1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yunanistan Yalanları
Yunanistan Yalanları

Yunanistan Yalanları

İlksoy Aslım: Basın-Sen’in geçtiğimiz günlerde düzenlediği “Kutlu Adalı Basın Ödülleri” töreninde ve Avrupalı gazetecilerin de konuk olarak katıldığı çeşitli etkinliklerde en fazla şu sözler ifade edildi: “Gazeteciler gerçeğin peşi

A+A-

 

İlksoy Aslım

ailksoy@yahoo.com

 

 

 

Giriş

Basın-Sen’in geçtiğimiz günlerde düzenlediği “Kutlu Adalı Basın Ödülleri” töreninde ve Avrupalı gazetecilerin de konuk olarak katıldığı çeşitli etkinliklerde en fazla şu sözler ifade edildi: “Gazeteciler gerçeğin peşinde olmalı ve doğruyu yazmalıdır.” Avrupa Gazeteciler Birliği Başkan Yardımcısı Doğan Tılıç da aynı fikirde olmasına rağmen bu sözleri hayata geçirmenin zorluğundan bahseder. Tılıç’a göre basın-yayın organlarının sahiplik yapısı en büyük zorluklardan birisidir. Buna göre dünyada haber üreten merkezlerin sayısı bir elin parmakları kadardır ve tekelleşme sonucunda buralarda doğruyu yazabilmek çok kolay olamamaktadır.

Beni yakından tanıyanlar ekonomi bilgimin ne kadar kısıtlı olduğunu bilirler. Bu “zayıflığım” nedeniyle Yunan ekonomisindeki gelişmeleri ancak günlük basını takip ederek öğrenebiliyorum. Analiz yapabilmem ise son derece zor oluyor. Anlayabildiğim kadarıyla Yunan ekonomisi iflas etmiş ve çeşitli uluslararası kuruluşlar onu kurtarmaya çalışmaktadırlar. Bu arada büyük yayın organlarına göre ülkeyi bu hale getiren tembel Yunanlılar kendilerini kurtarmaya çalışanlara karşı ayaklanarak Avrupa’dan beslenen şımarık çocuk tavırlarını devam ettirmektedirler.

Bu yazıda Yunanlıların “tembellik” durumuyla onları kurtarmaya çalışanların ilişkisini anlamaya çalışacağım.

 

Gerçek Hangisi? Yaşadıklarım mı Okuduklarım mı?

         Gazetecilerin temel görevinin doğru haber peşinde koşmak ve yazmak olduğunu da giriş kısmında yazdığımı hatırlatarak yazıma devam edeyim.

Yunanistan’a iki kez gittim. Önce 1998 yılında, sonra da yanılmıyorsam 2004 yılında. Öncelikle çevrenin temizliğine hayran kaldığımı okurla paylaşmak isterim. Şimdi düşündükçe kafam karışıyor, çeşitli sorular sorma ihtiyacını hissediyorum. Birinci sorum şu: O pırıl pırıl sokakları temizleyenler kimlerdi? Yine çeşitli yemek sofralarında bayılarak yediğim salatayı hatırlıyorum. İçinde nefis domates, salatalık ve Yunan peyniri olan, üzerine bolca dökülen zeytinyağı ile muhteşem bir tada sahip olan salata… Bu da beni ikinci soruya getiriyor. Bu salatanın bileşenlerini üretenler kimlerdi? Güneşin doğuşunu seyretmek için sabahın köründe ayağa kalktığımızda gördüğümüz Samos adasının sebze tarlalarında çalışan Yunanca konuşan köylülerin üretimdeki payı neydi? Ve bir soru daha… Atina’nın Plaka bölgesinde turistleri ve paralı Yunanlıları sabahın ilk ışıklarına kadar yedirip, eğlendirmek için canları çıkan Yunanca konuşan sanatçılar, garsonlar, aşçılar kimin nesiydi? İnsan kopyalamanın (klonlamanın) yasak olduğunu biliyorum. Ancak yukarıdaki konulara açıklık getirmek için son bir soru daha sormama izin verin. Acaba tembel Yunan halkı insan kopyalama yasağını delip kendileri keyif çatarken yukarıda bahsedilen işleri kopyalarına mı yaptırıyorlardı? 

 

Ekonomi bilgim zayıf ama sağ olsun Dr. Hakkı Yücel’in sayesinde gözlerim epeyce iyi görüyor. O zaman bir soru daha… Okuduklarımla gördüklerim niye çok farklı? Aradığım cevapları patronsuz gazeteciliğin dünyadaki temsilcilerinden biri olan BirGün gazetesinde buluyorum. Korkut Boratav 17 Nisan 2012 tarihli BirGün gazetesinde yazdığı “Yunan Trajedisinden İnsan Manzaraları” isimli makalesinde Yunan halkının tembelliğini sorguluyor: “Yunan halkı kriz öncesinde hak edilmemiş bir rehavet içinde yaşamaktaydı?” Profesör Boratav’ın cevabı benim açımdan öğreticiydi:

Yıllık çalışma süreleri bakımından tembel denilen Yunan çalışanları yıllık çalışma süreleri bakımından 2120 saatle OECD ülkeleri içinde ikinci sıradaymış. Sadece Kore Yunanistan’ın önündeymiş. Yıllık ücretli izin ortalama 23 günmüş. Yani Yunanlılar Avrupa Birliği (AB)’nin en alt sıralarındalarmış. Ortalama emeklilik yaşı da 61.7 imiş. Bu da AB ortalamasının üstünde bir rakammış.

Bak sen tembel Yunanlının haline. En fazla çalışma orada; en az izin orada; mezarda emeklilik orada ve en tembel yine onlar. Bu kadarına pes denmez mi?

Ne demiştik? Basın doğruların peşinde olmalı değil mi?

 

 

Krizin Asıl Müsebbibi

Tembel Yunan halkı miti benim kafamdan böylece silinirken yine de açığa çıkarılması gereken konular mevcut. Şöyle ki: Yunanistan’daki ekonomik krizin sebebi “tembel Yunan halkı” değilse kim veya kimlerdir bu işin müsebbibi? Ve bugüne kadar doğruyu yazması gereken basın gerçekleri niye gizledi?

Doğan Tılıç’ın söylediklerini hatırlayalım. Basın-yayın organlarının sahiplik yapısı nedeniyle gerçekler söylenmeyebiliyor. Eğer bu organların sahipleri haberin yayımlanmasını kendi sınıf çıkarlarına uygun görmüyorsa haber yayımlanmayabiliyor veya tersyüz edilip yayımlanıyor. Üstelik haber dağıtım ağında tekel varsa o haber birçok yayın organında tamamen değişik bir şekilde de yayımlanabiliyor.  

         Yeniden Korkut Boratav’a dönersek krizin gerçek sorumlularını öğrenebiliriz. Boratav krizin sorumlularını Almanya, Yunan burjuvazisi ve iktidarı olarak saptamaktadır. Euro bölgesine girmek için borç istatistikleri üzerinde oynanıyor yani borç gizleniyor. İstatistikler uygun hale getirilip Yunanistan Euro bölgesine giriyor. Bu şekilde Euro’ya geçiş Yunanistan’ın iç ve dış dengelerini altüst ederek günümüzdeki borç krizini yaratıyor. Boratav daha önceki yazılarında bu dengesizliklerin Alman sermayesi tarafından yaratıldığını anlatmaktaydı. Sonuçta Yunanistan tipik çevre ekonomisine sürüklenerek finans kapitale, emperyalizme teslim ediliyor.

         Yazara göre Yunan burjuvazisi bugün yeni bir beklenti içinde ülkedeki trajediye “ben ne koparabilirim” anlayışı içinde bakmaktadır. Financial Times’a atıfta bulunan yazar Londra emlak piyasasına Yunanistan’dan yüksek miktarda para girdiğini ve Yunanlı spekülatörlerin Euro’dan çıkışın yaratacağı vurgun fırsatları için pusuya yattıklarını yazmaktadır.

 

Sonuç

         Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan Troyka’nın Yunan hükümetine kabul ettirdiği yeni ekonomi politika Yunan burjuvazisi veya hükümet edenleri değil sokaktaki Yunan emekçilerini açlığa ve yokluğa mahkûm etmektedir.  Mevcut düzeni yaratanlar, popülist politikaları yürütenler cezalandırılmıyor ancak yapılanlardan habersiz hiçbir günahı olmayan sınıf ve kesimler krizin bedelini ödemek zorunda bırakılıyorlar.

         Yunanistan ve ülkemizde yaşananlar arasındaki çarpıcı benzerlik okurun dikkatinden kaçmamıştır. Yunan ekonomisinin battığına, sadece Yunan ekonomisi değil Rum ekonomisi de battı diye sevinenlerin olduğunu görüyorum. Sevinenler arasında bizzat emekçi insanların olduğu da aşikâr. Bu sevinç kaybedenlerin Yunan veya Rum sermayesi olmadığını ancak emekçilerin olduğunu anlayana kadar yani emekçilerin sınıf bilincine ulaşana kadar devam edeceğini biliyorum. O zaman halklar arasında dayanışma başlayacaktır.

Bitirirken şunları vurgulamak mümkündür. Gerek dünyada gerekse ülkemizde yaşanan bir hegemonya mücadelesi mevcuttur. Basın da hâkim sınıfların hegemonya araçlarından birisidir. Korkut Boratav bir sosyalistin dünyayı anlamak için hangi metodu kullanması gerektiğini bize göstermektedir. Peki, bu adaletsiz dünya nasıl değiştirilebilir? En büyük sorun da o soruya cevap bulabilmek değil mi? Cevabı bulmak için sorularımızı sormaya devam etmeliyiz.

 

 

 

 

Bu haber toplam 1106 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler