“Ömrümüz faşizme ve emperyalizme karşı mücadeleyle geçti...” 3

Sevgül Uludağ

Kıbrıs'ın işçi sınıfı, öncülerinden birini, Mihalis Bumburis'i kaybetti. 2005 yılında onunla tanışma ve onunla YENİDÜZEN adına çok geniş bir röportaj yapma onuruna erişmiştim...

Mayıs 2005’te YENİDÜZEN’de “Milliyetçiliğin Öksüz Bıraktıkları” yazı dizimiz çerçevesinde Mihalis Bumburis’le yapmış olduğumuz röportajı onun mücadelesi anısına, bir kez daha yayınlamak istiyoruz. Röportajımızın devamı şöyleydi:

Soru: Kitap ne zaman çıktıydı?

Mihalis Bumburis: Kitap 1993’te basıldı ve tükendi... Bu size verdiğim 1999’daki ikinci baskısıdır... 1992’de yazdım, 1993’te basıldı...

Soru: Bu kitapta bir resim var... Mustafa İbrahim (Konti)...

Mihalis Bumburis: Parti üyesi, AKEL üyesi bir Kıbrıslıtürk’tü Mustafa İbrahim... Evi, Mağusa’da Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırum bölgesinin arasındaydı, tam ara bölgedeydi... Mağusa’nın dışındaydı... Bir gün evime geldi...“TMT beni öldürecek” dedi bana... “Neden?” dedim... Çevredeki bazı hareketlenmelerden şüphelendiğini söyledi.

Soru:  Ne iş yapardı Mustafa İbrahim?

Mihalis Bumburis: İşçiydi... Irgatlık yapardı, ağaç budardı... AKEL’in üyesiydi... Gerçekten biz de ikna olduk hayatının tehlikede olduğuna dair... Ve biz insanlarımızla da konuştuk, TMT’nin tehdidi altında olduğunu söyledik ve onu koruma kararı verdik. Bizden bir kişi onun hayatta kalması için, kendi evini verdi. Aşağı Maraş’ta... Çocuklarını aldı, eşini aldı ve geldi bizim tarafa. 1958’de, 20 Temmuz’da, ben evdeydim... Meydandan silah sesleri duydum, dışarı çıktım... Bazı kadınlar gördüm... “Falan’ın oğlu vurdu kendini, lanet olsun!” diye sesler geliyordu... Mustafa kanlar içinde yerde yatıyordu...

Soru: Yani Grivas’ın adamları mı vurdu onu?

Mihalis Bumburis: Grivas’ın adamları evet... Tomazos’un oğlu vurdu kendini... TMT vuracaktı, adamı korumak için Rum tarafına götürdük, EOKA’cılar vurdu kendini... Ben Mustafa’yı kanlar içinde görünce, kucakladım kendini... Orada insanlar da yardım etti bana, arabaya koyup Mustafa’yı hemen hastaneye götürdüm. Hastabakıcıları, doktorları buldum, Kıbrıslıtürk olduğunu ve mutlaka kurtarmamız gerektiğini söyledim... Doktorun adını hatırlamıyorum, bir doktor geldi, beş kurşun çıkardılar vücudundan... Ve yaşadı... Ben onu hastaneye götürürken daha kendindeydi ve konuştu benimle... Bana “Ey yoldaş, eğer ölürsem, beni öldüren Tomazos’un oğludur, bunu bil!” dedi bana... Mustafa vurulduktan sonra eşi, çocuklarını alıp Mağusa’nın içine gitti, ailesinin yanına... Mustafa da iyileşince, o da geri döndü... Geçen yıllarda öldü... Geri dönünce bu defa TMT çağırdı Mustafa’yı ve “Eğer yaşamak istiyorsan, eline silah alacaksın Rumlara karşı...” Mustafa’yla buluştuk ondan sonra... Bana “Ne yapacağım? Başka çarem yok yani yaşamak için...” dediydi...

Soru: Ne o tarafta, ne bu tarafta Kıbrıslılara yaşamak için yer yok yani!...

Mihalis Bumburis: Bir gün kandırdı bunları ve bana geldi... Buluştuk Mustafa’yla... Hatırlarım, bugünkü gibi... “Hangi cehennemde vereceğim bu ruhumu, bana söyle!” dedi... “Türklerin cehenneminde mi, Rumların cehenneminde mi? Nerede gideceğim ben öleyim?” dediydi... Öyle bir adamdı... Söylerim ve gözlerim dolar hala daha...

Soru: Mustafa İbahim’in vurma kararını TMT aldı, infazını EOKA yapmaya çalıştı... Neydi yani bu?

Mihalis Bumburis: TMT ve EOKA... EOKA B diyelim... Faşistler... Aynıdır... Aynı şeylerdir... Ama ben EOKA’nın faşist kanadından bahsediyorum... Aynı şeydirler. TMT de Kıbrıslıtürkleri öldürmüyor muydu zaten?

Soru: Ama bu çok somut bir olay... Çünkü “Birbirlerine karşı savaşmak üzere kuruldular” diyorlar... O zaman birinin aldığı ölüm kararını, öteki nasıl infaz edebilir? Neydi yani bu?

Mihalis Bumburis: Mesela ben Dr. Küçük’ü bütün bunlardan ayrı gördüm... Denktaş, Küçük’ten farklıydı ama...

Soru: Barikatlar açıldıktan sonra buluştunuz muydu Mustafa İbrahim’le?

Mihalis Bumburis: Buluştuk, heyecanlı bir buluşma oldu... Kapılar açılmadan daha, CTP’den bize bir davet geldiydi... AKEL Mağusa İlçesi’ne, CTP Mağusa İlçesi’nden bir davetti... Gittik... Bana partiden “Kıbrıslıtürkler ille seni ister, gel” dediler. Gittik... “Hoşgeldiniz” falan diye konuşmalar oldu. İlk gelen Mustafa oldu. “Tanıdın mı beni?” dedi... Sarıldık, öpüştük... “Ne zamanlar geçirdik” falan diye konuştuk... Bana “Bir dakika bekle” dedi, çocuklarına “Gelin buraya” diye çağırdı... “Benim hayatımı bu adam kurtardı” dedi, beni göstererek... O toplantı benim için çok heyecan verici, çok duygulu bir toplantıydı... Oğlu sanırım partinin kadrolarındandır...

Soru: EOKA’cıların vurduğu 23-24 kişiyle ilgili bu kitabı yazdınız... 15-20 Temmuz arasında kaç tane solcu öldürüldü? Bu defa EOKA B’ydi...

Mihalis Bumburis: Yeterince öldürüldü! Mesela papaz Papalazaros’un çocukları... Mattheus vardı Mağusa’da... 4 tane Larnaka’dan var genç çocuk... Anıt da yapıldı onların anısına... Lefkoşa’da, Limasol’da kaç kişi öldürüldü, tam rakamları bilmiyorum... Bin kişi yok... O dönemde hem AKEL taraftarları vardı öldürülen, hem de Makariosçular öldürüldü... Lissaridis’in taraftarları da vardı, az sayıda ama EDEK’lilerden de öldürülenler vardı. Daha çok insan, savaşta öldürüldü... Farklıydı koşullar. Bu göçmenlerle ilgili uğraşlarımızı anlatmıştım sana... 1981’de parti bana milletvekilliği adaylığı teklifinde bulundu. Ben “Nasıl yani, milletvekilliği yapabilir miyim?” dediydim. Parti, diretti... Özellikle göçmenler arasında benim ciddi bir etkinliğim vardı ve milletvekili seçildim. 1991’e kadar 10 sene milletvekilliği yaptım. Son iki sene, partinin Meclis Grup Sözcüsü’ydüm. Sonra Hristofyas, “Merkez Komitesi’ne mi aday olacak Bumburis, yoksa milletvekilliğine mi?” dedi... Ben, “Ne ona, ne ona!” dedim. 70 yaşındaydım artık! Kafamın arkasında başka şeyler vardı, kitap yazmak isterdim. Onun için aday olmak istemedim...

Soru: Dört tane kitap yazdınız. Bir tanesi “Karanlık Günler”...  Diğeri İkinci Dünya Savaşı’na Kıbrıslıların katılımını anlatan “Kanlı Hizmet...” Diğer kitaplarınız hangileri?

Mihalis Bumburis: “Darbe hazırlığı” da darbe hazırlığıyla ilgili bir kitaptır. Dördüncüsü ise hikayelerimdir. “Susuzluk”la ilgili hikayelerdir!

Soru: O nereden çıktı?!...

Mihalis Bumburis: Son yazdığım kitaptır o! Çünkü Maratovunoluyum ben (Ulukışla)ve Maratovuno’da ciddi bir susuzluk vardı. 1953’te çok ciddi eylemler yaptık biz – dört otobüs Maratovunolu’yu, o dönem İngiliz ilçe idaresi önüne götürdüydük, “Su isterik! Su isterik!” diye bağırırdık!  Polisle kavga ettik! İnsanlar “Su isterik biz!” derdi! Cesaret edemediler tabii dövsünler falan! “Su isterik!” diye insanlar bağırırdı, Kaymakam diyelim, “Sorunu tartışmamızı istersen, sustur bunları!” dedi! Ben onun önerisini kabul ettim, bir ihtiyar çıktı “Yok! Biz kabul etmeyik susmayı!” dedi... Neysa, sonuçta susturdum, Maratovunolular arasında etkim vardı... 14 köye su getirttik biz, Değirmenlik’ten...

Soru: Son bir soru sormak isterim... Şimdi geriye dönüp Kıbrıs’a baktığınızda, ne kaldı geriye?  Ve şu anda Kıbrıs’ın durumunu nasıl görüyorsunuz?

Mihalis Bumburis: Geçmişe baktığımda, zor günlerden geçtik... Ama daha iyi koşullar için de mücadele ettik... Zor dönemlerden geçtik... Her iki taraf da yanlışlar yapmış olabilir geçmişte ki yaptık... Fakat öteki taraftan da yanlış yapmayan insan veya siyasal oluşum var mı? Bizi gelecek ilgilendiriyor bu noktada... Bir değerlendirmemi söyleyeceğim ve bu Kıbrıslıtürklere mesajım olsun... Özellikle de Kıbrıslıtürk solculara ki ben çoğunu tanıyorum ben bu insanların... Kıbrıs sorunu, iyi bir birleşmeyle çözülecek. Bir fikir duydum geçen gün, Kıbrıslırumların zafer kazanması yönündeydi bu düşünce... Bence Kıbrıslırumların değil, Kıbrıs halkının zafer kazanması gerek. Bana göre Kıbrıs sorunu Annan Planı temelinde çözülmelidir. Fakat şu anki haliyle bu planda bir takım değişiklikler yapılması gerekir, özlü değişiklikler olması gerekir. Eğer Yunanistan veya Türkiye, gerek Kıbrıs Rum tarafında, gerek Kıbrıs Türk tarafında çözüm dayatmaya çalışırlarsa, bu çözüm yaşayabilir olamaz. Bizim o ince ayarı, ince dengeyi bulmamız gerekir. Ve ben bu formülasyonu, Kıbrıslıtürklerle Kıbrıslırumların bulabileceğine inanırım. Ama bu sürece Türkiye’nin de katkı yapması gerekir. Bizi en çok rahatsız eden, bizim için en çok endişe veren olgu, Türkiye’nin adaya müdahale hakkıdır aslında... Hepimizin birleşmeye gerekli katkıyı sağlamamız gerekir. Ben şimdi 85 yaşındayım. Ne kadar daha yaşayacağımı bilmiyorum ama kafamda bir vizyonum var... Benim kafamdaki vizyon, Kıbrıs’ın, Türkiye ile Yunanistan arasında barış köprüsü olmasıdır... Ve aynı zamanda Kıbrıs’ın Avrupa ile Arap ülkeleri arasında bir barış köprüsü olmasıdır... Bu çok ince dengeyi bulmamız lazım... Ve şunu da söyleyeyim: özellikle yoldaşlarımızın Kıbrıslırumların endişelerini anlamaya çalışmaları gerek. Anlamaya çalışmadan o ince ayarı yapmak mümkün değildir. Birkaç gün önce bir Kıbrıslıtürk evime geldi. “Niçin Annan Planı’nı kabul etmediniz?” diye sordu bana... Ben de şunu söyledim: “Ben imza atarak, kabul ederek ‘Türkiye’nin müdahale hakkı var’ olgusuna götürmem yani...” Sorun bu... Türkiye’yle, Kıbrıslıtürklerle dost olmak istiyoruz. YENİDÜZEN ve CTP’deki arkadaşlarımız başarılı olsun, dileğim budur...

DEVAM EDECEK