1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yunanistan’daki Ekonomik Krize Karşı Alınan Önlemleri KKTC’de Yaşananlar Işığında Düşünmek
Yunanistan’daki Ekonomik Krize Karşı Alınan Önlemleri KKTC’de Yaşananlar Işığında Düşünmek

Yunanistan’daki Ekonomik Krize Karşı Alınan Önlemleri KKTC’de Yaşananlar Işığında Düşünmek

Ali Dayıoğlu: Yunanistan ekonomisi için alarm zilleri çok önceden çalmakla birlikte, kriz 2009’da patlak verdi.

A+A-

 

 

Ali Dayıoğlu   

dayioglu@kktc.net

 

 

 

11 Kasım 2011’de PASOK (Panhellenik Sosyalist Hareket), ND (Yeni Demokrasi Partisi) ve LAOS’tan (Ortodoks Halk Hareketi) oluşan geçici Milli Birlik Hükümetinin kurulmasının ve başbakanlığa Lukas Papadimos’un getirilmesinin ardından görece yatışan Yunanistan, 10 Şubat 2012 Cuma günü yeniden protesto gösterilerine sahne oldu. Parlamento binasının bulunduğu Sintagma meydanında doruğa ulaşan protestoların gerisinde, Troyka’nın (Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu), verdiği yardımlar karşılığında, Yunanistan’dan, yeni tasarruf önlemleri alması ve daha geniş çaplı özelleştirme programı uygulaması gibi talepleri yatıyordu. Peki, yüzbinlerce Yunanlıyı sokaklara döken bu isteklerin ayrıntıları nelerdi? Halk yalnızca bunlara mı tepki göstermişti, yoksa bunların gerisinde yatan başka amaçları da mı protesto etmişti? Dilerseniz ekonomik krizin gün yüzüne çıktığı 2009’dan günümüze kadar olan gelişmeler çerçevesinde bu soruları cevaplandırmaya çalışalım. Bunu yaparken de ülkemizde yaşananları akılda tutalım.

Yunanistan ekonomisi için alarm zilleri çok önceden çalmakla birlikte, kriz 2009’da patlak verdi. AB istatistik kurumu Eurostat’ın Kasım 2010’da açıkladığı rakamlara göre 2009’da Yunanistan’daki bütçe açığı Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSHY)  % 15,4’ünü oluşturuyordu. Kamu borcu tahmini de GSYH’nin % 126,8’i olarak belirdi. Yunanistan, AB ülkeleri içinde kamu borcunun Gayri Safi Milli Hasıla’ya (GSMH) oranı en yüksek ülkesi oldu. Yine Eurostat verilerine göre, Yunanistan’ın 2008’de 22 milyar 363 milyon Avro olan bütçe açığı 2009’da 36 milyar 150 milyon Avro’ya, 261 milyar 300 milyon Avro olan kamu borcu da 298 milyar Avro’ya yükseldi (Yenidüzen, 18.11.2010).   

Troyka, ekonomisinin iflas noktasına gelmesi üzerine Mayıs 2010’da Yunanistan’a 110 milyar Avro tutarında bir yardım paketi sundu. 12 dilim halinde verilecek yardım karşılığında Yunanistan’dan kamu harcamalarını kısarak kemer sıkması, çalışma yaşamında düzenlemelere giderek sosyal hakları budaması, vergileri artırarak zamlar yapması ve geniş çaplı bir özelleştirme programı uygulaması gibi taleplerde bulunuldu. Mali yardımdan yararlanabilmek amacıyla PASOK Hükümeti bu talepleri yerine getirmek zorunda kaldı.

Alınan önlemler işe yaramadı ve ekonomik kriz 2011’de iyice derinleşti. Bunun üzerine Troyka, Şubat 2011’de Yunanistan’dan 2015’e kadar 50 milyar Avro tutarında özelleştirme yapmasını istedi. Yunan hükümeti yıl boyunca birçok kez çalışanların ve emeklilerin maaşlarını ödeyememe tehlikesi yaşadı. Bundan ötürü Maliye Bakanı Yorgo Papakostandinu 24 Mayıs’ta yaptığı açıklamada “Ülke kepenk indiriyor” ifadesini kullanmak zorunda kaldı (Radikal, 25.05.2011). 14 Temmuz’da ise Başbakan Yorgo Papandreu ilk kez “tercihli iflası” düşünebileceklerini açıkladı (Yorgo Kırbaki, “Yunanistan’da ‘Tercihli İflas’ İtirafı, Bankaların Telefonunu Kilitledi”, Hürriyet, 16.07.2011).

Ekim 2011’de IMF tarafından yayınlanan rapor Yunanistan’ın ekonomik durumunun vahametini gösteriyordu. Raporda Yunanistan’ın kamu gelirleri 2011’de 88.497, 2012’de 88.397, kamu borçları ise 2011’de 365.638, 2012’de de 410.612 milyon Avro olarak öngörüldü (Havadis, 08.10.2011). Ayrıca Aralık 2011 itibariyle Yunanistan’ın kamu borcunun GSYH’ye oranının % 166 olduğu belirtildi (Radikal, 07.12.2011 ve 22.12.2011).

Bu tablo karşısında Avro bölgesi liderleri 26 Ekim 2011’de Yunanistan’ın borçlarının % 50’sinin silinmesini ve Troyka tarafından 130 milyar Avroluk ikinci bir yardım yapılmasını kararlaştırdılar. Bunun için de bankalar ile finans kuruluşlarının ellerindeki Yunan tahvillerinde % 50 kaybı kabul etmelerini sağladılar. Bankaların uğradıkları zarar, ülkelerinin verecekleri sermaye artırımı ile kapatılacaktı (Radikal, 28.10.2011). Destek karşılığında Troyka, Yunanistan’dan ek tasarruf tedbirleri almasını, yeni bir özelleştirme paketini hayata geçirmesini ve bunların uygulanmasını denetlemek üzere yabancı uzmanların da yer alacağı bir kurulun oluşturulmasına onay vermesini istedi.

Şartların ağırlığı Papandreu’yu çok zor durumda bıraktı. İstenilen az bir şey değildi. Yunanistan ya Troyka’nın isteklerini kabul edecek, ya da teslim bayrağını çekecekti. Sorumluluğu tek başına üstlenmek istemeyen Papandreu 1 Kasım 2011’de yaptığı açıklamada Troyka’nın taleplerini referanduma götüreceğini söyledi. Açıklama, AB’de kriz yarattı.  Özellikle Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’den gelen baskılar sonucunda Papandreu geri adım attı ve 3 Kasım’da referandum kararından vazgeçtiğini açıkladı. Ayrıca Papandreu 26 Ekim kararlarının onaylanması ve bunlarla ilgili gerekli adımların atılması için geniş tabanlı bir milli birlik hükümetinin kurulması yönünde çaba harcayacağını söyledi. Zaten 2 Kasım’da Troyka’nın 6. kredi diliminin serbest bırakılmasını, paketin Parlamento’da iktidar ve muhalefet oylarıyla geçirilmesi şartına bağlaması Papandreu’ya başka bir seçenek bırakmamıştı. 7 Kasım’da da Avro Grubu ve AB yetkilileri bir adım daha atarak kredinin verilmesi için Papandreu’dan ve ND Lideri Antonis Samaras’tan 26 Ekim kararlarının aynen uygulanacağına ilişkin yazılı taahhüt istediler. Sonuçta Papandreu 9 Kasım’da istifa etti ve 11 Kasım’da yukarıda değinilen Milli Birlik Hükümeti resmen göreve başladı.  

Kısaca özetlenmeye çalışılan bu gelişmelere halk çok sert tepki gösterdi. 2009-2011 dönemi ölümlerin de yaşandığı grevlere ve protestolara sahne oldu. Krizin sorumlusu olarak görülen siyasetçilere sözlü ve fiziki saldırılarda bulunuldu. Üniversiteler ve bazı kamu kurumları işgal edildi. Yunanlıların milli bayramı olan 28 Ekim’de birçok yerde resmî geçit törenleri protestolar nedeniyle yapılamadı. Kriz nedeniyle Yunanistan’da intihar vakalarının ciddi şekilde arttığı açıklandı. Zamlı elektrik ve su faturalarını ödememe gibi eylemler başlatıldı vs.

