1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YUNANİSTAN'DAN VE DÜNÜMÜZDEN DERS ALMAK
YUNANİSTANDAN VE DÜNÜMÜZDEN DERS ALMAK

YUNANİSTAN'DAN VE DÜNÜMÜZDEN DERS ALMAK

Ekonomik ve siyasi kriz içinde debelenip duruyoruz. Her gün, her hafta yeni bir sorun gündeme taşınıyor. İnsanların alım gücü eridi gitti. Sosyal adaletsizlik derinleşiyor. Şimdi kamu kurumlarının çöküşünü yaşıyoruz. Ancak önümüzdeki aylarda, esnafın, iş

A+A-

 

Ekonomik ve siyasi kriz içinde debelenip duruyoruz. Her gün, her hafta yeni bir sorun gündeme taşınıyor. İnsanların alım gücü eridi gitti. Sosyal adaletsizlik derinleşiyor. Şimdi kamu kurumlarının çöküşünü yaşıyoruz.  Ancak önümüzdeki aylarda, esnafın, iş dünyasının sıkıntılarını daha fazla yaşayacağız. Şimdilik ötelenen çöküşler, ansızın dev gibi karşımıza çıkacaktır. Özel sektörde pek çok işletme iki iki, üç üç personel çıkarıyor. Bunlar basında ve Siyasal gündemin bir yerinde ifade edilmiyor.  Ama en acısı da siyaset dünyası, sendikal hareket, basın ve akademi dünyası daha ziyade sanal ortamın içinde, enerji tükettiği için, yaşamın damarlarına giremiyor.

BİZDE VE YUNANİSTAN’DAKİ YAKIN GEÇMİŞ

İşte bu noktada,  Yunanistan’da ve bizdeki yakın geçmişe ve bugüne bakmak gerekiyor. Yeni Demokrasi Partisi Yunanistan’da, Annan Planı tartışma döneminde dar milliyetçilik eğilimlerinin rüzgârına yatmıştı. PASOK’a karşı milliyetçilikle dolu popülist siyaset yaptı. Güney Kıbrıs’taki Kilise, maalesef sol ve milliyetçilerinde beslediği bir ortamdan yaralandı. Bu siyasetle PASOK’u devirdi.

 Yunanistan’da YDP, ele geçirdiği iktidarını, bu kez de AB kaynaklarına dayanarak,  popülizmle beslenen bir ekonomik politikaya da dayandırdı. Akdenizli sağ siyasetin, kamu kaynaklarına dayalı popülizmini de yaptı. Ayrıca, Türkiye ile başlayan yumuşama sürecini de geriletti. Kıbrıs üzerinden dar milliyetçiliğini devam ettirmeye başladı. Silahlanmaya da önemli kaynak harcadı.

Sonrası malum.  Dünyada başlayan ekonomik krizle birlikte durum sürdürülemez oldu. O dönem Başbakan olan YDP Genel Başkanı Kostas Karamanlis, erken seçime karar verdi. Erken seçim gerekçesi çok önemli idi. “Ekonomik kriz gelişiyor, bu yüzden silahlanma harcamaları azaltılmalı ve krize karşı tedbir alınmalı” böyle açıklamıştı. Kısacası YDP, hem milliyetçiliğin, hem de ekonomik popülizmle kazandığını, kısa sürede kayıp haline döndürdü. Ama bu kayıp, ülkenin oldu.

PASOK’lu dönem:   Erken seçim kararı ile Sosyalist PASOK seçimlerden başarılı çıktı. Ancak Pasok;  YDP Hükümetine karşı muhalefetini, seçim öncesi,  ekonomik durumun geldiği konum itibarı ile özlü yapmadı.  Muhalefetini, en genel doğrular üzerinden ve ortaya çıkan krizin yol açtığı insani ve ekonomik sıkıntıları üzerinden yaptı. Nitekim halka sunulan alternatif programında da olağan düzenlemelere ve olağan dönemlerde, sosyalist bir hareketin geliştirdiği ekonomik ve kültürel yaşamdaki önermelere dair unsurlar yer aldı.

Çünkü hareket hatları, bir an önce YDP Hükümetinin gitmesi ve iş başına gelmekti.  Nasıl olmasa, iş başına geldikten sonra,  ağır ekonomik durumu giderecek tedbirleri alacaklarını ve ülkeyi düze çıkaracaklarını düşünüyorlardı.

Seçimi ezici bir sonuçla kazandılar.  Krizin ve ekonomik bunalımın nedenleri ve çıkış yolları üzerine özlü ve kapsamlı bir teşhis ve bundan çıkış içinde, kısa ve orta vadeli, verilere dayalı bir programı olanca gerçeği ile halka sunmadılar. Olağan bir sosyalist önermeler bütünü ile seçimleri kazanan PASOK, kısa süre sonra çıkmazını yaşamaya başladı.

Ancak gerçek başka idi. Bu yüzden farklı tedbirleri ve düzenlemeleri almak zorunda kaldılar. Bu ise sundukları olağan programa oy veren, en geniş kitlelerin tepkisini çekti. Bırakın bu tedbirleri uygulamayı, buna dair görüşler ileri sürüldüğü anda;  PASOK, içte farklı ve büyük tepkilerle karşılaştı. İşin en ilginci de o ana kadar krizin doğup gelişmesinin ana sorumlusu olan YDP de acımasız muhalefet oldu. Sosyalist Hükümet, içteki tüm dayanaklarını kaybetti. İçte dayandığı tüm kesimlerin, desteğini sarsan sosyalist hükümet;   krizin faturasını her yerde, en geniş halk kitlerine kesme anlayışında olan muhafazakâr Sarkozy- Merkel ikilisinin karşısında da dışta, “topal ördeğe “ döndü. Yunanistan Hükümeti, destek almazsa, maaş ödeyemeyecek hale düştü..

Sonuçta ülkede halk iradesinin ayaklar altına alındığı, Yunan Parlamentosu da, dış müdahaleye kadar ulaşan ve halkının onurunun ayaklar altına alındığı bir ortama sürüklendi... Dayatma ve “beyaz” darbe yolu ile hükümet dahi kuruldu..PASOK, bu acı tedbirleri ya Parlamentoda oylamak, ya da güven oyu almak gibi demokratik ve açık düzenlemelere başvursa da, artık ipleri elde tutamazdı.

Bu tabi çok önemli, bizde 2009’da Türkiye ile paket imzalayıp, bunu halkından gizleyen ve söz de tedbirleri bir gece aldığı kanun gücündeki kararnameler gizliliği içinde ele alan UBP anlayışının zihniyeti ile kıyaslandığında, çok açık ve saygıdeğer bir tavır dahi olsa, halk bunu benimsemedi.

Sonuçta Yunanistan erken seçimlere gitti. Pasok ve YDP ağır sonuçlar aldı. Sol İttifak yeni ve önemli bir hareket olarak öne çıktı. Faşist hareketler de bu arada Meclis’e girdi. Ancak hala kriz aşılmadı ve derinleşmeye ve Yunan halkı da acı çekmeye devam ediyor. Geleceğe karamsar olarak bakıyor ve onuru daha da yaralı. Şimdi öne çıkan Sol İttifak da, bunları aşamazsa, Yunanistan aşırı sağa ve faşist hareketlere daha fazla açılacak.

Seçim Kazanmak tek amaç mı? Ve bizde durum:   Kısacası YDP ve PASOK, her ikisi de kazandıktan çok kısa süre sonra kayıp ettiler. Seçim kazanmanın tek başına bir sonuç olamayacağı bu olaylarla yeniden kanıtlandı. İşte bundan ders çıkartmak gerekiyor.

 2009 seçimlerine UBP, başlayan ekonomik krizin sıkıntılarını istismar ederek popülist ve gerçek dışı vaatlerle seçime girdi. Geçtiğimiz günlerde UBP milletvekili Sayın Özcafer yaptığı açıklamada, ülke sorunlarının çok ciddi olduğu, zorluk içinde olunduğu ve dayanışma içinde olunması gerektiğini açıkladı. Evet, çok zor koşullardayız, haklı da. Ama ayni milletvekili ve partisi, 2009 seçimlerinde çözümün çok kolay olduğu ve çoğu gerçek dışı iddialar ve dedikodularla da bezendirdikleri söylemleri ile Eroğlu’nun tecrübesi ve cebindeki formülle bu işi çözeceklerini söylüyordu. Vaat, vaat üzerine veriyorlardı. Elektrik paralarını, vergileri düşürecekler,  memleketi düşük vergi cennetine çevirecekler,  memurlara, işçilere maaş artışı vereceklerdi.

Bu arada, sendikalar, üretici örgütleri ve iş dünyası, ekonomik ve sosyal yaşamda, demokratik hayatta o ana kadar CTP Hükümeti dönemin de elde edilen toplumsal ve ekonomik kazanımları,  krizin gelişen şartlarında, bunları korumak temelinde siyaset üreten ve geliştiren CTP hükümetine karşı,  popülist talepler ve söylemlerle saldırdılar. Gelişen ekonomik krizi ve aşırı kuraklığı göz ardı eden ve sanki böyle bir şey yokmuş havası içinde,  popülist söylemlerle muhalefet adına aşırı ve akıl dışı talepler yaptılar.  

Sözde refah talep eden bu tavırlara,  UBP lideri Eroğlu, imzalar da vererek destek verdi.  Kaynağının da T.C Merkez Bankasından alacağı paralar olduğunu söyledi. Kimse, hadi canım sende demedi. Herkeslerde, “ya olursa “ beklentisi hakim oldu. Sonuçta da UBP seçimleri aldı. İş başına geldi ve bugün Kıbrıs Türk halkının tarihinde görmediği en büyük bağımlılığı ve ekonomik çöküntüyü halka yaşatır oldu. Onurumuz ve toplumsal varlığımız ciddi bir bunalım içine girdi. Yani kazandı, ama kayıp etti, üstelikte kayıp eden gerçekte toplum oldu.

PEKİ ŞİMDİ?

Peki şimdi ne oluyor? İktidar, muhalefet, sivil toplum, medya ve akademik dünya ne yapıyor? Yaşadığımız ekonomik, siyasi, demokratik krizi aşmak için gerçekçi ve düzenleyici düşünce ve siyasetler mi üretiyor? Hayır. İktidar varlığını sürdürmek için statükonun klasik metotlarına başvuruyor. Medyanın bir kısmının, tartışmaları ve arayışları ekarte eden desteği ve “lanet olsun hepsine” anlayışı ile kendini, bir kez daha, bu defa arsa ve zor anda dahi, hala istihdamlarla korumaya almaya çalışıyor.

Muhalefet ise özlü tespit ve programlardan ziyade, ortaya çıkan sıkıntıların tek tek peşinden koşup, o alanda oluşan haklı mağduriyetlerin dillendiricisi ve oluşan tepkinin destekçisi olmakla yetiniyor. Sorunların nasıl aşılacağına dair özlü program ve tartışmalar üremiyor.  “Seçin bizi, kurtarayım sizi” anlayışı hâkimdir.  İşte bu, Yunanistan da ve bizde yaşanan yakın geçmiş bize şunu göstermektedir.

 Hangi muhalefet hareketi olursa olsun, bu koşullarda bu sıkıntıların üzerinde yalnızca yükselen toplumsal tepkinin üzerine basarak iş başına gelirse, onun başına gelecek olan da Yunanistan’daki Pasok’ın ve YDP’nin başına ve bizde 2009 sonrası UBP’nin başına gelen olacaktır. Bu temeldeki bir siyasetle ülkeye ve halka açılım getirilemez.

İşte bu yüzden somut veriler üzerinden, kısa, orta vadeli programlar ve görüşler net olarak ortaya konmalıdır.Bunlar gerçekçi olmalıdır. Mali temele, ekonomik akla ve özveriyi de tüm topluma yayan. Ama sözde eşitlik adına, en fakir ile en zenginin ayni yükün altına gireceği tedbirler olmamalıdır. Herkesin sıkletine göre kaldırabileceği ağırlıklar olmalıdır. Öyle faturayı herkese, ayni ölçüde çıkartmak adil değildir. Öyle, “Halktan nasıl oy alacağız” sözde ustalığı ve açıkgözlüğü ile hareket edilmesi ile halktan oy alıp iş başına gelinse bile, hep birlikte Yunanistan’da olduğu gibi, “evdeki bulgurdan” da olmanın acısını çok derinden yeniden yaşayacağız. O zamanda, bugün şikâyet ettiğimiz bağımlılığın beş beterini ve hiçleşmeyi yaşamanın acısını daha fazla göreceğiz. Bugünü arayacağız…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1307 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler