1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Zorunlu Din Dersi Tartışmalarına Bir Katkı Denemesi
Zorunlu Din Dersi Tartışmalarına Bir Katkı Denemesi

Zorunlu Din Dersi Tartışmalarına Bir Katkı Denemesi

İNAN KESER: Kıbrıs'ta genel olarak zorunlu din dersi uygulaması başlığı altında yürütülen dini yaz kursları, imam-hatip liseleri, din derslerinin 'uzman' öğretmenlerce okutulması tartışmalarına birçok farklı gerekçe ve saikle katılmak mümkündür

A+A-

Zorunlu Din Dersi Tartışmalarına Bir Katkı Denemesi

 

İnan Keser

inankeser@gmail.com

 

 

Kıbrıs’ta genel olarak zorunlu din dersi uygulaması başlığı altında yürütülen dini yaz kursları, imam-hatip liseleri, din derslerinin ‘uzman’ öğretmenlerce okutulması tartışmalarına birçok farklı gerekçe ve saikle katılmak mümkündür. Bu konuda Kıbrıs’taki mevcut tartışmalara da birçok kişi, adanın ekonomi-politiğinden adanın Türkiye iktidarlarıyla ilişkilerine, okullardaki kadro dağılımından bakanlıklar arası yetki ve güç ilişkilerine, adadaki suç oranlarından dinin sosyal sorunları ‘sağaltıcı’ etkisine, ‘güneydekiler’in kiliselerine ne kadar bağlı olduklarından ‘kuzeydekiler’in dinden ne kadar uzaklaştıklarına, insan haklarının sınırlarından Kıbrıs Türkünün kimliğinin korunmasına kadar birbirinden farklı argümanlarla katılmaktadır.

Sosyoloji dünyasında da, dine dair çeşitli yaklaşımlar mevcuttur ve bu çeşitliliğin önemli bir kısmı, sosyologların dinin farklı yönlerine ya da dinin farklı bağlamlar içindeki varoluşuna odaklanmasından doğmuştur. Bu nedenle sosyologların dine bakış ve onu ele alışındaki farklılıklar dinin çok boyutluluğunun ve bağlamsallığının da açık kanıtı olarak okunabilir. Dine dair sosyolojik yaklaşımlardan üzerinde önemle durulması gerekenlerden biri “dinin bu dünyaya ait bir anlam sistemi olduğu” şeklinde özetlenebilecek olan M. Weber’in yaklaşımıdır. M. Weber’in bu yaklaşımı öncelikle dinin, sosyal yapı, süreç ve eylemlerdeki anlamının ve biçimlendirici etkisinin görülmesini aynı zamanda da dini ya da din karşıtı bir pozisyondan hareketle oluşturulan dine yönelik tekçi bakışlara karşı çoğulcu bir pozisyonun sahiplenilmesini sağlamaktadır. Ki sosyolojinin, din hususunda ulaştığı bilgilerin en başta gelenlerinden biri de, belirli bir dinin tek bir yorumu/biçimi olmadığı, herhangi bir dinin aslında sayısız yorumdan/biçimden vücuda geldiğidir. Dolayısıyla bir tek hakiki din olduğunu, hatta bu dinin de bir tek hakiki biçimi olduğunu ileri sürmek teolojik bir tartışmanın argümanlarından biri olabilmesine rağmen sosyolojik bir yaklaşımın parçası olamaz. Kaldı ki bir tek hakiki din olduğunu, hatta bu dinin de bir tek hakiki biçimi olduğunu ileri sürmek, diğer dinler yanında aynı din içindeki farklı biçimlerin de hakir görülmesinin temel taşıdır. Farklı inançlara mensup olanlara yönelik dışlama ve saldırı süreçlerini şekillendiren ve kısaca köktencilik olarak adlandırılabilecek olan bu yaklaşım özgürlükçü bir hayata karşı da en önemli tehditlerden biridir.

Ancak, M. Weber’in vurguladığı, Dünya tarihinde de sayısız defa deneyimlendiği gibi bir anlam sistemi olarak din, özellikle kolektif kimliklerin oluşmasında ve kitlelerin harekete geçirilmesinde birçok diğer sosyalliğin sahip olmadığı muazzam bir güce sahiptir ve bu güç, yönetenler tarafından oldukça iyi bilinmekte ve sıkça kullanılmaktadır. Bu nedenle din, insanların kutsallık kavrayışına dair teolojik ya da insanların anlam ve eylem dünyalarına dair sosyolojik bir konu olarak kalmamakta ve siyaset mesleğinin araçlarından birine kolaylıkla dönüştürülebilmektedir.

Bu nedenledir ki, zorunlu din dersi uygulamasının, daha açık bir ifadeyle, bir tek dinin ve o dinin bir tek biçiminin siyasetçilerin yönetimindeki devletin gücü ve zoruyla ülkenin bütün yurttaşlarına belletilmesi kararının, siyasetçilerin takdirine terk edilemeyecek önemde olduğunu bir an bile unutmamak gerekmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 556 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler