1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yunanistan'ın Makedonya'sı, Türkiye'nin Kıbrıs'ı
Yunanistanın Makedonyası, Türkiyenin Kıbrısı

Yunanistan'ın Makedonya'sı, Türkiye'nin Kıbrıs'ı

Yunanistan kendi kendine bir “Makedonya Sorunu” üretip cinnet geçirdiğinde, dünya bu durumu şaşkınlık içinde izliyordu. Balkanlarda bağımsızlığına yeni yeni kavuşan küçük bir ülkenin adını “Makedonya” koymasının Yunanistan’a

A+A-

 

 

Yunanistan kendi kendine bir “Makedonya Sorunu” üretip cinnet geçirdiğinde, dünya bu durumu şaşkınlık içinde izliyordu. Balkanlarda bağımsızlığına yeni yeni kavuşan küçük bir ülkenin adını “Makedonya” koymasının Yunanistan’a karşı bir “tehdit” oluşturabileceğine kimse inanmıyordu. Fakat Yunanistan’da yüz binlerce insan sokağa dökülmüş “Makedonya Helen’dir” diye haykırıyordu. Makedonya Cumhuriyeti’ni “saldırganlık” ve “yayılmacılıkla” suçluyorlardı. Kampanyanın başını bugün Yeni Demokrasi Partisinin başında seçime giren Antonis Samaras çekiyordu. Ülke bir anda çılgına dönmüştü. Rasyonel bir söz edecek olsanız, öfkeli kalabalıkların sözlü saldırılarıyla karşılaşırdınız. Böyle bir ortamda bir grup Yunanlı entelektüel, akıl tutulması yaşayan Yunan kamuoyunu “mantık cephesine” davet ediyor, sirenlerin orta yerinde ıslık çalarcasına seslerini duyurmaya çalışıyorlardı. “Milliyetçiliğe Karşı Mantık Cephesi” adlı bir platform kuran aydınlar toplumu ısrarla aklıselime çağırıyor, yapılanların saçmalık olduğunu söylüyorlardı. Tabi, hepsi anında “vatan haini” damgasını yiyordu.  

Pragmatizmiyle ünlü Kıbrıs Rum siyaset adamı Yorgos Vasiliou, o günlerde Yunanistan’ın bir isme takarak bu kadar sorun yaratmasını mantık dışı bulduğunu söylüyordu. Vasiliou’ya göre, Yunanistan her şeyiyle kendisine bağımlı olan bir ülkeyle anlamsız bir kavgaya tutuşacağına, Makedonya ile iyi ilişkiler kurarak bölgede nüfuzunu artırmalıydı.  

Günümüzde Türkiye’nin Kıbrıs Rum toplumu ile içine girdiği zıtlaşmaya bakınca, aklıma Vasiliou’nun o dönemde Yunanistan için söyledikleri geliyor. Kıbrıslı Rumların adı ne zaman geçse, Ankara adeta öfke nöbetleri geçiriyor. Kimi “yarım devletten” söz ediyor, kimileri de Kıbrıslı Rumları “kabile devleti” olarak adlandırıyor. Ankara Kıbrıslı Rumlarla “asla” aynı masaya oturmayacağını ilan ediyor, Kıbrıslı Rumlar yüzünden Gümrük Birliği Anlaşmasının Ek Protokolünü uygulamayarak Türk-AB ilişkilerini gereksiz yere geriyor, hatta risk altına sokuyor. Doğal gaz aramalarına ise sert tepkiler gösteriyor.

Peki, bu “şiddet ve delaletin” rasyonel bir tarafı var mı?

Kıbrıslı Rumlar toplamda 800 bin insan. Türkiye’nin en yakın güney komşuları. Yüksek tepelerinden baktıkları zaman Türkiye’nin dağlarını görüyorlar. Bir zamanlar zamanın-ruhuna uyarak Yunanistan ile birleşmeye yöneldiler. Ankara “Hayır” dedi, Enosis olmadı. Ada nüfusunun %80’nini oluşturan Kıbrıslı Rumlar Enosisi yasaklayan bir devlete “evet” demek zorunda kaldı (1960). Sonra, Kıbrıslı Türkleri perişan etme pahasına yeniden Enosise yöneldiler. Bu yolda kendileri de perişan oldu. Adanın %37’sini Ankara’ya kaptırdılar (1974). Binlerce ölü verdiler. Bugün hala kayıplarını arıyorlar. Ankara, o tarihten sonra Kıbrıslı Rumların önüne “iki bölgeli iki toplumlu federal devlet” modeli gibi bir seçenek koydu. Kıbrıslı Rumlar bunu kahırla kabul etmek zorunda kaldı. Ne var ki, Ankara taleplerini her gün biraz daha artırdı ve Kıbrıslı Rumları bunları kabul etmesini bekledi. Kıbrıs’ın AB üyeliğini Kıbrıslı Türklerin irade ve onayına bağlayan Gali Fikirler Dizisini reddetti. Sonra, Kıbrıslı Rumlar AB üyesi olursa “tepkimiz limitsiz olur” dedi ve büyüklüğüne güvenerek Kıbrıslı Rumların önünü kesebileceğini zannetti. Daha sonra, Kıbrıslı Rumların AB’ye tek başına üye olmalarını engelleyecek bir adım olan Annan Planını zamanında (2002-2003) kabul etmeyi reddetti. 2004 yılının Nisan ayında Ankara’nın ayakları yere bastığında, iş işten geçmişti. Kuvvete dayalı kibirli politika sonunda Kıbrıslı Rumların Avrupa Birliği üyesi olmasına yol açtı. Şimdi de Kıbrıslı Rumların AB dönem başkanı olmaya hazırlanmalarından rahatsızlık duyuyor. Yine tepkisel siyasete yönelmeye hazırlanıyor ve “B Planlarından” söz ediyor! Açıkçası, Türkiye Yunanistan’ın “Makedonya-Sendromuna” benzer bir sendroma yakalanmışa benziyor.

Oysa Ankara’nın Kıbrıslı Rumlara karşı vereceği bir kavga kalmadı. Enosis öldü, kavga bitti. Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği BM kararlarıyla güvence altına alındı. Şimdi, Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve işbirliği zamanıdır. Hem de bizzat Ankara’nın önerdiği iki-bölgeli, iki-toplumlu federal devlet temelinde. “B Planları” ile vakit kaybetmeye, federal devlet anlayışından uzaklaşmaya, Maraş gibi bir hayalet kenti yersiz ve anlamsız gerginlik politikalarına malzeme yapmaya hiç gerek yok! Bu bölgede denizin altındaki zenginliklerden tutun, yerin üstündeki güzelliklere kadar her şeyi ortak-yarar çerçevesinde paylaşmaya ihtiyacımız var.

Kıbrıslı Rumlar Türkiye’nin güney komşusudur. Yüksek tepelere çıktıkları zaman Türkiye’yi seyrediyorlar. Bu küçük ve yaralı toplumunun ihtiyaçlarını gözeterek gönlünü almak güçlü taraf olan Türkiye’ye düşer. Güçle kasılmanın, güç gösterisiyle Ressentimet duygularını kamçılamanın bir anlamı yoktur. Unutmayın, Makedonya Yunanistan’ı ne kadar tehdit ediyorsa, günümüzde Kıbrıslı Rumlar da Türkiye’yi o kadar tehdit ediyor… 

     

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1268 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler