1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ZİNCİR ACISI VE HOROZ GÜREŞİ..
ZİNCİR ACISI VE HOROZ GÜREŞİ..

ZİNCİR ACISI VE HOROZ GÜREŞİ..

İnanılmaz bir düşünsel atmosfer içindeyiz. Bakıyoruz, görüyoruz ama olumsuzu aşamıyoruz. Önceden yazayım. Bu yazıda,” sırası mı, gündemden düştü” diye baksanız da Kıbrıs sorununa dair de yazacağım. Yetti be. Çünkü, bu ülkede en temel meselemi

A+A-

 

İnanılmaz bir düşünsel atmosfer içindeyiz. Bakıyoruz, görüyoruz ama olumsuzu aşamıyoruz. Önceden yazayım. Bu yazıda,” sırası mı, gündemden düştü” diye baksanız da Kıbrıs sorununa dair de yazacağım. Yetti be.

Çünkü, bu ülkede en temel meselemizde, tarihimizde görülmeyen bir şekilde ciddi bir gündemden düşürme siyaseti izlenmektedir. Çok ilginçtir, bu siyaset solu da, demokratik çevreleri de sarmalına almıştır. Bir halkın, bir ülkenin en temel toplumsal sorununu veya çok önemli bir dış politika sorununu, sözde en milli güçlere, bazı siyasi odaklara havale ederseniz ve ona dair bir toplumsal hareketlenme sağlayamazsanız, bilin ki toplumsal sorunların en basitinden, en karmaşığına dair de demokratik bir enerji üretemezsiniz.

SİNEK GİBİSİNİZ DENDİ, AMA YEMEKLERİ BOZDU.

Biz, bunu Kıbrıs’ta dibine kadar yaşadık. Kıbrıs sorunu “lidere, Ankara’ya” havale edildi. Milli denen çizgi şudur dendi. Sormak, sorgulamak, farklı düşünmek toplumsal suç ad edildi. Ne oldu? Yalnız Kıbrıs sorunundaki çıkmaz derinleşmedi. Toplumun, demokratik devinimi darbelendi, demokrasi, ekonomi, hukuk ve tüm toplumsal yapılanma, ciddi bir erozyona uğradı.

Sonuç ne oldu? Sağda, Kıbrıs sorununun;  “bir bilene havalesi”, sonuç itibarı ile toplumsal diğer sorunlarda da edilgenliği üretti. Bunun en çarpıcı örneği rahmetli Denktaş’ın sözü oldu. “ 200 bin Kıbrıs Türkü, siz Kıbrıs sorununda ve Türkiye’nin tercihinde söz sahibi olmazsınız” . Bize bakarak “sinek gibisiniz” demişti. Ama ne oldu? O sinek, ne kurtlar attı, ne tatsız, tuzsuz pişirilen yemekleri bozdu. Tut, Ay Işığı darbesinden Papadopulosun siyasetine kadar, ne yemeklere kurt attı, önümüze sürülmeye çalışan, tatsız tuzsuz yemekleri servis dışı bıraktı. Yakın tarihimizde yaşadığımız gerçektir bu.

Ancak, maalesef bu  zihniyet, tüm muhalefetine karşı, da solda yer etti, şimdi etken oldu.  Amerika isterse, Türkiye arzularsa, bu iş çözülür noktasını besledi. Halk, onun iradesi, yakın tarihimizde yaşadıklarımıza karşın, üstelikte, solun büyük emeği ile oluşan bu gerçeğe karşın, ne acıdır bu edilgenlik, solu da sarmalına aldı. Kıbrıs sorununa dair dikkat azaldı. Şu anda sol da etkin, unsur olamıyor.

Şimdi, tüm eleştirilere karşı, halkın mümkün olabilen çözüme dönük devinimi, sözde sert ve uçkun söylemlerle dumura uğratılıyor. Kolay yol seçildi. “Şimdi iç konulara yoğunlaşma zamanı.”  Öyle mi? Hadi yoğunlaş? O da yok? Neden? Çünkü bu ikisi, birbirinden ayrılamaz gerçeğine terstir bu yaklaşım.

Eğer birinde durursanız, tıpkı eskiden olduğu gibi, tarla sürmek için, çifte koşulan ineklerden biri durursa, ya da başka tarafa dönerse, çiftle tarlanın  sürülemeyeceği gibi, bu konuda da olan budur. Enerji hiçbir alanda ilerlemez. Çünkü; Amerika, Türkiye isterse dir ya mantık, o zamanda mümkün olabilene dönük her arayış, diyalog ve  düşünceye burun kıvırtma, bir iki yüzeysel tespit ve slogansal yaklaşımla da olayı değersiz kılma gelişir..Bu da yalnız Kıbrıs sorunu ile sınırlanmaz, tüm toplumsal olaylara dönük ayni pilav ortaya çıkar. 

Dolayısı ile sağda ve soldaki bu yapı, ister istemez dönüp dolaşıp, iç konulardaki yaklaşıma da yansır. Nitekim yansıdı. Türkiye ve “bir bilen” biliyor ya Kıbrıs sorunun çözümünü. Onlar isterse çözülecek ya Kıbrıs sorunu. O zamanda hali ile ekonomik, demokratik konularda tek bir paket olacaktır. Onlar verirse yaşayacağız ve onların sunduğunu da ister istemez, söylene söylene uygulayacağız. Ya da sövüp sayarak, en keskin sözler de ifade ederek, o çizilenin içinde verileni de cebe atarak yaşayacağız.

 Bu konularda da iş nereye geldi? Elcilik her şeyi bilendir, Türkiye’de de verirse iş olur mantığı geçerli akçe oldu. Boyun eğen ve boyun eğmeyende, bunun tersine bir şey üretmiyor. Hani kardeşim senin yurduna dair alternatifin? “Kıbrıs sorunu çözülmeden bir şey olmaz”, öyle mi?  Peki öyle ise hadi, şimdi görüş ve eylem üret. Ha cevap eğer; Amerika, Türkiye istemezse, bu sorun çözülmez ise! E, o zamanda, ne ölmeyi bilin ama yatın yere tepinin, ne binmeyi bilin, ne de binili isen inmeyi!

Dolayısı ile söylem farkına karşın, bu hem sağda, hem de Solda  yansımasını buldu.  Ne oldu? “ Bir bilen” biliyor ya Kıbrıs sorununda , o isterse olacak ya, bu iç konularda da  oluştu.Bu, “Bir bilen ve veren her şeyi düzenler” anlayışı ile bütünleşti.. Şimdi sağ ve sol çıkmazını yaşıyor. Sorunlar derinleşti, aşılamıyor. Buna dair düşünce üretimi, toplumsal hareketlenme yerine, kısa yoldan sonuç almaya dönük hareketler önem kazanıyor.

Üstelik bu da şu tehlikeli nokta ile de besleniyor. Kıbrıs sorunu çözülemeyecek, e, o zaman, kendi toplumsal yapılanmamıza dönük de risk almadan sunulana uyma anlayışı sağda gelişti. İşte bu yüzdendir ki UBP tarihinde görmediği bir teslimiyetçiliğin içine yuvarlandı. Sol da tarihte görmediği bir hareketsizliğin içine girdi..

İşte bundan ötürü dün; bizi, bizden vazgeçirmek için üretilen bu, Kıbrıs sorununu bir bilene havale etme anlayışı, ürettiği ayni temeldeki sözde bu yeni yaklaşımla da günümüzde, “artık Kıbrıs sorunu ile uğraşmayın, iç meselelere bakın” zihniyetine döndü ve bunun belirlediği  çıkmaz yola ülkeyi soktu.

Bu yüzden bize ne kaldı? Eroğlu, İrsen Küçük, Ahmet Kaşif’ın horoz güreşini izlemek. Hiçbir düşünsel değer üretmeyen bu horoz güreşi izleyicisi olmakta, tüm bir halkı, kendinden, yurdundan ve dünyadan yabancılaştırıyor.

TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ ...

Etrafımızda bizi doğrudan etkileyecek olaylar yaşanıyor. Bir haber değeri bile yok bizim için. İşte açıklandı, Suriye’deki olaylar bölgeyi hatta dünyayı sert bir savaş ortamına sürükleyebilir. Duyarsızlık hat düzeyde.  Ama bu arada bu horoz güreşinden fırsat bulunca Cumhurbaşkanı Eroğlu, o da kendisini ziyaret eden yabancılara  dönük, Kıbrıs sorunu ile ilgili bir iki söz ediyor. E, o da Cumhurbaşkanlığının şanındandır. Ne diyecek onlara, “ah bu İrsen’e” mi diyecek?

Son olarak, Türkiye’den kendisini ziyaret eden sendika heyetine dedi ki, “alternatif siyaset gerekir”. Bak sen, ne söz, ne olay? Peki nedir alternatif? KKTC’ nin tanınmaması mı? Peki, o zaman, son zamanlarda sıkça dile getirilen, Suriye’nin, Azerbaycan’ın, Irak’ın toprak bütünlüğü ile Türkiye’nin bölünmesine karşıyız sözlerine ne demeli?

Bakın, İngiltere Dışişleri Bakanı güneyi ziyaret etti. İngiliz üsleri Suriye olaylarına dönük kullanıldı. İngiltere büyük bir askeri tatbikat yapıyor Kıbrıs’ta. Bu konularda Cumhurbaşkanlığından, hükümetten, siyasi güçlerimizden, basınımızdan bir haber, bir değerlendirme bir fikir üretimi var mı? İrsen, Eroğlu, Ahmet Kaşif!!!

 Suriye’nin, Irak’ın, Azerbaycan’ın  toprak bütünlüğü olmazsa olmazdır da, Kıbrıs’ın toprak bütünlüğü önemsiz mi? Türkiye’nin demokratik birliği gerçekten önemlidir. Peki, bu aşamada, dünyada ve bölgede böyle tehlikeler varken, sizin Kendinize dair talep ettiğinizle, başkalarına dair talep ettiğiniz arasında ciddi fark varsa, bu size bir şey katar mı? Hayır. Böyle bir durumda da kendinize dair öngörülerinizde de başarılı olamazsınız. Onlara dönük bu demokratik doğrularda da inandırıcı olamazsınız.

 Federal Çözüm, Kıbrıs’ın Toprak Bütünlüğü çerçevesinde, siyasi eşitlik temelinde mümkün olabilen tek seçenektir. Bu gerçeği ideolojik, ekonomik, şahsi ve politik ihtiraslarla es geçerseniz, ne Suriye’nin, ne Irak’ın, ne Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne, ne de Türkiye’nin demokratik birliğine dönük görüşlerinizde tutarlı olmazsınız.

Bunun için ne yapıp yapmalı, bizi içine soktukları bu çıkmaz sokaktan, ya duvarları yıkarak, ya da sırıkla atlayarak çıkmalıyız. Bileceğiz ki Kıbrıs sorununa ve çözüm devinimine dair enerji üretenler, ancak diğer toplumsal sorunlar konusunda da çözümcü enerji üretebilirler. Bileceğiz ki ne “bir bilenler” bizi çıkmazdan çıkartabilir, ne de sözde sertlik dolu ifadelerle, “bu iş bitmez ,irademiz yoktur “ağlamaları ile hayatı düzenleyecek irade üretebilir..

Buna inanmıyor musunuz?. O zaman alın hepimize horoz güreşi seyri….Eroğlu, İrsen Küçük, Ahmet Kaşif dedikoduları. Sarayönün de,  ya hu çekip dönün, yada Şiiler gibi Dikilitaş etrafında, sırtınıza zincirler vurup, kendinizi acıtıp, ağlayın durun….  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 939 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler