1. YAZARLAR

  2. Mert Özdağ

  3. Onun arabası var, güzel mi güzel…
Mert Özdağ

Mert Özdağ

Onun arabası var, güzel mi güzel…

A+A-

Ekonomist değilim…
Ama ekonomi ile ilgili çok yazı yazdım…
“Yurttaş ekonomisi” dedim, evdeki yangından bahsettim çoğu zaman.
Sıradan yurttaşın kazancını, kaybını, alım gücünü çok yorumladım.
İndirimleri, zamları…
Ve son bir yıla bakıyorum şimdi.
İzliyorum sadece, sadece olan biteni ve üzerine söylenenleri okuyorum, dinliyorum.
Ve birçok şey de ağrıma gidiyor.
İçimden yeter artık be yeter diye bağırmak geliyor.
Son bir yılda dövizin yükselmesiyle ilgili yazılanları söylenenleri okudukça isyan edesim geliyor.
Kimileri Kıbrıslı Türklerin ama özellikle de orta gelir grubunun yaşam biçimine fena halde takmış anlaşılan!
Neymiş efendim meyhanelerde yemeler içmeler varmış! Eee, başka?
Neymiş da bu insanlar neden borçlanarak araba almış! Eee, başka?
Ne gerek varmış da bankadan kredi çekerek ev almış bu insanlar! Eee, başka?
Daha neler neler…
Size ne Allah aşkına!
Size ne insanların harcama biçiminden!
Dünyada tek kredi borcu olan toplum Kıbrıslı Türklermiş gibi bir hava estiriliyor.
Ve dahası bu rüzgara siyasiler de kapılarak popülizmin dik alası yapılıyor.
Topluma daha fazla fakirleşmeyi reva gören bu anlayış “araba yerine bisiklet” önerirmiş gibi yaparak aslında şu anki var olanları bir lütufmuş gibi gösteriyor.
Bisiklet şovlarını yapanlar, bu devletten kendi ailesine neler kazandırdığını unuttuk sanıyorlar!

                                                               ***

Bu toplum çok çekti dostlar…
Savaş yaşadı daha birkaç 10 yıl önce.
Kendi yaşadığı adada mülteci oldu, dağlardan kaçarak geldi kuzeye…
Katliamlar yaşadı…
Sonra uyduruk bir devlet kurdurlar beceriksiz Türk ve yerli siyasetçilerin eliyle…
“Müjdeler olsun” diyerek TL’ye geçirdiler bu toplumu.
Fabrikalarını kapattılar, üretmeyin biz sizi öderiz dediler!
Bu yarım yamalak devlet hiçbir derdine çare olamadı toplumun, mutlu edemedi ki!
Baksana okullarına!
Neden aldı çocuklarını Kıbrıslı Türkler o okullardan biliyor musunuz?
Neden özel okulların binlerce liralık borçlarının altına girip bu eziyete katlanıyor bu veliler?
Hastanelerinden neden kaçtık bu devletin, neden özel hastanelere gittik?
Bizi mutlu edemedi diye!
Ailelerinin desteği olmasa orta gelirlilerin birçoğu çoktan kapatmıştı evlerini, bilirsiniz değil?
Yanmayan ocakları da bilir misiniz?
Hiç yemek pişmeyen evleri?
Kapatılan klimaları?
Nereden keseyim de evladımı devlet okulu denen bataklığa göndermeyeyim diye dertlenen anne
babaları da bilirsiniz değil?
Evet evet, bu toplum mutlu değildir dostlar!
Bu toplum diğer Avrupa ülkeleri gibi şartlarda yaşamadı ama hep ona özedi yaşamı boyunca…
Avrupalıların parkları gibi parklara sahip olamadı, onlarınki gibi hastaneleri sunmadı bu topluma “devleti”…
Öyle okulları olmadı, Avrupalının yaşam standardının yarısına bile erişemedi.
‘Külüstür’ bir yaşam dayattı bu sistem bu insanlara.
Ve bu çürümüşlük içinde bu toplum da kendi içine çekilmeyi, kişisel çabasıyla hayat standardını yükseltmeyi seçti.
Evet güzel arabası olsun istedi Hasan, yalan değil!
Evet bir ev almak istedi Ayşe, borca girdi, doğrudur!
Ailesinin verdiğinin üzerine ekleyerek kredi çekti, ev aldı.
En azından mutlu olabileceği bir şeylere sahip olmak istedi, suç mu?
Hata mı etti bu toplum gençleri, aileleri daha iyi bir ev daha iyi bir araba, kısacası daha iyi şartlar isteyerek!
Evet kriz döneminin akıl hocalarına göre hata etti!
‘İyi araba’ dediğimiz de Avrupalıların ‘normal class’ dedikleri türden, abartılı filan sanmayın.
Sizi bilmem ama ben bu toplumu çok ama çok iyi tanıyorum.
İnanın sizi temin ederim ki; güneydeki yaşam standardına sahip olabilseydi bu insanlar borç yükü
altına girip daha iyi araba-ev filan almayacaktı, bundan eminim.
Tek mutluluğu haftada bir-iki yemesi içmesi, orta halli güzel bir arabası, başını sokacak bir evi ve dostlarla keyifli zamanları olan bu topluma çok görmeyin bu mutluluğu…
Zaten birçoğu bu krizde belki de hepsini kaybedecek!
En azından bunca yıldır bu rezil düzeni yaratan ve yaşatanlar kapasa çenesini bari…
İflas ederken bile mide bulandırmasa…
İşin özü; sizin 50 yılda veremediğiniz mutluluğu krediyle satın alarak arayan bu topluma sarf
ettiğiniz sözler yeter.
 