Peki, Yunanlıların tepkisini yalnızca çalışma saatlerinin artırılıp maaşların düşürülmesine, emeklilik yaşının yükseltilmesine, zamların yapılmasına ve vergilerin artırılmasına mı bağlamak gerekecek? Bu soruya kısmen “evet” yanıtını vermek mümkün olmakla birlikte, meseleyi yalnızca Yunanlıların cebinden çıkan paranın azalmasına bağlamak işin kolayına kaçmaktan başka bir şey değildir. Meydanlara inen asıl kitleyi oluşturan çalışanların, emeklilerin ve öğrencilerin tepkilerinin nedenlerini 7 noktada toplamak mümkündür:

1) Krizin faturasının büyük oranda çalışanlara ve emeklilere çıkartılması, istenilen fedakârlıklara zenginlerin katkısının olması gereken düzeyin altında kalması.

2) Yapılan her yardım öncesinde Yunanlılara hakaretlerde bulunulması. Gerçekten de yardımlar öncesinde kimi Avrupalı yetkililerce ve Avrupa basınınca Yunanlıların tembel, hazır yiyici, asalak vs. olduklarının dile getirilmesi Yunanlı emekçilerin gururunu kırmakta, bir noktada “böyle yardım olmaz olsun” şeklinde serzenişte bulunmalarına yol açmaktadır. 

3) Yunan ekonomisinin tümüyle Troyka’ya bağımlı hâle gelmesi. Borçlarının % 50’sinin silinmesi ve 130 milyar Avroluk ikinci bir yardımdan yararlanabilmesi karşılığında Troyka’nın Yunanistan’dan yabancı uzmanların da yer alacağı bir kurulun oluşturulmasını istemesi bunun son kanıtıdır. Burada talep edilen Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerindeki “Düyun-u Umumiye” benzeri bir yapının kurulmasıdır.

4) Katı bir özelleştirme programı ile halkın varlıklarının satılacak olması. Havaalanları, limanlar, madenler, çeşitli gayrimenkuller vs. dışında hükümet tarafından insansız adacık ve kayalıkların satışa sunulacağının açıklanması, halk arasında “kimin malını, kime, hangi hakla satıyorsunuz?” tepkisine yola açmıştır.

5) 7 Kasım’da Avro Grubu ve AB yetkililerinin verilecek kredi için Papandreu ve Samaras’tan 26 Ekim kararlarının aynen uygulanacağına ilişkin yazılı taahhütte bulunmalarını istemeleri. AB yetkililerinin “yazılı taahhüt” şartı aramaları, Yunanlıların “güvenilmez veya yalancı” oldukları ifadesinden başka bir şey değildir. Bu durum haliyle halkın tepkisini çekmiştir.

6) Ekonomik önlemlerin uygulanabilmesi için demokratik hakların budanacağı endişesi. Ülkesindeki Müslüman-Türk azınlığa yönelik olarak uyguladığı kimi baskılar bir kenara bırakılırsa, Yunanistan, demokratik bir sosyal hukuk devletidir. 1974’te Cunta’nın devrilmesinin, 1981’de de AB üyesi olunmasının ardından bu konuda çok yol katedilmiştir. Çalışanların ve emeklilerin haklarının budanmasını içeren ekonomik önlemlerin ancak örgütlenme, gösteri, toplanma, ifade vs. gibi hakların kısıtlanmasıyla uygulanabileceği endişesi söz konusudur ki, bu da yersiz bir kaygı değildir.

7) Yunan halkının gerçekte Yunanistan’ın değil, Avro Bölgesi ile Avrupa bankalarının ve finans kuruluşlarının kurtarılmaya çalışıldığını düşünmesi. Buna benzer şekilde Yunanistan’ı “kurtarmak” için başrolü oynayan Merkel ve Sarkozy’nin asıl amaçlarıyla ilgili şüphelerin bulunması. Yunan halkı, iki liderin Yunanistan’ı kullanarak Almanya ve Fransa’nın AB içindeki siyasi ağırlıklarını artırmaya çalıştıklarına, dolayısıyla da kullanıldıklarına inanmaktadırlar. 

Listeyi uzatmak mümkün olmakla birlikte sanırım Yunanistan’da çalışanların ve emeklilerin tepkilerini anlamak için bu kadarı yeterlidir. Bu noktada “iyi de bu kadar şeyi niye yazdın?”, “bize ne Yunanlılardan?” diye sorabilir, hatta Yunanistan için “oh olsun” da diyebilirsiniz. Ama bu yazıyı okurken Yunanistan ve Yunanlıların yerine KKTC ve Kıbrıslı Türkleri koyarsanız maalesef yaşananların çok da farklı olmadığını göreceksiniz.

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1211 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler