“Yangın…”

Sevgül Uludağ

***  1974’te EOKA-B’nin gerçekleştirdiği Dohni katliamında eşi Ahmet, akrabaları ve köylülerini kaybeden “kayıp” yakını Leyla Kıralp, Derinya Belediyesi’ni ziyaret ederek Yunanistan’daki yangın mağdurları, özellikle bebekler için yardım yaptı… Leyla Kıralp duygularını YENİDÜZEN için kaleme aldı…

Leyla Kıralp

 Ortaokul öğrencisiydim. Şubat tatilinin son günüydü. Sokak kapısının önünde beni köyüm Mari’den (Tatlısu) alıp götürecek taksinin gelmesini bekliyordum. Taksi şoförü babam tarafından tembihlenmişti. “Kapıdan alıp kapıda indirecen çocuğu haa!”. Kapının önünde beklerken evimizin hemen yanındaki evde yaşayan Hanım nenemin “aman aman” diye çığlığını duydum. Koşarak yanına gittim. Hanım nenem alevler içinde yanıyordu. Nenem ısınmak için yaktığı mangaldan yanmıştı. Hemen anneme koştum. Annem geldi ve nenemi battaniyeye sardı. Alevleri söndü fakat nenem çok feci yanmıştı. Annem bilgisi dahilinde neneme müdahale etti. Elbisesini, çoraplarını yavaşça keserek çıkardı. Nenemin örgülü saçları da yanmıştı. Hatta bir örgüsü kopup yere düşmüştü. Annem patates kesip kesip yanıkların üzerine koyuyordu. Hanım nenem acılar içinde kıvranıyor, yardım isteyen bakışlarından, yanan kavrulan yanaklarına gözyaşları süzülüyordu. O Hanım nenem ki evi her zaman pırıl pırıldı. O Hanım nenem ki her zaman beyaz elbise giyerdi. Bahçesindeki allargüllerin güzel kokulu kırmızı çiçeklerini ipliğe dizer boynuma asardım.

Annem elinden geldiğince nenemin yanıklarının acısını gidermeye çalışıyordu. Taksi geldi, kornayı çaldı. Hanım neneme sarılmak istedim. Fakat vücudu o kadar yanmıştı ki ona yaklaşamadım. Gözlerine baktım, “güle güle” der gibiydi çaresiz bakışları. Oradan ayrılmadan nenemin yanıp kavrulan, kopup yere düşen beyaz saç örgüsünü alıp çantama koydum. O yanık beyaz saç örgüsünü senelerce okul çantamda taşıdım. Yanık yanık koksa da nenemin mis kokusunu yine de hissedebiliyordum. Giderken anneme de sarılamadım çünkü annem benden çok neneme odaklanmıştı. Taksiye bindim. Lefkoşa’ya gidene kadar gözlerimi kapadım ve hiç açmadım. Takside kimler vardı görmedim! Takside ne konuşuluyordu, duymadım! Lefkoşa’ya vardığımız zaman şoför “geldik” dedi, çantamı alıp indim.

Ertesi gün nenemin öldüğü haberini duydum. Üç gün okula gidemedim. Türkçe öğretmenimiz Suna Aytaçoğlu beni merak etti, eve geldi ve ne olduğunu sordu. Nenem ölmüştü. Hem de yanarak. Ve ben buna tanık olmuştum. Nenemin acılar içinde kıvranmasını, çaresizliğini, yardım isteyen çığlığını, annemin nenem için çaba harcamasını, benim bu facia karşısındaki acizliğimi aklımdan atamadım, unutamadım.

Yakın zamanda Yunanistan’daki yangın faciası beni çok etkiledi. Sosyal medyadaki paylaşımlarda ve televizyon ekranlarındaki görüntülerde Hanım nenemin yardım isteyen bakışlarını, çığlığını, annemin onu kurtarabilmek için verdiği uğraşı yeniden yaşadım. Alevlerin cayır cayır yaktığı çocuklar, büyükler, hayvanlar, ağaçlar… Çaresizlik, çaresizlik, çaresizlik…

Hemen Atina’da yaşayan Kıbrıslırum arkadaşım Eleftheros’u aradım. “Durum kötü, dumanlar Atina’yı boğdu. Atina’dan ayrılıp köye geldik, iyiyiz” dedi ve ilgim için teşekkür etti.

Seneler önce oğlumuz Şevki Kıralp’ı Yunancasını geliştirmesi için Atina Üniversitesi’ne yerleştirmek üzere Atina’ya gittiğimiz günlerde de Yunanistan’da yine büyük bir yangın yaşanmıştı. Yangın Atina’ya çok yaklaşmıştı. Etraf kömür görünümündeydi. Evini kiraladığımız Maria, “Yunanistan’da devamlı yangın çıkıyor” demişti.

Yangın ne sebeple çıkarsa çıksın, ister sabotaj, ister tedbirsizlik, ister cam kırığı, ister izmarit. Bunun sorumlusu insandır. Ve sorumsuz insanların neden olduğu felaketin bedelini binlerce masum insan ve diğer canlılar ödüyor.

Bu yangın felaketinden zarar gören insanlar için, hayvanlar için, ağaçlar için ailece biz de üzüldük. İçimiz yandı. Bu yangının ateşini içimizde hissettik. Küçücük bir yardım paketi hazırlayıp Derinya Belediye Başkanı Andros Karayannis aracılığıyla Yunanistan’a ulaştırarak yangın mağdurlarına “yanınızdayız” demek istedik. Andros Karayannis’e bu isteğimizi kabul edip bize bu imkânı sağladığı için teşekkür ederiz.

Seneler önce Türkiye’de, Soma’da maden ocağı faciası yaşanmış ve 300 kişi hayatını kaybetmişti. Astra Radyo’su, beni düzenledikleri bir festivale davet etmişti. O festivalde kitaplarımı satmış ve gelirini Soma’da hayatını kaybeden maden işçilerinin yakınlarına bağışlamıştım.

Dünya üzerinde milliyeti, dini, dili farklı milyarlarca insan yaşıyor. Ben de bu insanlardan biriyim. Ve diğer insanlara ve diğer canlılara karşı sorumluyum. Bu sorumluluk duygusuyla dünyanın neresinde olursa olsun canlıları olumsuz etkileyen savaş, yangın, deprem ve sel gibi felaketler beni olumsuz etkiler ve onların yaşadığı olumsuzlukları maddeten olamasa bile manevi olarak paylaşmayı bir insanlık vazifesi sayıyorum.

Geçmiş olsun Yunanistan! İnsanlarınla, hayvanlarınla, ağaçlarınla yaşadığın bu felakete geçmiş olsun!

(LEYLA KIRALP – 28.7.2018)


 POLİTİS gazetesi, “Kıbrıs: Cezalandırılmamış Suçlar” dosyasını yayınlamayı sürdürüyor…

“Pile’de 1964’te Kıbrıslıtürkler’i öldüren katillerden ikisi hayatta…”

 

Lefkoşa, 29 Temmuz 2018 (T.A.K): Politis gazetesi, Larnaka’dan İngiliz Üsleri’ndeki işlerine gitmek üzere 13 Mayıs 1964 tarihinde otobüsle yola çıkan ancak daha sonra öldürüldükleri anlaşılan 11 Kıbrıslıtürk’ün öldürülmelerinin faillerine ilişkin bir haber yayımladı.

Gazete “Otobüsteki 11 Kişi Arşivde – 1964 Yılında Pile’de Kaybolan 11 Kıbrıslıtürk’ün Katillerinden İkisi Hayatta” başlıkları altında, 1964 yılında Larnaka’daki evlerinden İngiliz Üsleri’ndeki işlerine gitmek için otobüsle ayrılan ve kendilerinden bir daha haber alınamamasının ardından öldükleri tespit edilen Kıbrıslıtürklere ilişkin habere geniş yer verdi.

Gazete, söz konusu Kıbrıslıtürklerin kalıntılarının 2006 yılında yapılan kayıp kazılarında Pile ile Larnaka’nın “Oroklini” bölgesi arasındaki bir arazide, bir kuyuda bulunmasının ardından yakınlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurması, bunun akabinde de Kıbrıslırum polisinin başlattığı soruşturmaya değindi.

Haberde, özetle, Kıbrıslırum polisi ve başsavcılığının AİHM’e sunduğu raporda, 11 Kıbrıslıtürk’ün ölümünden altı kişinin sorumlu olduğu, bunlardan ikisinin 2014 yılına kadar hayatta olduklarına inanıldığı belirtiliyor.

Kıbrıslırum başsavcılığının o dönemdeki raporunda, 11 Kıbrıslıtürk’ün öldürülmesine karıştıklarından şüphelenilen ve halen hayatta olan iki kişinin mahkum edilmesinin, olaya ilişkin şahitliklerin ölmüş kişilerin söylediklerine dayanması sebebiyle mümkün olmadığı belirtiliyor.

Gazete, AİHM’in Kıbrıslırum Başsavcılığını haklı bulduğunu belirtirken, olayın gerçekleştiği dönemde hayatta olup cinayeti anlatan ancak şu anda hayatta olmayan kişilerin söylediği iddia edilen ifadelere de haberinde yer verdi.

Olaya karışan ve hala hayatta olduklarına inanılan iki kişiden birinin kimliğinin tespit edilemediğini, diğerinin ise Avustralya ya da ABD’ye göç ettiğine dair bilgiler bulunduğunu aktaran gazete, Kıbrıslıtürklerin öldürülmelerinin ardından gömüldükleri kuyuya toprak döken şahsın oğluyla gerçekleştirdiği kısa röportajı da aktardı.

Gazete, Kıbrıslıtürklerin mezarlarına toprak taşıyan şahsın oğlunun, babasından bunu yapmasını isteyen üçüncü şahsın adını polise vermediğini ve o şahsın da tıpkı babası gibi artık hayatta olmadığını söylediğini belirtirken; şahsın gazetenin sorularına da yanıt vermediğini vurguladı.

Habere göre söz konusu şahıs, o dönemde Kıbrıslıtürklerin öldürülmesinin sebebinin, o dönemin Lefkoşa Polis Müdürü’nün oğlu olan Kıbrıslırum polis Kostakis Pandelidis’in öldürülmesi olduğunu iddia etti.

Gazete, o dönemde öldürülen diğer Kıbrıslıtürklerin cinayetlerine ilişkin soruşturmalarda da benzer bilgilere ulaşıldığını, Kostakis Pandelidis’in öldürülmesinin ardından “Kıbrıslıtürklerin görüldükleri yerde tutuklanmaları ya da öldürülmeleri emrinin verildiği” bilgisinin edinildiğini de belirtti.

(TAK Ajansı Rumca Haber Bülteni’nden – 29.7.2018)