1 Mayıs'ta çalışmak ya da çalışmamak…

Mert Özdağ

İş yaşamıyla ilgili çok fazla sorun vardır, herkesin malumu.
Bunların başında emek sömürüsü, verilmeyen sosyal haklar, kayıt dışı işçilik geliyor.
Elbette 2 yıllık hükümetin iş yaşamıyla ilgili bütün sorunları çözeceğine dair beklenti içine gitmek biraz saflık olur.
Ancak bir işaret, bir sinyal, bir adım görmek ister insan, hiç kuşkusuz.
Çalışma Bakanı Zeki Çeler’in 2 yıldır sürdürdüğü “1 Mayıs’ta işçiler çalışmasın” çıkışını bu mealde okuyorum, küçük ama olumlu bir sinyal olarak kabul ediyorum.
‘Rica’ diyorum, çünkü sayın bakan işverenlere çağrı yaparak, hatta gidip bazıları (marketler) ile bizzat görüşerek 1 Mayıs’ta işçilerin çalıştırılmamasını rica etmiştir.
Pek tabii bu girişim eleştirileri de beraberinde getirdi.
Bu yıl ve geçen yılki eleştirileri aklınıza getirin. Ne diyor eleştirenler?
Bakan rica etmez, yasa koyar yasaklar! Doğru!
Başka?  Bakan halkı denetlemek için jurnalciliğe itmez, kendisi denetler! Doğru!
Bakanın “işçiler 1 Mayıs’ta çalışmasın” çağrısından sonra bu ‘akıma’ uymak isteyen bazı işverenler de sosyal medyadan duyurular yaparak 1 Mayıs’ta kepenk açmayacaklarını ilan ettiler, ne güzel.
Şahsen geçen yıl 1 Mayıs’ta başkentte bir tur atmış, kimler çalışmış, kimler çalışmamış diye bakmıştım.
Akaryakıt istasyonları açıktı, yollarda “paket servis” elemanlarını görmüştüm, bazı marketler de açıktı…
Aslında demem o ki;  işçi- işçi hakları sorununa “1 Mayıs’ta çalışmasınlar” gibi sığ bir anlayışla bakarsak, sorunu “1 Mayıs’ta çalışmaya” indirgersek, akıllı  işverenler de “Aha 1 Mayıs’ta çalıştırmadım” diyerek günah çıkarır, 2 Mayıs’tan itibaren de günde 15 saat kayıtsız, sosyal haktan yoksun işçi çalıştırmaya devam eder!
Özür dilerim ama konu resmen bu noktalara geldi. Olay bir toplu günah çıkarma ayinine dönüştü!

                                                                  ***

1 Mayıs’ta işçi çalıştıranlar öcü, 1 Mayıs’ta tatil verenler vezir yapıldı, popülizmin etkisiyle… Bunu geçen yıl da yaşadık.
Dikkatinizi çekerim, Çalışma Bakanı Çeler’in bu noktadaki çıkışını küçümsemiyorum, eleştirmiyorum, tam aksine önemsiyor, değer veriyorum.
Ama yıllar yılı  iş yaşamında devlet otoritesinin yerlere döküldüğünü sağır sultan bile duymuştur… Kimi işverenlerin bu olayı bir günah çıkarma ayinine döndürmesine, popüler kamuoyuna “aha çalıştırmadık, hani bize bravo?” noktasına gelmesine içerleniyorum.
Oysa ki devlet karar alandır, denetleyendir, yasalara uymayanı cezalandırandır.
Ve yasa da der ki “resmi tatilde çalıştırırsan 1’e 2 ödeyeceksin”.
Neyse… Eğer iş yaşamıyla ilgili sorunları çözmek istiyorsak, kaçak işçilik yerinde durmaktadır!
Özel sektörde fazla mesai, mobbing (işveren baskısı), sosyal hakların yoksunluğu aynen yerinde durmaktadır.
Ve birçok sorun yerli yerindedir. Evet bu hükümet ve Zeki Çeler birçok soruna el atmış ve değişime yönelik sinyaller gelmeye başlamıştır. 1 Mayıs konusu da önemsenecek değerdedir ama işçi hakları açısından birincil değildir.

                                                                  ***
Elbette 1 Mayıs’ta çalışmamak en geniş kesimlere kadar yayılmalı, gün işçilerin olmalıdır, destekliyorum.
Ancak iş yaşamındaki sorunları bir günün tatil olup olmamasına indirgeyemeyiz.
Sayın bakan 2 yıldır iyi niyetle bir çıkış yapmıştır ancak olay popüler kültürün de etkisiyle yanlış noktalara itilmiştir.
Ne yazık ki 1 Mayıs gibi anlamlı bir günde işçi haklarını konuşmaktan çok o gün çalışıp-çalışmamayı konuştuğumuz, hatta  bu konuda didiştiğimiz bir gün olarak geçirilmiştir.
Umarım 2020 1 Mayıs’ında çok daha geniş kapsamlı bir işçi hakları tartışması zemini yakalarız…

Zira 2 yıl, “çalışmak-çalışmamak” açmazından çıkmak için yeterli bir zaman. Yaşasın 1 Mayıs!