 

…adrese teslim mesajlar…

Dursun Oğuz… Her ayın sonunda “Türkiye para göndermezse bu ay sonu maaşları ödemede sıkıntı yaşayacağız” açıklamasını rutine bağladınız. Önümüzdeki yıl için 12 kez her ay için aynı cümleyi tekrar edin, bir yıllık açıklama olarak kabul edelim. 40 defa söyleyince doğru olur hesabı sizinkisi (!)

Kudret Özersay… Temaslı olduğunu gerekçesiyle Cenevre buluşmasından uzak kaldınız. Neyse ki PCR sonuçları negatif çıktı… Zirve de pek pozitif değil açıkçası… Gitseniz ne değişecekti ki… ‘3. Yol’u dinleyen bulabilecek miydiniz?

Olgun Amcaoğlu… Eğitim kayıplarına ilişkin bir raporlama ya da tespit çalışmanız var mı? Sezonun sonuna geldik, hem 2020’den hem de bu yıldan öğrencilerin eğitim kayıpları nedir? Bir tespit, bir rapor, bir döküm olacak mı? Yoksa her şey tamam mı?

Mehmet Harmancı…  Fuar önündeki kavşak gerçekten el atılması gereken bir kavşak… Umarım sorumluluk alanınız içindedir, zira bakanlıktan umudum yok. YDÜ’den geliş, Fuar’a giriş, spor tesislerine dönüş aynı yerden yapılıyor ve sürat o yolda ciddi bir tehdit. Dünkü kaza da bir örneği… Sürati yavaşlatacak rampa gerekiyor sanki, ne dersiniz?

Koral Çağman… Paketçi emekçilerin yaşadıkları trafik kazalarını birer iş kazası olarak sayıyor ve bu konuda adım atmayı düşünüyor musunuz? Şehir içinde ciddi şekilde sürat yapıldığını, dikkatsizce kullanıldığını herkes görüyor. Canlar vermeden Restorancılar Birliği ile temasa geçin derim…

Tekin K. Birinci… İddialı bir ekiple Futbol Federasyonu başkanlığına aday oldunuz. “İçimizde turuncu, yeşil, mavi, kırmızı, beyaz var ama Siyaset YOK... Tam bir renk cümbüşü ama tek adam yok...” sözleriniz dikkate değer… Başarılar…

Sunat Atun… “Muhalefet kaostan bahsediyor” diyerek aslında memlekette kaos olduğunu da kabul ettiniz. Kaos olan bir memleketin, seçilmeden başa geçen başbakanının olduğunu, hükümetin azınlık olduğunu ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de müdahale edildiğini hesaba katarsak en az suçlu siz misiniz? Yoksa muhalefet mi? Tüm bunları muhalefet mi yaptı?


 

Yusuf Tazeoğlu’nun anısına

 

Lefkoşa’nın sabah serininde sokakta oynarken Sabah Kahvesi'nin kokusu sarardı her yanı…

Sıcak kahvenin kavrulduğu o anlarda yayılırdı her yana…

Nasıl bir kokuydu o!

Kerpiç duvarlardan süzülen rutubet izlerine ve renkli ahşap kapıların üzerindeki desenlere dalıp giderdim.

Selimiye’den gelen ezan sesinin o heybetli yankısı hala kulaklarımda…

Bandabuliya dönüşü helvacıdan helva alır, annem çantasındaki sebzelerle ne pişireceğini düşünürdü…

Helvacının kokusu…

Selimiye’nin sesi…

Kahve kokusu derken, bir 'ses' girerdi sokağa...

"Eveeeet, taze hellim, taze yumurta is-te-yen!"

Yumurtacı dayıydı gelen, o gür sesiyle…

Elinde iki sepet, içinde köyünden getirdiği hellimler, yumurtalar…

O yumurtaların o hellimlerin lezzetini anlatamam..

Yusuf dayı (Yusuf Tazeoğlu), göç etti önceki gün…

Lefkoşa'nın kokularından, seslerinden biri daha eksildi...

Anılarda yaşayacak…

Bu yazı toplam 588 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar