1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. ZAMANDA YOLCULUK...
ZAMANDA YOLCULUK...

ZAMANDA YOLCULUK...

Bu aralar bir zaman yolculuğundayım. Güne dair umutların yittiği dönemlerde tarihe sarılmak sanırım bir kaçış olduğu kadar tarihten ters almak anlamında da yararlı ve ruh halimize iyi gelen bir durumdur. Her anlamda dibe vurduğumuz bu zor günlerde çıkışı

A+A-

 

 

Bu aralar bir zaman yolculuğundayım. Güne dair umutların yittiği dönemlerde tarihe sarılmak sanırım bir kaçış olduğu kadar tarihten ters almak anlamında da yararlı ve ruh halimize iyi gelen bir durumdur. Her anlamda dibe vurduğumuz bu zor günlerde çıkışı belki de tarihimizde aramak gerekir.

 

Geriye dönük yolculuğum beni 1940’ların ortalarına çıkardı. İkinci Dünya savaşının ortalığı kasup kavurduğu, açlığın ve yoksulluğun kol gezdiği günlerde kültür ve sanata sığınmaya çalışan; toplumu aydınlatmaya uğraşan bir grup aydın ve sanatsever insanın yazılarına...

 

1944’ün sonları ve 1945 yılını kapsayan bir sanat ve kültür mecmuasının sayfalarında dolanıyorum. Kıbrıslıtürklerin belki de tarihleri boyunca en büyük yoksulluğu ve belirsizliği yaşadığı günlerde. “Yeni Mecmua”nın sahibi ve başyazarı Kemal Rüstem şöyle sesleniyor okurlara derginin ilk sayısının önsözünde:

“Bugün ilk defa olarak mecmuamızın ilk sayısı elinizde bulunuyor. Bunun için Yeni Mecmuayı çıkarmaktaki maksat ve gayeyi kısaca anlatmak lüzumunu hissediyoruz. Bugüne kadar cemaatımızın tek bir mecmuaya sahip bulunmaması ve bu mühim boşluğun doldurulması ihtiyacı bizi Yeni Mecmuayı çıkarmaya sevk eden en birinci sebep olmuştur. İşte bu gaye ve maksatla neşrine başladığımız Yeni Mecmua, cemaatımızın içtimai, kültürel, milli ve iktisadi dertleri ile pek yakından alâkadar olmaya çalışacaktır.  Hedefimiz cemaatımızın  daima her bakımdan kalkınmasına hizmet etmektir. Boş ve manasız çekişmelere ve dedikodulara Yeni Mecmua sütunlarında yer verilmeyecektir. Mecmuamızda okuyacağınız her yazı bir suale cevap vermiş olmak veya bilinmesi lazım gelen bir hakikatı anlatmak için yer alacaktır. Bu bakımdan da cemaatımızın en ziyade geri kaldığı kültür meselesi üzerinde en fazla durulacaktır. Mecmuamız parti kavga ve çekişmelerinden daima uzak kalmakta büyük bir titizlik göstermeyi esas meslek olarak tuttuğu için şahıslara aid yazılara katiyen yer vermeyecektir.”

 

Kemal Rüstem’in de yazısından anlaşılacağı gibi o günlerde de Kıbrıslıtürkler dedikoduyu ve politika çekişmelerini yaşamlarının merkezi haline getirmişlerdi.

 

 40’LI YILLARDA KADINLARIMIZ…

Mecmuada gerçekten de politika dışında günlük yaşama ve kültüre dair herşey var. Yazarlardan Nevber Alasya bir yazısında “Kadının Terbiyedeki Rolü”diyor ve yazıda çok hoşuma giden eski bir deyimi kullanıyor: “Beşiği sallayan el dünyaya hakim olan eldir.”

Biliyoruz ki iyi eğitim almış kadınlar o günlerde daha çok Viktoria Kız Lisesi’ni bitirmiş; yüksek eğitim olarak da çoğunlukla öğretmen olarak görev yapmaktaydılar. Elbette ki bu durum daha çok Lefkoşa merkezi ve belki perifer ilçelerden de çok az bir azınlığı kapsamaktaydı. Yani kadına dair yazıları o günlerde yine hep erkekler yazardı.

 

“Yeni Mecmua”da kadın yazara değil ama kadın şairlere rastlıyorum.Örneğin:

 

Duvarlar

Solgun bir mum ışığı titreyince tavanda

Kendimi bir köşede unuturum bir anda

Dört yanımda, dört yaprak gibi titrer duvarlar

Her birinde bir hasret bir elem destanı var

...

                                      Urkiye Mine

 

“Yeni Mecmua”nın en önemli prensiplerinden biri de o günlerde özellikle kadınlar arasında moda olan takma adla yazı ya da şiir yayınlamayı kabul etmemesidir.

Bu konuda “Okuyucularla Başbaşa” köşesinde mecmuanın bir okura verdiği cevap:

“KIBRISLI imzası ile mektup göndern okuyucumuza:

         “Mektubunuz alınmıştır. Yazılarınızdan olgun ve tecrübeli bir yazıcı olduğunuz anlaşılıyor. Yalnız namı müstearla gönderilecek yazıları neşretmek mesleğimize uymadığından hakiki isminizi bildirmenizi veyahut idarehanemize kadar gelmek zahmetine katlanmanızı rica ederiz.”

 

1945’E DAİR KEHANETLER…                                     

“Yeni Mecmua”da sağlıktan, kültüre, sanattan bilmeceye, kitap tanıtımlarından tarihe ve özellikle de Türkiye’nin o günlerdeki edebiyat yazarlarının yazılarına dek yok yok. Benim bu mecmuada o günlere dair bayıldığım bir başka yazıyı daha sizinle paylaşmak istiyorum.

Derginin 1944’ün son günlerindeki sayısında 1945’e dair yayınladığı “Biraz da Kehanet” adlı yazının bazı bölümleri. Başlığın üzerinde “Şakadır” kelimesi var:

 

“1945’DE NELER OLACAK?

         * Eski Konsolos Bay Orhan T. Günden ziyaret maksadı ile Kıbrısa gelecek.

         * Evkaf murahhası Münir bey, Katak ve Milli Parti idare heyetine bir ziyafet verecek.

         * Katak başkanı Bay M. İzzet, bir kaç kuruma daha başkan olacak.

         * Necati Özkan, bir tayyare ve bir de çömlek fabrikası tesis edecek.

         * Katak, ‘iğneden iplik geçirme’ tahsili için bir talebe de Japonyaya gönderecek.

* Yıllardan beri kitapsız tedrisat yapan ilk okullarımıza Afrika’dan kitap getirilecek.

* Bugünkü şeri kanunlarımızın yerine Habeşistanın Medeni Kanunu kabul edilecek.

* Dr. Pertev Zühtü, lügatsiz öz Türkçe konuşmaya ve yazmaya başlayacak

* Söz gazetesinin yazılarında 1945 de ne imla ve gramer hatası, ne cümle düşüklüğü ve ne de fikir sürçü bulunacak.

* Viktorya kız okulu öğretmenleri talebelerin her gün koğuş binası ile mekteb arasındaki seferlerini kolaylaştırmak maksadiyle şöferlik öğrenecekler.

 

Yine ileriki yazılarda tarih pasajlarını paylaşmaya devam edeceğim. Ne dersiniz bazen siz de benim gibi yüzyıllar boyu bu adada hiç bir şey değişmiyor gibi bir hisse kapılıyor musunuz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 839 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler