1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. Zihinsel evrimin yıkımı !
Zihinsel evrimin yıkımı !

Zihinsel evrimin yıkımı !

Nükleer savaş riskine, küresel ısınmaya ve çevrenin fütursuzca insanlığın bencil emelleri için dönüştürülmesine çözüm bulunmaması durumunda; 21. Yüzyıl, Chomsky’e göre organize insanın yaşamının artık son yüzyılıdır…

A+A-

 

 

Çağıl Günalp
cakilgunalp@gmail.com

 

Amerikalı ünlü entelektüel Noam Chomsky, Alien Perspective isimli teorisinde insanın yaşadığı zihinsel evrim neticesinde bugün içerisinde bulunduğu durumu ele alır. 200 bin yıl önce ortaya çıkan yeni bir canlı türü olan bugünün insanının, radikal bir biçimde o güne kadar ortaya çıkan türlerden farklı olduğunu belirten Chomksy, teorisinde binlerce yıl etrafta gezinen, üreyen, avlanan, meyve toplayıp yaşayan insanın daha sonra büyük bir değişim yaşadğını ortaya koyar… İnsan artık tarım ile uğraşmaya başlamış, şehirler inşa etmiş, savaşlar çıkarmıştır… Bunların sonucunda komplike kültürler ortaya çıkmıştır… 20. Yüzyıl’da ise dünya üzerindeki en radikal formdaki canlı olan insan, devasa savaşlarla yıkımlar yaşamış ve 1945 yılında dramatik bir çağ olan Nükleer Çağ’a adım atmıştır…

İnsanın artık kendi sonunu kendi zihinsel evrimi ile getireceği noktanın kıyısında olduğunun altını çizen Chomksy, Alien Perspective’de insan türünün 1945 yılından beridir bu tehdit altında yaşadığını tüm çıplaklığı ile ortaya koyar. Jeologların tarihi Pleistocene, Holocene gibi epoklara böldüğü ifade edilen teoride, epokların birçoğunun milyonlarca yıl sürdüğü ve 2.  Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile yeni bir devrin başladığı kaydedilir. İşte insan evriminin sebep olduğu öz-yıkım tam da bu epok ile daha da belirginleşir… Dramatik değişimlerin yaşandığı Anthropocene isimli en son epokta çevrenin transformasyonu hızlanmıştır… Bu durum ise insan türünün artık yıkımın eşiğinde olduğunun en büyük habercisidir… Çok büyük başarılara imza atan, üst seviyede gelişen insan zihni; günün sonunda öylesine tuhaf evrim geçirmiştir ki sabahın bir körü sosyal medyada türlü saçmalık üstüne kafa yorarken, insan tarihindeki en büyük problem olan insanlığın devam edip etmeyeceği ile ilgili sorgu yap(a)mama derecesine ulaşmıştır…Chomsky’nin altını çizdiği gibi insan zihninin evrimi çok önemli buluşlara imza atmıştır, lakin insan neslinin devamının nasıl garanti altına alınacağını sorgulayamayacak derecede tuhaf da bir hal almıştır…

1945 yılında Nükleer Çağ’a adım atılmasının ardından insan türünün kendi yarattığı ve özyıkıma sebep olan durumdan kurtulmak için insan neslinin birleşmesi gerekliliğinin konuşulmaya başladığını anımsatan Chomsky, ünlü fizikçi Albert Einstein tarafından Dünya Hükümeti fikri ortaya atıldığını, 1940’lı yıllarda en çok satan kitapların insanın Dünya Hükümeti’ne nasıl geçiş yapabileceği üzerine akıl yorduğunun altını çizer… İlk başlarda BM’nin bu amaç doğrultusunda kurulduğu dile getirilen teoride daha sonraları BM’nin milliyetçilikve soğuk savaşın duello sahnesine dönüştüğüne dikkat çekilir…

Nükleer savaş riskine, küresel ısınmaya ve çevrenin fütursuzca insanlığın bencil emelleri için dönüştürülmesine çözüm bulunmaması durumunda; 21. Yüzyıl, Chomsky’e göre organize insanın yaşamının artık son yüzyılıdır…

Amerikalı ünlü entelektüel Chomsky, küresel ısınma sonucunda artık çok daha uzun süren kuraklıkların aslında tahmin edilenden çok daha farklı sosyal/politik etkileri olduğunu belirtir…Suriye ve Darfur’da yaşanan savaşın kuraklıkla doğrudan ilişkisi olduğunu ifade eden Chomsky, her iki ülkede savaşın öncesinde yaşanan uzun süreli kuraklıklar ile büyük şehirlerdeki gettolara göç eden milyonlarca nomadik ve kırsal nüfüs neticesinde yaşanan sosyal patlamaları buna örnek gösterir…

Diğer yandan Chomsky’e göre kontrol altına alınamayan salgın hastalıklar da yine insan eli ile yaratılan bir yıkımdır… Endüstriyel üretimin yaydığı karbon dioksit, metan gazının küresel ısınmanın en büyük sebeplerinden olduğu berlitilen teoride hayvanlara enjekte edilen antibiyotiklerin ve hayvanların yetiştirildiği koşulların yaşanan salgın hastalıklarda önemli rolü vardır… İstiflenmiş şekilde yetiştirilen hayvanların koşulları, aşırı antibiyotik kullanımı ile mutasyon geçiren bakteriler, onlarla mücadele için üretilen ilaç teknolijilerinden daha hızlı büyümektedir…

Dünya Hükümeti’ne geçişte atılan adımların başarısızlığı, gücü elinde bulunduran odakların çeşitliliğinin artması, çok uluslu şirketlerin tahmin edilemeyecek şekilde global politik aktörlere dönüşmesi,  nükleer savaşın bugün Soğuk Savaş döneminden çok daha yakın olması, küresel ısınma sonucunda deniz seviyesinin akıl almaz şekilde yükselmesi, Himalayalardaki su kaynağı buzulların erimesi ile oluşan susuzluk ve oluşacak potansiyel milyonlarca mülteci, yaşanan kuraklıklar ile insan, artık çok yakın bir yıkımın eşiğindedir fakat eylemsizdir…

Daha önce de bir makalemde belirtmiştim…Gayet açıktır ki bugünün dünyasında neoliberalizm, yeni sermaye birikim aracı olarak doğanın metalaştırılmasını hedeflemektedir... Ve evet her metanın bir kullanım değeri vardır. Peki her kullanım değeri olan meta mıdır? Doğa, meta mıdır? Olmalı mıdır? Son 40 yılda global ölçekte krizler yaşamasına rağmen hala daha genişlemeye ve yeni yıkımlar yaratmaya devam eden neoliberal kültür-ekoloji ilişkisini bu noktada ele almak bizi bugün insanlığın yaşadığı yıkımın boyutlarını kavramak adına sanırım elzemdir…

“Kapitalizmin doğa ile savaşı. Soma örneği: derin ekoloji ve toplumsal ekoloji çerçevesinde neoliberal kapitalizm üretim süreci”  isimli makalede altı çizildiği gibi; neoliberalizm doğayı emek sürecinin bir girdisi olarak konumlandırmayı sürdürmekte ve doğaya karşı savaşı bahse konu üretim sistemi içerisinde zorunlu kılar…

Sermayedarlar tarafından kapitalist üretim sürecine hammadde olarak giren doğal kaynakların, kapitalin bir parçası olarak değil doğanın kapitalist üretim sürecine bir hediyesi olarak algılandığı ifade edilen makalede bu durumdan ötürü doğayla savaşa girmenin sermaye odakları tarafından meşru kılındığına dikkat çekilir. Neoliberalizme eklemlenen şiddet ve bu durumdan ötürü yaşanan çıkar savaşları, savaşlarda kullanılan kimyasal silahlar, maden aramada kullanılan aygıtlar ve kimyasallar, yeşil potansiyelinin her geçen gün daha da azalması, yeni pazar arayışları ile çok uluslu şirketlerin el değmemiş bakir toprakları “kolonileştirmesi” daha basit bir tanımla; rant uğruna tüm yaşamsal değerlerin fütursuzca ayaklar altına alınması ile yaşanan ekolojik yıkım sonucunda dünya, her geçen gün daha da yaşanamaz bir gezegen haline geliyor. Kapitalist aklın güdümündeki kitle iletişim aygıtları ise insanlığın gözünü bağlayıp tüm bu sorunların neoliberalizm ile olan ilişkisinin idrak edilmesine set çekiyor.

2012’de yapılan araştırmada dünyanın en zengin 100 insanının yıllık kazancı ortalama olarak 2.4 Milyar Dolar. Bu, günlük 6.576 Milyon Dolara tekabül ediyor. Diğer yandan BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yapılan çalışmada yaklaşık olarak her 9 insandan biri aç. 1 Milyara yakın insan ise temiz suya erişemiyor ve her 7 dakikada bir kişi kirli su kullanımı nedeni ile hayatını kaybediyor. Tüm bunların sebebi çok açık: bugün sınırlı dünyevi kaynak ile sınırsız bir ekonomik büyüme amaçlayan ekonomi teorisinin yeteri kadar sorgulanmayışı ve doğayı emek sürecinin bir girdisi olarak konumlandıran anlayış...

Yaşanan ekolojik yıkımlar karşısında verilen mücadele, sadece “çevre mücadelesi” çerçevesinde kalır ve yaşanan yıkımın esas sorumluları göz ardı edilirse; kazanıldığı düşünülen zaferler geçici olur, saldırı daha da artarak sürer. Mücadele sorunun kaynağına, yani neoliberal saldırılara karşı yapılmalıdır. Aksi takdirde, akademisyen Dr. Paul Craig Roberts’in de belirttiği gibi, dünyanın yaşanılması imkansız bir hale gelmesinden önce insanlığın evrendeki diğer gezegenleri kolonileştirmesini beklememizden başka bir çare kalmayacak.

Sorular ve cevapları hayatidir… Bugün insanın kendi eli ile yarttığı kolektif yıkıma karşı yine kolektif bir mücadele nasıl verilmelidir? Yaşanacak olan yıkımı anlamak için Kızılderililerin yıllar önce söylediğini tekrar hatırlatmakta fayda vardır: “Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda ve denizdeki son balık tükendiğinde; Beyaz Adam paranın yenmediğini o zaman anlayacak”.

 


Referanslar

Noam Chomsky. http://www.jungundnaiv.de/2016/10/23/noam-chomsky-the-alien-perspective-episode-284-english/. (Çevrimiçi: 18/10/2017).   

Sızan Elif Balam & Yılmaz Feriştah. “Kapitalizmin Doğa İle Savaşı ‘Soma Örneği’: Derin Ekoloji Ve Toplumsal Ekoloji Çerçevesinde Neoliberal Kapitalist Üretim Süreci.” Quo Vadis: Sosyal Bilimler – Artvin Çoruh Üniversitesi Hopa Uluslararası Sosyal Bilimler Kongresi. Hopa/Artvin, 15-17 Ekim  2014.

 

 

 

Bu haber toplam 1018 defa okunmuştur
Gaile 439. Sayısı

Gaile 439. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler