1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ZINDIKLAR VE ERBAKANCILAR!
ZINDIKLAR VE ERBAKANCILAR!

ZINDIKLAR VE ERBAKANCILAR!

AKP’nin ilk kuruluş ve ilk seçim süreci… Kıbrıs sorununun en ateşli dönemi… Yükselen toplumsal halk hareketi ve CTP’nin bu halk hareketine yaptığı başarılı liderlik dönemi… Dönemin Genel Başkanı İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet

A+A-

ZINDIKLAR VE ERBAKANCILAR!

         AKP’nin ilk kuruluş ve ilk seçim süreci…

         Kıbrıs sorununun en ateşli dönemi… Yükselen toplumsal halk hareketi ve CTP’nin bu halk hareketine yaptığı başarılı liderlik dönemi…

         Dönemin Genel Başkanı İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Erdal Güven ile gerçekleştirdiği sohbette anlatıyor o dönemi;

         AKP’nin henüz buralarda hissedilmeyen yükseliş sürecinde, birileri Erdoğan’a Talat’tan bahsetmiş. “Zındık o yahu” demiş, Erdoğan.

Yani dinsiz, Allahsız anlamında!

Bu anektodu Talat’ın ağzından “Adam” kitabında okuduk, Erdal Güven’in.

         Şimdilerde, ilahiyat fakülteleri ve ilahiyatçıların Erdoğan’a sundukları raporda, aslında tam da bu cümle özetliyor, adaya ilişkin yapılan yorumları. İlk günden bugüne Erdoğan’a sadece Talat için değil, toplumun tamamı için de zındık demiş birileri.

         Hala zındık diyor!

         Sevgili Sami uyardı dün, haberlere baktım. Bir süre önce Çukurova Kalkınma Ajansı’nın, buradaki YAGA’yı da hiçe sayarak, yatırım projeleri onaylayacağına ilişkin müjdeli haberler vardı, birkaç ay önce Türkiye basınında.

         YAGA dahil yine kimsenin haberi yoktu ama Türkiye’de bölgesel kalkınma için kurulan bu ajans, büyük başarılarının ardından yönetimindeki Adana Valisi ile birlikte Kıbrıs’ın Kuzey’i için de kalkınma projeleri geliştirecekti.

         İşte bu ajans geçtiğimiz günlerde bir grup Antalyalı işadamıyla adada gözlemlerde bulunmuş.

         Yani yoğun şekilde çalışılıyor!

         Yine Türkiye basınında İlahiyat Fakülteleri müjdesi de bu paralelde yer alıyor.

         Özelleştirme başlığı altında, Türkiye’nin köklü değil ama gelişmekte olan sermaye odaklarına adanın nadide yerlerini peşi sıra peşkeş çekmek de bu anlayıştan çok farklı değil.

         KTHY, DAİ, DAK, sahiller, hepsi sırasıyla elden gidiyor. Hatta yine en güzel sahillerden birine tesettür oteli yapılmasının öngörüldüğüne ilişkin hatırı sayılır iddialar var gündemde.

         Şüphesiz ki, bütün bunlar bir toplum mühendisliği çerçevesinde, Türkiye’de saltanatını geliştiren AKP hükümeti eksenine odaklandırılıyor.

         Öncelikle şunun altını çizmekte fayda var;

         Ne yaşanırsa yaşansın, bırakılan boşluklar hep başkaları tarafından doldurulur. Yıllarca burada yaratılan yönetim boşlukları da şimdi bürokratlarından valisine Türkiye tarafından dolduruluyor.

         Şimdi özellikle seçim sonrası Erdoğan’ın Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs’ın kendisiyle ilgili ne yapacağı merak ediliyor.

Mali protokolün olduğu şekliyle yerine getirilmesi konusundaki ısrara devam edilecek gibi görülüyor.

         Dini hassasiyetler belki daha da tırmandırılarak, “zındık onlar zaten” anlayışıyla hareket de edilmeye devam edebilir, Türkiye hükümeti.

         Merak edilen bir başka nokta da Kıbrıs sorunu. En kritik eşiklerden biri olarak tabir edilen ve muhtemelen radikal bir gelişme yaşanmama olasılığı yüksek, Cenevre görüşmesi örneğin, buralarda kimsenin gündeminde değil.

         Peki ama bu daha ne kadar devam edecek?

         Gerçek şu ki, bugüne kadar birbirlerini, Erbakan siyasetinin devamı ve zındık olarak gören iki önemli siyasi aktör olan CTP ile AKP, Kıbrıs sorununun çözüm hedefi kapsamında son derece önemli bir mesafe kaydettiler.

Şimdi marifet aşılan bu yolu tamamlamak.

         Peki bu nasıl tamamlanacak?

         Toplum arasında giderek yükselen öfke, Kıbrıs sorununu çözme iradesini beslemek yerine, kendi çözümünü yaratma gayretlerini besliyor. Çözüm konusundaki en güçlü aktörlerden biri konumundaki Türkiye, Erdoğan siyasetiyle artık buraları için çok da güven telkin etmiyor.

         Hani neredeyse, Mali Protokol’ün ardından yarın Erdoğan’ın destekleyeceği bir çözüm planı karşımıza gelse, sırf Erdoğan istiyor diye, reddecek pozisyona gelmek üzereyiz.

         Oysa bugün en açık gerçekliğimizdir ki, Türkiye’ye rağmen, artık Erdoğan’a rağmen Kıbrıs sorununu çözmek mümkün değil!

         Ancak öncelikle Türkiye’nin, bu tavrının ve dayatmacı asimilasyon siyasetlerinin çok ciddi yaralar açacağının farkına varması gerekiyor. Çünkü bir zamanlar zındık deyip, sonra ortak hedefte buluştuklarına sırtını dönerek, şimdi ötekileri terbiye etmeye çalışan bir siyasetin göstergesi aslında bu tavırlar.

         Uluslararası ilişkilerde her şey çıkar dengesi üzerinden şekilleniyorsa, şimdi burada siyaset üretenlerin de hala paylaşılan ortak çıkar alanlarını ön plana çıkarmak, bunları geliştirmek ve sağlıklı diyalog yoluyla bunları bir dengeye oturtmak sorumluluğu vardır.

         UBP hükümeti Erdoğan’dan rövanşını, koltuğunu korurken, halkın kabarttığı öfkesiyle çıkarıyor. Muhalefetini bağışlamayacak, iktidarından vazgeçmeyecek ve kendi kabuğuna çekilecek bir toplum tasarısı çok da komplo teorisi gibi durmuyor.

         DP, ekonomik tedbirlere karşı tepkisini ortaya koyarken, Erdoğan öfkesini beslememek adına bir hassasiyet geliştirmemesi de anlaşılır.

         Diğer küçük partiler de Erdoğan’ın olurunu alarak, buralarının zındıklara bırakılamayacak önemde olduğu siyasetine gün doğmasını bekliyor.

         Ama çözüm siyaseti yürüten siyasi partiler, bu öfkenin besleyicisi olarak ne kazanabilirler, biz ne kaybedebiliriz sorusu, bugünlerin en kritik sorularından biri olmaya adaydır.

         AKP hükümetinin Kıbrıs ile ilişkili siyasetine şüphesiz ki eleştirebilecek son derce önemli unsurlar var. Ama bunu sırf eleştirmek, buna sırf öfkelenmek yerine, bu anlayışı terbiye etmek sorumluluğu da çözüm siyaseti yürütenlere düşer.

         O yüzden en başta nasıl “Zındıklar” ve “Erbakancılar” anlayışı ortak çıkar noktasında buluşabilmişse, şimdi bu paydaları geliştirme zamanıdır.

         “Zındıklara” düşen çok iş var!

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 2188 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler