1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ZİNCİR
ZİNCİR

ZİNCİR

Kristof Kolomb Hindistan’a gitmeyi umuyordu. Amerika kıtasına gitti ama farkında değildi yeni bir ana kara keşfettiğinin. Kolomb ne geldiği toprağı ne de o toprakta yaşayan “yerli halkı” anladı. Ayak bastığı ana karaya Hindistan, karşısı

A+A-

ZİNCİR

Kristof Kolomb Hindistan’a gitmeyi umuyordu. Amerika kıtasına gitti ama farkında değildi yeni bir ana kara keşfettiğinin. Kolomb ne geldiği toprağı ne de o toprakta yaşayan “yerli halkı” anladı. Ayak bastığı ana karaya Hindistan, karşısına çıkan insanlara “indian” dedi o yüzden, “Hintli” yani… Oysa oradaki insanlar kendilerine “lakota” diyorlardı… “İnsan” yani… Sadece “insan”…

İnsanoğlu Kolomb’dan sonra daha da pervasızca devam etti işgal ve sömürgeciliğe. Yeni toprakları, yeni topraklar bittiğinde eski toprakları yeniden ve yeniden ele geçirdi. Doymak bilmeyen bir fetih tutkusu, bitmek bilmeyen bir ele geçirme, sahip olma, yönetme ve asimile etme arzusu günümüze kadar devam etti.

Bütün işgalciler önce orduları ve silahlarıyla geldiler. Derken arkalarından kaybedecek bir şeyleri olmayan işsiz, eğitimsiz yoksullarını gönderdiler. Koloniler oluşturdular, tıpkı bir kanser hücresi gibi hızla çoğalıp, işgal ettikleri toprakların dokusunu, kimyasını bozdular. Ardından dilleri, kültürleri, sermayeleri, okulları, mabedleri ve diğer her şeyleriyle…

Dünyanın hangi işgal edilmiş köşesine bakarsanız bakın orada iğdiş edilmiş, dönüştürülmüş, köklerinden kopartılıp savrulmuş kültürler, insanlar görürsünüz.

Toplumların doğal akış içerisinde evrilmeleri, insanlığın ortak kültürüyle, değerleriyle buluşmaları sağlıklı ve kaçınılmaz bir süreçtir.

Böyle bir süreç toplumları sadece insanlık ailesinin ortak üretimiyle buluşturmakla kalmaz, aynı zamanda evrensel kültür birikimine o toplumun katkısını da sunma olanağı verir. Beklenen, sadece evrensel kültüre entegre olmakla yetinmek değil, ona kendi rengini de katabilmek, kendi birikimiyle harmanlamak ve köksüz, kimliksiz bir imitasyona dönüşmemektir.

Tarih boyunca sömürgecilerin ortak rüyası “imitasyon toplumlar” yaratmak oldu.

Girdikleri her coğrafyada asla kendilerinden saymadıkları ve kendileriyle eşitlemedikleri, ama bir biçimde kendilerine de benzemesini istedikleri toplumlar yaratmayı hayal ettiler.

Silah ve güç yoluyla biat ettirdikleri toplumları dille, dinle, kültürle, ekonomik-sosyal-siyasal kurumlarıyla kendilerine “benzetmek”, bu benzeşme yoluyla varlıklarını ve hayâsızca sömürülerini meşrulaştırmak istediler.

Bir halkın dilini kopartarak, yok sayarak, olmadı aşağılayarak, dönüştürerek kültürüne yabancılaştırmak ardından din aracılığıyla sömürgeciyle “yeni ortak bağlar” oluşturmak ve dini, sömürge sisteminin bekası açısından bir enstrüman olarak kullanmak en eski yöntemlerden biri olageldi…

Her ne kadar misyonerlik, Hristiyanca bir yöntem gibi görülse de “İslamlaştırma” da bu “yeni ortak bağlar” oluşturma projesinin araçlarından biri sayıldı… Osmanlı bu konuda pek usta saymaktaydı kendini. Ki “devşirmek” gibi sert yöntemlere başvurduğu kadar dergâhlar, tekkeler, medreseler, camiiler aracılığıyla da tatlı tatlı bir sızmadan da eksik kalmadı.

Sömürge teorisyenleri dini kurumların “dönüştürücü etkisine” işaret eden telkinlerde bulunurlar patronlarına. Bunun için din okullarının açılması, mabedlerin çoğalması, dini ritüellerin yaygınlaştırılması önerileriyle görev ifa ederler. Onlarınki işgüzarlık değil, görev icabı patronlarının niyetlerine uygun raporlar üretmektir zira…

Silah zoruyla girdiğiniz bir coğrafyanın bir yandan nüfus yapısını değiştirir, bir yandan diliyle, tarihiyle, kültürüyle, kurumlarıyla oynar, bir yandan da dini pompalarsanız kendinize “benzeyen” bir toplum yaratmış olursunuz. Bir de o toplumun tüm üretimini bitirir maaşa bağlar, kendinize muhtaç ederseniz biat sistemini pekiştirirsiniz…

Daha fenası, bir toplumu tüm kurumları ve kültürüyle imitasyon bir topluma dönüştürmeye yönelik ağır bir saldırıya maruz bırakırken aynı zamanda dünyayla olan bağlarını da kopartmak, onu izole bir yapı içerisinde çaresiz bırakmaktır… Bu, özel bir beceri, beğenseniz de beğenmeseniz de takdire şayan bir operasyondur.

Bu operasyona karşı olası direnişi kırmakta en büyük suç ortağı yerel işbirlikçilerdir…

Sömürgecilerin imitasyon toplumlar yaratma beceri ve başarılarının ardında da her zaman işbirlikçiler yer alır.

Kendilerini “becerenlere” hayranlık besleyen, onlara benzedikçe eşitlendiklerini zanneden, bu “zan” derinleştikçe daha fazla biat eden, biat ettikçe sömürü sisteminden nemalanan, nemalandıkça iştahlanan, iştahlandıkça ceberrutlaşan, ceberrutlaştıkça da kalıcılaşan işbirlikçiler…

Sizi sömürgecinize bağlayan zincirin zayıf halkası işbirlikçilerdir. O zincir kopacaksa işte oradan kopacak…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1545 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler