1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. “Yüz milyonlarca Euro’luk tazminat talebi yaratılabilir”
“Yüz milyonlarca Euro’luk tazminat talebi yaratılabilir”

“Yüz milyonlarca Euro’luk tazminat talebi yaratılabilir”

Barutçuzade Ahmet Vasıf Efendi Vakfı’na ait güney Lefkoşa’daki 4.5 dönümlük arazi üzerinde bulunan 4 binayla ilgili güneyde iç hukuk yolu tüketildi, dava AİHM’e taşındı

A+A-

Ödül Aşık ÜLKER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) dosyalanan iki dava, Kıbrıs’ın güneyinde mal bırakan Kıbrıslı Türkler ve mirasçıları için milyonlarca Euro tazminat talebini gündeme taşıyabilir.
Avukat Murat Metin Hakkı, Barutçuzade Ahmet Vasıf Efendi Vakfı’na ait güney Lefkoşa’daki 4.5 dönümlük arazi üzerinde bulunan 4 binayla ilgili Kıbrıs Cumhuriyeti’nde iç hukukun tüketilmesi sürecini anlattı ve AİHM’de iki dava dosyaladıklarını söyledi.

Av. Hakkı, söz konusu binalara Kıbrıs Rum hükümeti tarafından değişik dönemlerde el konulduğuna işaret ederek, “1974’ün üzerinden 46 yıl geçti, en son bina 74’ten 38 yıl sonra devralınmıştır. Dolayısıyla bu binalara AB üyesi olmuş bir ülkede, 21’inci yüzyılda el konulmasının herhangi bir haklı tarafı yoktur. Mülkiyet hakkının ihlali söz konusudur” diye konuştu.

Davaların AİHM’de görüşülmesi konusunda resmi cevabın bugünlerde kendilerine iletilmesini beklediklerini belirten Av. Hakkı, “10 yıl boyunca iç hukuku etkin bir şekilde tükettiğimiz için kabul edilmeyle ilgili bir sıkıntı yaşayacağımızı öngörmüyoruz” dedi.

 

YENİDÜZEN: Öncelikle Barutçuzade Ahmet Vasıf Efendi Vakfı ve vakfın güneyde kalan malları hakkında bilgi verir misiniz?

 Av. Hakkı: Vakıf 1918 senesinde, eski bir Plevne gazisi olduğunu duyduğumuz Barutçuzade  Ahmet Vasıf Efendi tarafından kurulmuş bir mülhak vakıftır. Gayrimenkullerinin çoğu Mağusa kazasında ve kuzey Lefkoşa’da, Kıbrıs Türk yönetimi kontrolündeki bölgededir. Mallarının bir kısmı ise güney Lefkoşa’dadır. Lefkoşa’daki malları, Mısır Caddesi ve Homer Caddesi boyunca uzanan yaklaşık 4.5 dönümlük bir arazi üzerinde bulunan 4 bina ve geniş, boş bir alandır. Bu binalar eski Mısır Elçiliği binası, eski Kıbrıs Fulbright Komisyonu binası, eski Elektrik İdaresi binası ve eski Amerikan Büyükelçiliği veya Amerikan Kütüphanesi olarak bilinen binadır.

 

“Elektrik İdaresi 1976 sonuna kadar kuzeyde bulunan mütevelliye kira ödedi”

 YENİDÜZEN: Vakfın binalarla ve kiracılarla ilişiği ne zaman kesildi? Binalarla ilgili nasıl bir süreç yaşandı?

Av. Hakkı: Vakıf ile Elektrik İdaresi arasında ilk sözleşme 1963’da imzalandı. 1979’a kadar binayı fiilen Elektrik İdaresi tasarrufunda bulundurdu ancak 1976 sonuna kadar Kuzey’de bulunan mütevelliye kira ödendi. 1976’dan 1979’a kadar kira ödenmedi. 1979’da binayı boşalttılar ve yeni merkezlerine taşındılar. 1979 sonrasında bina, Kıbrıs Müzesi’nin dibinde bulunması nedeni ile Kıbrıs Rum Eski Eserler Dairesi’nin tasarrufuna geçti.

