1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Zikzaklar ve fırsatçılar...
Zikzaklar ve fırsatçılar...

Zikzaklar ve fırsatçılar...

20 Temmuz tören konuşmasında Cumhurbaşkanı Eroğlu şunu ifade etti: “Bizim görüşümüz açıktır: Kıbrıs’ta şu anda var olan gerçeklerden hareketle, iki halkın eşitliğine, egemenliğine dayalı, iki bölgeliliğin, Anavatan Türkiye’nin etkin v

A+A-

20 Temmuz tören konuşmasında Cumhurbaşkanı Eroğlu şunu ifade etti: “Bizim görüşümüz açıktır: Kıbrıs’ta şu anda var olan gerçeklerden hareketle, iki halkın eşitliğine, egemenliğine dayalı, iki bölgeliliğin, Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin sulandırılmayacağı bir çözüm istiyoruz.”

Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun, TC Başbakanı Erdoğan’ın Ankara’da gazetecilere verdiği görüşlerden cesaret aldığı anlaşılıyor. Biliyorsunuz Erdoğan Ankara’da yaptığı açıklamada bir yandan çözümden bahsederken bir diğer yandan da Güzelyurt ve Karpaz'ı vermem gibi ifadeler ile, Cenevre sonrası oluşan olumlu havayı ne yazık ki dağıttı.Anında gerek Hristofiyas’tan gerekse Downer’den tepki yağdı. Konu AB ve BM’ye taşındı...

Bu çıkış aynı zamanda 2004 referandumundan itibaren, Kıbrıs Türk halkını masada temsil eden kişinin, bir başka devletin temsilcisi değil, Kıbrıs Türk halkını temsilcisi oılduğu yönündeki iddiayı da sarsmış, ortadan kaldırmıştır. Bir süre önce Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi Kudret Özersay’ın bu yöndeki serzenişi de tuzla buz oldu. Dolayısıyla sadece içerik olarak değil, aynı zamanda pozisyon olarak da ciddi bir geri gidiş ile karşı karşıya kalınmıştır.

Kullanılan ifadelerden, üslup ve genel söylemden müzakere sürecini Eroğlu’nun yönettiğini ancak karar vericinin kendisi olmadığını bu yaklaşımı çok net bir şekilde ortaya koymuştur.

Cumhurbaşkanı, bu açıklamaya itiraz edeceğine, bu açıklamadan kendi öz’üne dönme fırsatı doğduğu düşüncesiyle,bizi bir anda yirmi yıl geriye götürdü. Bir yandan Cenevre’den bahsederken bir diğer yandan ada’daki “gerçekler”den bahsederek iki devletliliğe vurgu yapmış, ayrılıkçı dilini yeniden ortaya çıkarmış, eski söylemlerini tekrarlamıştır.

TC Başbakanı Erdoğan’ın törende yaptığı konuşma ise çözüm süreci ile ilgili dikkatli bir içerik taşımaktaydı. Ankara’da gazetecilere yapılan açıklamaların aksine, Cenevre sürecine ve çözüme dönük oldukça açık bir söylem ile karşılaştık.

“Hiçbir tereddüt yoktur ki BM parametrelerindeki çözüm, liderlerin ortak açıklamalarındaki mutabakatlarına uygun biçimde bulunacaktır” diyen Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs’ta yeni ortaklığın, BM Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlandığı şekliyle siyasi eşitlik temelinde, tek uluslararası kimliğe sahip bir federal hükümet yanı sıra eşit statüye sahip Kıbrıs Türk ve Rum kurucu devletlerinden oluşacak bir federasyon olacağını anlattı.”

Anlaşılan odur ki, yeni Türkiye hükümeti ya da ustalaşmış AKP dönemi, kendi içinde belirsizlikler, tereddütler içermektedir.

Bir yandan olukça üst bir dil kullanarak hem yaptırımcı hem de tahakkümcü olabilmekte ve çözümden uzaklaşmakta, bir diğer yandan da çözüm sürecine destek vermekten geri duramamaktadır.

Geri duramamakta çünkü uluslararası ilişkilerin gerektirdikleri ile Erdoğan’ın arzusu bir yere kadar kesişmektedir.

Cumhurbaşkanı’nın, var olan “boşluğu” nasıl kendi ideolojik tercihine dönük kullandığı gözler önüne serildi. Erdoğan’ın Kıbrıs sorununda milliyetçiliği daha da artıracak olması, Eroğlu’nu, bir başka siyasi dünyaya elbette yöneltecektir. Bunu en iyi biz biliyoruz.

İşte bu nedenle çözüm süreci, Erdoğan ya da Eroğlu’nun değil, Kıbrıs Türk halkının inisiyatifi, denetimi ile devam etmelidir, diyoruz. O zaman daha bir umutlu olacak, olası savurmaların önüne geçebileceğiz.

 

 

 

                                                    

 

 

 

Bu haber toplam 547 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler