gelirdi!
-*-*-
Yine bakınız KKTC; örnekle açıklama gerekirse, “… eğitimde gerileme, sağlık hizmetlerinde yetersizlik; okul, öğretmen ve derslik sayısının ihtiyacı karşılayamaması; sağlık hizmetlerine erişimde zorlanma; hastanelerde yoğunluk ve hizmet kalitesinin düşmesi; aşırı plansız ve çarpık kentleşme; ulaşım, su, kanalizasyon ve enerji altyapısının yetersiz kalması; doğal kaynakların hızlı tükenmesi; ormansızlaşma ve tarım alanlarının azalması; hava, su ve toprak kirliliğinin artması; gelir dağılımında adaletsizlik; suç oranlarında artış; gıda talebinin artması nedeniyle yetersiz ve dengesiz beslenme ve tabii ki enflasyon yani özellikle gıda fiyatlarında yükselme…” yaşanacaktı!
-*-*-
Kısacası, ansiklopedilere, Thomas Malthus’a göre nüfus artışı planlı ve sürdürülebilir olmadığında yaşam kalitesi düşer ve kalkınma olumsuz etkilenirdi...
-*-*-
Hoca; yukarıda özetlediğim ve tabii ki Malthus’un teorisinden çaldığım bilgileri benzer şekilde aktardıktan sonra bana “çok iyi hazırlanmışsın” demişti!
-*-*-
Derken, yaşadığım ilk “siyasi” veya “dini” çatışma – hatta nefret olayı o anda gelişti!
-*-*-
Tanımadığım bir kişi ayağa kalktı ve “arkadaşımız çok yanlış” dedi!
-*-*-
“Ortada bir yanlışlık varsa, bunu yapan ben değil Malthus’tur” dedim!
-*-*-
“Kes ulan sesini!” dedi…
Arkadaşın karşı olduğu “… geç evlilik, az çocuk, doğum kontrolü yani sonuçta bilimsel veya bilinçli nüfus planlaması” cümlesiydi…
-*-*-
Sert bir şekilde yüzüme baktı; akabinde “Ne kadar çocuğunuz olursa, Allah mutlaka rızkını verir” dedi!
-*-*-
Kısık bir sesle, “Allah gıda yardım kurumu mu?” dediğim anda da…
Mesele hala ağrısını zaman zaman hissettiğim meşhur bir dayak olayına kadar devam etti…
-*-*-
Bunu neden anlattım?
Birincisi Pazar yazısı yazmam gerekiyordu…
İkincisi, şu anda KKTC’nin içinde olduğu en büyük sıkıntının “nüfus” olduğu inancım aşırı “ego tavan” seviyesindedir de ondan!
-*-*-
Şimdi, hangi ekonomi kitabını açarsanız açın, hatta dilerseniz Ersin Tatar başkanımdan (gel barışalım artık be abi, özledim seni) bilgi alın; hatta ve hatta her ne kadar doktor da olsa, Özdemir Berova’ya da sorabilirsiniz; Plansız nüfus artışı, bir ülkenin ekonomik, sosyal ve çevresel dengelerini zorlar… Nüfus artışı planlı ve sürdürülebilir olmadığında yaşam kalitesi düşer ve kalkınma diye bir şey söz konusu olamaz!
-*-*-
Ve KKTC bunun en gerçekçi, en mükemmel örneğidir…
KKTC’de nüfus plansızdır, bilinmezdir…
-*-*-
Bu nedenle de ekonomik sorunlar çok büyüktür… Buna bağlı olarak tıpkı Ersin Tatar abim gibi bir Cambridge Üniversitesi mezunu olan; 13 Şubat 1766’da İngiltere’nin Surrey bölgesinde doğmuş, 23 Aralık 1834’te hayatını kaybetmiş İngiliz iktisatçı, din adamı ve demograf Thomas Robert Malthus’un da vurgulamaya çalıştığı gibi; plansız bir nüfus artışı olursa, işsizlik artacaktır, kişi başına düşen gelir azalacak yoksulluk yükselecek, okullar konteynerden yapılacak yaaaa, hastaneler yetmeyecek, sağlık hizmeti kalitesi düşecek, kanalizasyondu, elektrikti, suydu yetersiz kalacak, “fotoğraftaki gibi” suç oranları ürkütecek ve ormanlar bile tükenecekti!
-*-*-
Yani sonuç?
Evet sonuç şudur; 1974 sonrası, Kuzey Kıbrıs coğrafyasını yönetenler; her kimseler; içine ettiler!
Kabul edin, yapamadık b’annem!
Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden asla vazgeçmeyiz! Eyvallah!