Mısır Elçiliği olarak kullanılan ikinci bina, 1940’lardan itibaren, Kıbrıs bağımsız olmadığı için, 1960’a kadar konsolosluk olarak kullanıldı. Bağımsızlıktan sonra, 2004 yılına kadar aralıksız olarak Mısır Elçiliği binası olarak kullanılmaya devam edildi. 1974’ten sonra Mısır Elçiliği ile kuzeyde mukim Vakıf mütevellileri kira sözleşmeleri imzalamaya devam etti. En sonuncusu 1990 senesinde imzalandı. 1990-2004 arasında mütevellilere doğrudan kira ödendi. 2004’te Mısır hükümetinin bu binayı boşaltmasından sonra, bina 2007’ye kadarki dönemde Mısır Elçiliği’ndeki üst düzey bir görevliye sembolik bir rakama vakıf tarafından icar edildi. Sırf boş kalmasın ve Rum hükümeti gasp etmesin diye. Ancak 2007 yılında Rum hükümeti binaya girdi ve bina Eski Eserler Dairesi’nin tasarrufuna verildi. Çünkü Kıbrıs Müzesi’nin o bölgede bir yayılma ihtiyacı vardı. 

 

“Amerikalıların kirasındaki binalardan 2012’ye kadar kira alındı”

Amerikan Büyükelçiliği veya Amerikan Kütüphanesi olarak bilinen üçüncü bina da 1960’larda elçilik binasıydı. Elçilik daha büyük bir binaya taşındıktan sonra, Kıbrıs Fulbright Komisyonu binayı uzun süre kullandı. Bu iki bina 2012 yılına kadar Vakfın tasarrufunda kaldı. Fulbright Komisyonu’nun kirasındaydı. Birçok kez sözleşme imzalandı ve Fulbright Komisyonu da aynen Mısır elçiliği örneğinde olduğu gibi Kuzey’deki mütevellilere üç ayda bir ödeme yaptı. Ekim 2012’de ihtiyaç fazlası olduğu için Fulbright Komisyonu bu binaları boşaltınca, Kıbrıs Rum hükümeti anında oralara da girdi ve bu binaları da Eski Eserler Dairesi’nin tasarrufuna verdi. Ancak hükümet Amerikan Kütüphanesi ve Fulbright Komisyonu binalarını halen memurların yerleşmesine açmadılar. Kilit altında tutuyorlar. Öteki iki binada ise faaliyet var.

 

“İç hukuk 10 senede tüketildi”

YENİDÜZEN: AİHM’e giden yolda, Barutçuzade Ahmet Vasıf Efendi Vakfı’nın binalarla ilgili yürüttüğü yasal süreç nasıl başladı ve ilerledi?

Av. Hakkı: Son 10 yıl içerisinde 5 farklı dava açıldı. 3 istinaf dosyalandı. Ağustos 2010’da ilk iş Elektrik İdaresi binasıyla ilgili davayı dosyaladım. Talebimiz Elektrik İdaresi’ne, Rum Başsavcılığı’na ve Kıbrıs (güney) İçişleri Bakanlığı’na karşıydı. 1964’ten 2012’ye kadar olan sürede, Rum tarafında zaman aşımı mevzuatı askıda olduğu cihetle, Elektrik İdaresi olarak kullanılan binayla ilgili Elektrik İdaresi’nden 1976-1979 dönemi için kira bedeli talep ettik. Ayrıca Kıbrıs Rum Başsavcılığı ve güneydeki Kıbrıs Türk mallarının vasisi sıfatıyla da Kıbrıs Rum İçişleri Bakanlığı’ndan 1979’dan günümüze kadar olan dönem için kullanım kaybı tazminatı talep ettim.

Bu noktada şunu hatırlatmak isterim. 2010 yılında Kıbrıslı Türk mallarıyla ilgili ilk pilot dava Nezire Sofi davası AİHM’e gitti ve bu dava nihai dinlenme aşamasına gelmeden önce Kıbrıs Rum hükümeti dostane bir çözüm teklifi yaptı ve Kıbrıs Türk mallarıyla ilgili mevzuata kozmetik olarak değerlendirilebilecek bazı değişiklikler yaptı. Yasaya içeriği kasten muallak hazırlanan bir “6A” maddesi eklemek suretiyle, eğer Türk mallarıyla ilgili vasilik mevzuatında veya onun tatbikinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırılık durumu varsa, bunu ayrı bir dava sebebi olarak tanıdı. Ancak yasanın diğer maddeleri hemen hemen hiç dokunulmamış bir şekilde kaldı.

2010’daki bu yasal tadilattan sonra ilk pilot davayı açtığımız için biz önce süreci test etmek istedik. Mayıs 2010’da Tapu Dairesi’ne başvuruda bulunduk. Bizim Evkaf tarafından Mart 2010’da atanan mütevveli 4.5 dönümdeki bütün mallar için tapu kayıtlarının güncellenmesini talep etti. Çünkü tapu kütüklerinde, 1941’den beri, şimdiki mütevellinin 1957’de ölen dedesi mütevelli olarak görünüyor. Ancak makul bir sürede cevap gelmedi. Aralık 2010’da Rum Tapu Dairesi Müdürlüğü İçişleri Bakanlığı’ndan aldığı görüşe dayanarak başvuruyu reddeti ve ret gerekçesinde “bu mallar, hak sahibi kişiler işgal altındaki bölgelerde yaşadıkları için Rum İçişleri Bakanlığı’nın vesayeti altındadır” ve “Evkaf İdaresi işgal altındaki bölgelerde faaliyet gösterdiği için yasadışı bir kurumdur. Dolayısıyla Evkaf’ın verdiği mütevellilik statüsü tanınamaz” dendi. Yani Evkaf’ın 1571’den beri faaliyet gösteren köklü bir birim olduğu göz ardı edildi. Bu ret cevabını aldıktan sonra Elektrik İdaresi’nin kullandığı binayla ilgili daha kapsamlı dava dilekçesini dosyaladım ve aynı anda gelen cevapla ilgili İdare Mahkemesi’ne başvurdum. Rum İçişleri Bakanlığı’nın verdiği hatalı görüş doğrultusunda Tapu Dairesi müdürünün verdiği kararın kanunsuz ve yok hükmünde kabul edilmesini talep ettik. Bir kaç ay sonra Elektrik İdaresi mahkemeye bir dilekçe dosyaladı ve davamızın iptalini talep etti. Gerekçe olarak da, Türk mallarının vesayeti ve idaresiyle ilgili temel mevzuat olan 139/1991 sayılı Yasaya göre, “ancak Rum İçişleri Bakanı’nın davacı ya da davalı olabileceğini” ileri sürdü. Yani onların iddiasına göre, ancak Rum İçişleri Bakanlığı kendilerinden ödenmemiş kira bedellerini talep edebilirdi. Rum İçişleri Bakanlığı bu istidaya aktif  bir şekilde katılmadı ama sözlü olarak onay verdi. 2012 yılı içinde dava Elektrik İdaresi’nin dosyaladığı dilekçeye binaen ret ve iptal edildi.


“Bu mal terkedilmemiş mal statüsündedir”

Biz bu dilekçeye itiraz dosyalarken “bu mal terkedilmemiş mal statüsündedir. 1976’ya kadar fiilen kira alındı. Dolayısıyla bu mal vasilik yasası kapsamına girmez” dedik. Kıbrıs Rum Lefkoşa Kaza Mahkemesi buna cevaben, “fiziken terk edilip edilmemek önemli değildir, önemli olan yasanın özü ve ikinci maddesidir. Buna göre hak sahibi kişi hükümet kontrolü altındaki bölgelerde yaşamıyorsa, bu, malın terk edilmiş kabul edilmesi ve Rum İçişleri Bakanı’nın vesayetinin devreye girmesi için yeterlidir” dedi. Mahkeme ayrıca, “Elektrik İdaresi itirazında haklıdır, kira bedelleri ve kullanım kaybıyla ilgili bir tek Rum İçişleri Bakanlığı dava açabilir ya da dava edilebilir” dedi. Yani buna göre Rum İçişleri Bakanı hem davacı hem davalı olabilir, ki böyle bir şey hukuken gülünçtür. Mahkeme bir de “2010’da yasal tadilatla eklenen  6(A) maddesine göre Rum İçişleri Bakanlığı’na ön dilekçe yapmak ve bu dilekçenin reddedilmesi ön şarttır” dedi. Burada ilginç olan husus, Elektrik İdaresi’ni temsil eden hukuk bürosu da bu hususu bir önşart olarak benimsemedi ve dava dilekçelerinde buna atıfta da bulunmadı. Halbuki ispat külfeti onlarda idi. Fakat mahkeme bize bu konuda söz hakkı vermedi, resen bir inceleme yaptı ve bu önşartı yerine getirmediğimize hükmetti. Oysa ki biz yasadaki muallaklık ve bunun istismar edilebileceğini öngörerek, detaylı dava dilekçesini dosyalamadan önce Rum Tapu Dairesi’nden gelecek cevabı bekledik, ki bu cevap da İçişleri Bakanlığı’nın tavsiyesi doğrultusunda verdiği, az önce bahsettiğim ret cevabıydı. İçişleri Bakanlığı bizim mütevelli statüsünü tanımadığını zaten belli etmişti. Biz de Haziran 2012’de 320/2012 sayılı hukuk istinafımızı dosyaladık.

 

“Evkaf’ın yasadışı olduğunu söylemek kilisenin yasadışı olduğunu söylemekle eşdeğerdir”

Bu meyanda, tapu kütüklerinin güncellenmesiyle ilgili, Tapu Dairesi aleyhine 209/2011 sayılı dosyaladığımız idare davası da sonuçlandı ve bu karar da aleyhimize çıktı. Kararı okuyan tek yargıçlı bir heyetti ve yargıç da geçen ay Rum Yüksek Mahkeme Başkanı olarak atanan Stelios Nathanail’di. Nathanail davamızı iki gerekçeye binaen reddetti. Bir,“bu ihtilaf kamu hukuku alanında değil, özel hukuk alanındadır”, iki “Evkaf İdaresi hükümet kontrolü dışındaki bölgelerde faaliyet gösterir. Dolayısıyla yasadışı bir kurumdur ve verdiği mütevvellilik beratı tanınamaz, yok hükmündedir. Yani başvuran davacı, mütevelli statüsüne haiz değildir.” Bununla ilgili olarak da 249/2012 sayılı idari istinafı dosyaladık. Evkafın yasadışı olduğunu söylemek kilisenin yasadışı olduğunu söylemekle eşdeğerdir. Bu arada Ekim 2012’ye geldik.

Ekim 2012’de Kıbrıs Fulbright Merkezi ve Amerikan Kütüphanesi binalarındaki Amerikalı kiracılar Vakfa ihbar verdi ve ihtiyaç duymadıkları için binaları boşaltacaklarını söyledi. Vakıf bunlarla ilgili 2012’ye kadar kira aldı. En yeni kira sözleşmesi 2010 tarihliydi ve Rum hükümeti bu binaya hiçbir zaman terk edilmiş bina muamelesi yapmadı.


“1974’ten 38 sene sonra bir binaya el konulması mantık dışıdır”

Av. Murat Metin Hakkı, Kıbrıs Rum makamlarının 41 yıl içerisinde, farklı tarihlerde ve dönemlerde söz konusu binalara el koyduğunu belirterek, “1974’ün üzerinden 46 yıl geçti, en son bina 74’ten 38 yıl sonra devralınmıştır. Dolayısıyla bu binalara AB üyesi olmuş bir ülkede, 21’inci yüzyılda el konulmasının herhangi bir haklı tarafı yoktur” dedi.

YENİDÜZEN: Bu binayla ilgili vakıf 2012’ye kadar kira aldı, terk edilmiş bina muamelesi görmedi, Rum İçişleri Bakanlığı vasilik hakkı iddia etmedi diyorsunuz. Mallar arasında eşit muamele yapılmadığını söyleyebilir miyiz?

Av. Hakkı: Kesinlikle. Diğer davalarımız olgunlaşınca ve iki davaya konu malların terk edilmediği argümanını desteklemek için bizim Amerikan hükümetiyle yapılan sözleşmeleri ileri sürdüğümüz fark edilince, Rum hükümeti bu iki binaya da el koymaya karar verdi. Biz o dönemde iki Kıbrıslı Rum işadamıyla binaların ticari maksatlı kiralanması için görüşmeler yapıyorduk. İçişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili tehdit yoluyla binalara girdi ve el koydu. Biz de bunun üzerine, mevzuata uyumumuzda herhangi bir müphemlik kalmasın diye, Kasım 2012’de Rum İçişleri Bakanlığı’na hem Amerikan Kütüphanesi ve Fulbright Merkezi binasının serbest bırakılması için, hem de Mısır Elçiliği’nin boşalttığı ve Eski Eserler Dairesi’nin kullandığı binanın tahliye edilmesi için bir dilekçe dosyaladık. “2003’ten sonra barikatlardaki sıkıntıların aşılmasıyla, hak sahibi kişiler bu mallara kendileri gelebilirler, ilgilenebilirler”, “Ekim 2012’ye kadar gelen kira sözleşmeleri vardır, dolayısıyla 1974’ten 38 sene sonra herhangi bir binaya el konulması mantık dışıdır ve bina serbest bırakılmalıdır” dedik. Bu dilekçeye elbette ki cevap verilmedi. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nın 29’uncu maddesine göre 30 gün içerisinde cevap verme yükümlülüğü vardır.
Aralık 2012’de de Kaza Mahkemesi nezdinde 2007’de işgal edilen eski Mısır Elçiliği binasının tahliyesini ve 5 yıllık dönem için kullanım kaybı tazminatının ödenmesini talep eden bir dava açtık. Ekim 2012’de iki binaya kanunsuz ve mantıksız bir şekilde el konulmasını sorgulayan ve bunun iptalini talep eden 1/2013 sayılı idari davayı dosyaladık. İlaveten Rum Hükümeti’ni dilekçelerimize birebir resmi cevap vermeye zorlamak için de 59/2013 idari davayı dosyaladık. Yani üç yeni dava daha açtık. 59/2013 sayılı davanın ilerleyen aşamalarında, Rum hükümeti dilekçeyle ilgili davada sıkıntıya düşecebileceğini hesapladı ve Eylül 2014’te, yani dilekçeden iki yıl sonra, resmi ret cevabını verdi.

Özetle, mütevellinin tanınmayan bir kurum tarafından mütevelli atandığını, söz konusu malların Rum mevzuatına uygun bir şekilde Rum İçişleri Bakanı’nın vesayetine tabi olduğu söylendi. Süreç biraz daha ilerleyince, 59/2013 sayılı, dilekçelerle ilgili idari davamız reddedildi. Hem bu dilekçelere cevabın gecikmesinin kamu hukuku alanına girmediği, özel hukuk alanında olduğu, hem de dilekçeye resmi bir cevap verildiği ve dava sebebinin ortadan kalktığı söylendi. 59/2013 sayılı kararın önemi şudur: dilekçe yapma ve ona cevap verme adli denetime tabi değildir. Bunu kayıt altına aldırdık. Yani dilekçenizin üzerinden yıllar geçse bile Rum hükümeti buna cevap vermek zorunda değildir. Eğer mevzuatta bununla ilgili bir önşart varsa, bu keyfi olarak istismara açıktır.


Nisan 2018’de, Amerikan Kütüphanesi ve Fullbright Komisyonu binalarına Nisan 2012’de el konulmasıyla ilgili dava yine aleyimize sonuçlandı. Bu el koymanın kamu hukukunu ilgilendirmediği, özel hukuk alanında olduğu ve Evkaf’ın 209/2011 sayılı davada belirtildiği gibi “yasadışı bir organ” olduğu kayıtlara geçti. Yine davacının davacı olma ehliyetinin olmadığına hükmedildi.

 

“10 yıllık süreçte tüm davalar aleyhimize sonuçlandı”

Son olarak eski Mısır Elçiliği binasıyla ilgili Lefkoşa Kaza Mahkemesi’ndeki süreç, 6 yıllık bir gecikmeyle, 2018 başında duruşma aşamasına geldi. Duruşma da 1.5 yıla yayıldı, Vakıflar İdaresi- Evkaf’tan yetkililer de gidip şahadet verdiler. Söz konusu binanın 2007’ye kadar Vakfın fiili denetiminde olduğu, 2004 sonuna kadar Mısır hükümetinden kira alındığı ve kuzeydeki hissedarlara dağıtım yapıldığı teyid edildi.

Ancak son bir yılda üç farklı karar daha aleyhimize çıktı. Birincisi, eski Elektrik İdaresi binasıyla ilgili hukuk istinaftı. O tam 7.5 yıl sonra, Aralık 2019’da karara bağlandı. Öne çıkan ve Rum Yüksek Mahkemesi’nin de onadığı hususlar şunlardı: “Bir malın terk edilmiş kabul edilmesi için 74’ten sonraki fiziksel koşullar ya da olgusal gerçekler önemli değildir. Hak sahibi kişilerin hükümet kontrolündeki bölgede yaşamamaları Rum İçişleri Bakanı’nın vesayetinin tesis edilmesi için tek başına yeterlidir. Bu vesayet de adadaki anormal durum sonlanana kadar devam edecektir. Elektrik İdaresini de ancak bakan dava edebilir.”

Aleyhimize çıkan ikinci karar, tapu kayıtlarıyla ilgili idari istinafın kararıydı. Bu, beşli heyet tarafından açıklandı. Beş Rum yargıcın oybirliğiyle vardığı karara göre, “söz konusu mütevellinin mütevelli statüsünün tanınmaması ve tapu kütüklerinin güncellenmemesi kamu hukukunu ilgilendirmemektedir, özel hukuk alanındadır” yani Rum İdare Mahkemeleri yetkili değildir. Bu iki istinafla ortaya çıkan sonuç, davacının ne Kaza Mahkemesi’nde, ne de İdare Mahkemesi’nde dava açma ehliyetinin olmadığı, Rum hükümetinin keyfi davranışlarının veya bunların uluslararası denetiminin kamu hukuku alanında sayılmadığı, yani bir denetim boşluğu olduğu, herhangi bir adli kontrol mekanizmasının söz konusu olmadığıdır.

Bunlarla eş zamanlı olarak da eski Mısır Elçiliği binasıyla ilgili Kaza Mahkemesi kararı da aleyhimize sonuçlandı. Orada da bütün bu söylediğim hususlar tekrarlandı. 10 yıllık süreçte tüm davalar aleyhimize sonuçlandı. Biz de artık iç hukuku yeterince tükettiğimiz inancıyla 5 Haziran 2020’de Barutçuzade Ahmet Vasıf Efendi Vakfı olarak, Nezire Sofi davasından sonraki ilk pilot davayı AİHM nezdinde dosyaladık.

 

AİHM başvurusunda ortaya konulan argümanlar...

YENİDÜZEN: AİHM başvurusunda ortaya koyduğunuz argümanlar nelerdir?

Av. Hakkı: Ben, “bu malların mülkiyeti resmen değişmemiş, Rum hükümetine geçmemiş  olsa da fiilen (de facto) bir kamulaştırma söz konusudur. Rum makamları 41 yıl içerisinde, farklı tarihlerde ve dönemlerde bu binalara el koymuştur. Binalar bedelsiz bir şekilde kullanılmaktadır. Merkezi konumları ve Kıbrıs Müzesi’ne yakınlıkları dolayısıyla özellikle tercih edilmişlerdir. 1974’ün üzerinden 46 yıl geçti, en son bina 74’ten 38 yıl sonra devralınmıştır. Dolayısıyla bu binalara AB üyesi olmuş bir ülkede, 21’inci yüzyılda el konulmasının herhangi bir haklı tarafı yoktur. Mülkiyet hakkının ihlali söz konusudur” dedim. Ayrıca, mütevelliye dava açma hakkının tanınmaması da mahkemeye erişim hakkının ihlalidir. Ayrımcılık da yapılmaktadır. Çünkü örneğin Rum kökenli bir kişi İngiltere’de yaşasa bile malları herhangi bir makamın vesayeti altına girmemektedir, ancak Kıbrıslı Türk söz konusuysa Güney’de yaşaması şartı vardır.

Ayrıca 10 Temmuz 2020’de AİHM’nde mütevellinin kendisi adına, şahsi, ayrı bir başvuru dosyaladık. Orada esasen mütevelli statüsünün tanınması için şart koşulan “özgür bölgelerde ikamet” şartının hak sahibi kişinin serbest dolaşım ve özel yaşam hakkına aykırı olduğunu savunduk. Çünkü eğer Rum hükümeti bütün adada söz sahibi olduğunu iddia ediyorsa ve kuzeydeki yerlerin de Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı olduğu iddiasındaysa, bir kişinin Kuzey’de ya da Güney’de yaşaması önemli olmamalıdır. Güney’de yaşama önşartını koşma hem serbest dolaşım, hem de özel yaşam hakkını ihlal eder.

 

YENİDÜZEN:74’ten çok uzun yıllar sonra bu mallara el konduğunu söylüyorsunuz. Rum yetkililer, 74 hemen sonrasında bu mallara el koymamış olmayı nasıl açıklıyor?

Av. Hakkı: Çok komik bir şekilde bunu bazı dava müdafaalarında açıkça yazdılar ve “bir binayı Mısır Elçiliği 2004’e kadar, başka iki binayı da Amerikalılar 2012’ye kadar tasarruf etti. Kıbrıs hükümetinin bu yabancı birimlerle ilişkilerinin bozulmasını istemediğimiz için bu mallara müdahale etmedik ve kira ilişkisine girmelerine göz yumduk” dediler. Bu kendi argümanlarını çürüten bir yaklaşımdır.

 

YENİDÜZEN: AİHM’de davalar kabul edildi mi?

Av. Hakkı: Onunla ilgili resmi cevabın bugünlerde tarafımıza iletilmesini bekliyoruz ama 10 yıl boyunca iç hukuku etkin bir şekilde tükettiğimiz için kabul edilmeyle ilgili bir sıkıntı yaşayacağımızı öngörmüyoruz.

 

YENİDÜZEN: AİHM’de dosyalanan bu iki davanın önemi nedir ve bu davaların kazanılması nasıl bir etki yaratabilir?

Av. Hakkı: Bu iki dava Kıbrıs Türk mallarıyla ilgili bütün mevzuatının baştan aşağıya denetlenmesine olanak sağlayacaktır. Bu davalarla ilgili olarak alakadar TC makamlarına, bizdeki Dışişleri Bakanlığı’na da bilgi verdik. Dolayısıyla süreç onların bilgisi dahilinde ilerliyor. Davanın ilerlemesine ve hükümetinin takdirine bağlı olarak, Türkiye bu davalara müdahil olmayı arzu edebilir. Bunu bilemiyorum. Bu pilot davalardan çıkabilecek netice, gerek Güney’de malı olan ve Kıbrıs kökenli binlerce TC vatandaşının, gerekse sair KKTC vatandaşlarının mallarını da etkileyebilecektir. Bu davaların kazanılması, güneyde Kıbrıs Türk mallarıyla ilgili Taşınmaz Mal Komisyonu benzeri bir mekanizmanın kurulmasına sebebiyet verebilir. İlaveten Rum hükümeti aleyhine ciddi bir diplomatik baskı unsuru da yaratabilir. Bu sadece hukuki boyut içermeyecek, meydan muharebesi şeklinde cereyan edecek çok boyutlu bir meseledir. Hukuk bunun sadece bir bacağını teşkil edecektir.

Kıbrıslı Rumların ilk pilot davası olan Loizidou’da Girne’deki dokuz parsel ve yarı bitmiş bir inşaattaki hisse için sadece 13 yıllık kullanım kaybı tazminatı, manevi tazminat ve sair masraflar için 1 milyon Euro tazminat ödenmişti. Rumların yarattığı bu emsal bizim davalarımız yardımıyla bir bumerang gibi geri gelip Güney’deki Türk malları bağlamında kullanılırsa, zamanla Rum hükümeti aleyhine yüz milyonlarca Euro’luk tazminat talepleri yaratılabilir.  

 

“Ben profesyonel bir avukat olarak müvekkilim kimse onun haklarını savunurum”

YENİDÜZEN: Daha önce Türkiye’yi Taşınmaz Mal Komisyonu’yla ilgili meselelerde AİHM’ne götürdünüz. Şimdi de Rum hükümetini götürüyorsunuz. Bu sizin açından sıkıntılı bir durum veya çelişki arz eder mi?

Av. Hakkı: Kesinlikle etmez. Çünkü ben profesyonel bir avukat olarak müvekkilim kimse onun haklarını savunurum. Aynen doktorlar gibi... Irk önemli değil. Maraş’ta Ekim 2019’da çıkan son Yargıtay kararıyla 1974 sahiplerine KKTC egemenliğinde mallarına geri dönüş için hukuki zemini yarattım. Şimdi de Güney’deki Türk malları ile ilgili sıkıntıları uluslararası mahkemelere taşıyorum.


1-141.jpg
(En sağdaki tek katlı bina eski Fulbright Merkezi, soldaki bina eski Elektrik İdaresi binası).

Soldaki bina 1979’a kadar fiilen Elektrik İdaresi’nin tasarrufunda bulundu ancak 1976 sonuna kadar Kuzey’de bulunan mütevelliye kira ödendi, 1976’dan 1979’a kadar kira ödenmedi. 1979 sonrasında ise bina Rum Eski Eserler Dairesi’nin tasarrufuna geçti. Tek katlı kırmızı kiremitli bina da 2012 yılına kadar Fulbright Merkezi’ne ev sahipliği yaptı. Rum hükümeti bu binaları da Rum Eski Eserler Dairesi’nin tasarrufuna verdi.


2-124.jpg
(Soldaki eski Amerikan Elçiği ve Amerikan Kütüphanesi. Sağdaki ön cepheden Elektrik İdaresi binası)

Amerikan Büyükelçiliği veya Amerikan Kütüphanesi olarak bilinen soldaki bina1960’larda elçilik binasıydı. Elçilik daha büyük bir binaya taşındıktan sonra, Kıbrıs Fulbright Komisyonu Amerikan Kütüphanesi olarak bilinen binayı 2012 yılına kadar kirasında tuttu. Ekim 2012’de Fulbright Komisyonu binaları boşaltınca, Rum hükümeti bu binayı da Eski Eserler Dairesi’nin tasarrufuna verdi.


3-098.jpg
Mısır Elçiliği 2004 yılına kadar Kuzey’de yaşayan Barutçuzade Ahmet Vasıf Efendi Vakfı mütevellilerine doğrudan kira ödedi. 2004’te Mısır hükümetinin bu binayı boşaltmasından sonra, bina 2007’ye kadarki dönemde Mısır Elçiliği’ndeki üst düzey bir görevliye sembolik bir rakama vakıf tarafından icar edildi. 2007 yılında Rum hükümeti binaya girdi ve bina Rum Eski Eserler Dairesi’nin tasarrufuna verildi.

Bu haber toplam 4770 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler
İlgili Haberler