1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YUNAN ADALARI
YUNAN ADALARI

YUNAN ADALARI

Her sabah başka bir adada uyanmak veya günde iki farklı adada bulunmak

A+A-

 

 

Tayfun Çağra

 

Her sabah başka bir adada uyanmak veya günde iki farklı adada bulunmak… Gemiyle Yunan Adaları turunun genel amacı bu… 4 gece, 5 günlük bir gemi turunda biraz da hızlandırılmış şekilde 6-7 yer gezerken yeni yerler görmek, kültürlerin farkını veya benzerliğini yaşamak ve bilgi dağarcığına yeni şeyler eklemek… Dönüşte mutlu olmak, enerji toplamak, gördüklerini, gezdiğin yerleri paylaşmak…

Biz gazetecilerin iş dışında bazı izlenimleri, gezileri de çoğu zaman okurlarla paylaşılır. Böyle bir mecburiyet olmasa da bunu yapmak görev gibidir. Tatmin oluruz paylaştığımız için… Mutlaka ki başkaları da bu gibi gezi ve izlenimlerini başkalarıyla paylaşırlar ama bizim elimizdeki olanak, yazmak ve gazetede, dergide veya web sitemizde paylaşım halkasının oldukça fazla genişlemesi nedeniyle bu olanağı daha çok kullanmak gerekliliğini de ortaya çıkarıyor.

Paylaşırız ve mutlu oluruz.

 

 

TUR BAŞLIYOR

 

Gemi turumuz İzmir-Kuşadası çıkışlı başlıyor. Öğle saatlerinde hareket edecek gemiye yetişebilmek için ve herhangi bir sorunu altedebilemek için bir gece İzmir’de konaklıyor ve sabahleyin Kuşadası’na hareket ediyoruz.

Yedi kişiyiz ve bizi ulaştırması için önceden bir araç ayarlıyoruz. Şoförümüz Aykut, “otobandan mı yoksa deniz tarafından mı gidelim?” diye soruyor. “Hangisi daha yakın” soruma “aynı yol” deyince “o zaman deniz tarafından gidelim” dedim. İyi ki öyle demişim. Hep sevdiğim ve söylediğim Ege ve Akdeniz kıyılarının manzaralarını görerek başlamış olduk turumuza…

 

 

PATMOS

Kuşadası’ndan 112 deniz mili ötede bir ada… İncil yazarlarının birinin keşfettiği söylenir. Önemli mesajlar içeren metinler yazılmış burada… Ve Hıristiyanlar tarafından ziyaret edilen bir de önemli manastırı var.

 

Yunan mitolojisindeki tanrılardan ismini alan Olympia gemisine giriyoruz. Personelinin çoğu Uzak Doğulu… Yöneticilerden oluşan 5-10 kişi Yunan veya başka ülkelerden… Öğle saatlerindeki kalkıştan sonra aynı gün saat 16.00’da ilk adamız Patmos’a varıyoruz. Patmos’un büyük gemilerin yanaşabileceği limanı yok. Ada’ya ulaşımımız küçük teknelerle… Yolcuları adaya ulaştırmak için biri geliyor, biri gidiyor teknelerin…

Rıhtıma çıkarkenden adaların alışılagelmiş planlaması… Cafeler, barlar ve hemen başlayan dükkânlar… Daha çok adalara özgü hatıralık eşyalar, el işleri… Ara sokaklarda cafeler, meyhaneler devam ediyor… Gemideki türkçe rehberimizin verdiği ek bilgi İncil’in bu adada yazılmaya başladığı… Tepelerde yel değirmenleri görülürken, küçük kiliseler de adanın ilgi çekici diğer özellikleri…

Kıyıdaki cafede yorgunluk sonrası içilen Mitos marka bira… İlk kez içiyorum ama çok beğeniyorum.

Sahil boyunca biraz yürüyünce genellikle gemiden inen veya adada konaklayan turistlerin girdiği küçük bir plaj dikkatimizi çekiyor. Hemen yolun kenarında… Biz de hemen “Yunan adalarında plaja girdik” demek! için giriyoruz denize… Buz gibi… Kumu küçücük çakıl taşları… Deniz içinde veya sahilde çıplak ayakla yürürken kumun veya çakılın o özelliği güzel bir masaj yaptırıyor ayaklara… Gemiye dönme vakti… Tekneler kıyıdaki yolcuları sırayla tekrar gemiye taşıyor.

 

TARKAN’DAN MUCK MUCK

Gemideki yemek sonrası salonda aktiviteler var. Farklı ülkelerin dansları, şarkıları… İçkinizi içerken bu şovu da rahat koltuklardan seyredebilirsiniz. Rusya’nın kalinkası, Polonya’nın polkası, İspanya’nın flamenkosu, Yunanistan’ın sirtakisi derken Türkiye’nin müziği olarak da Tarkan’dan muck muck çalındı. İlginç bir gösteriydi!

 

 

RODOS

 

Günde 50 bin ziyaretçiye ev sahipliği yapan Rodos, surlarla kaplı olan Eski Şehir ve Yeni Şehir diye ikiye ayrılır. (Oniki Adaların en büyüğü, Yunanistan'ın, Meis adası hesaba katılmazsa, en doğuda bulunan adası, adanın aynı adlı idari merkezi. Adanın 2004 nüfusu 130.000 olup, bunun 55.000'i Rodos şehrinde yaşamaktadır. Rodos şehri Yunanistan'ın Oniki Adalar idari bölgesinin ve (Sömbeki, Herke, İleki ve Meis adalarını da içeren) Rodos ilinin merkezidir.(Kaynak: Vikipedi)

 

Ertesi sabah erkenden Rodos’tayız… O gün tam gün Rodos’ta kalınacak… İsteyenler ek ücretler ödeyerek turlara katılıyor, isteyen de istediği gibi zamanını değerlendiriyor, gün boyu geziyor. Rodos’u Mağusa’ya benzetmek mümkün. Liman’dan çıkarken hemen surlar içine giriyorsunuz. Girmeden deniz içindeki yunus heykelleri karşılıyor sizi Mağusa’daki yunus heykellerine benzeyen… Surlar içi yine turistik dükkânlar ve cafeler… Bol bol alışveriş, dinlenme için oturup soğuk bişeyler içiyor ve yine devam ediyorsunuz.

Kıbrıslı olduğunuzu öğrendiklerinde değişiyor tavırlar ve konuşmalar… Olumsuz anlamda değil, daha sıcak oluyor sanki… Sonuçta siz de bir Adalısınız, onlar da… Kıbrıslı Türk olsanız bile yine de daha yakın görüyorlar. Bildikleri Türkçe kelimelerle sohbet etmeye başlıyor esnaf…

Surlar içinde ilerlerken bir cami ve yanında Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi isimli bir yere rastlıyoruz. Giriyoruz içeriye… Çeşitli turist grupları ziyaret ediyor. İçeride bir banttan sürekli ilahiler okunuyor… Bakımlı, temiz bir yer… Dışarıda binanın bakıcılarının olduğu belli birileri bir köşede oturuyorlar. Yanlarına yaklaşıyorum, Türkçe konuştuklarını işitiyorum. Yandaki cami açık mı diye soruyorum. Daha genç olan agresif şekilde yanıtlıyor; Müze yapacaklarmış, onun için kapalı… Cami istiyorsanız ileride var dedi.

Rodos’ta kaç Türk var?

4 bin kadar.

Müslüman?

17 bin kadar.

Bu kadar Türk’ten birilerine rastlamadık.

(Yine agresif yanıtlıyor)

Kendilerini gizliyorlar.

Neden, bunun için bir gerekçe var mı?

Yok, onlar yağcılık yapıyorlar.

Bu ilginç sohbet, Rodos’un akılda kalıcı anlarından biriydi.

Akşam üzeri yine giriyoruz gemiye…

 

 

GİRİT

 

Yunanistan'ın en büyük, Akdeniz 'in beşinci büyük adasıdır. Ege denizi'nin güneyinde yer alır.

Girit dünyaca tanınmış bir turizm merkezidir. En ilgi çeken turistik ziyaret yerleri arasında Knossos, Faistos ve Gortis 'deki arkeolojik sitler, Retimnon (Resmo)'daki Venedik kalesi ve Samarya, Aya İrini ve Aradena geçitlerinin doğal güzellikleri sayılabilir.

Girit Avrupa'nın ilk uygarlıklarından biri olan Minos krallığına (yaklaşık MÖ 3000-1400 arası) beşiklik etmiştir. (Kaynak: Vikipedi)

 

 

Gezimizin üçüncü gününde sabahleyin Girit’te açıyoruz gözlerimizi… Heraklion’da demirliyor gemi… Kahvaltıdan sonra yolcular yine yavaş yavaş inmeye başlıyorlar gemiden… Gemiye girerken verilen digital kartlar gemiden her çıkış ve girişimizde bizi fişliyor. Bilgisayar kartlardan girişi, çıkışı kontrol ediyor.

Girit’de insanlar daha uyanmamış… Dükkânlar tek tek açılmaya başlıyor, insanlar yavaş yavaş işlerine gidiyor. Esnaf krizden şikayetçi… İşlerin düştüğünden yakınıyorlar. Yine burada bizimle türkçe konuşmaya çalışan, türkçe-yunanca kelimelerin çevirisini yapan, yunanca öğreten, türkçe öğrenmeye çalışan esnafla karşılaşıyoruz. Bazı Türk restoranlarına rastlıyoruz. Yavaş yavaş hareketleniyor çarşı… Ama yine de esnaf şikayetçi… Bu kadar cruise gemilerine rağmen… İnen-kalkan uçaklara çok rastlanmasına rağmen… Yunanistan nasıl ekonomik krize girer diye soruyor insan içinden… Demek ki bizler cruiseler olmadığına, turistler kaynamadığına göre cehennemde yaşıyoruz da “ekonomik kriz teğet geçti” diye kendimizi kandırıyormuşuz. Yahut da dünyayla ilgimiz yok diye öylesine yaşıyoruz işte!..

 

 

SANTORİNİ

 

Santoron adası (İtalyanca: Santorini), Ege Denizi'nde, Yunanistan'ın 200 km güney doğusunda yer alan volkanik adalar grubu.

MÖ 1650 - 1450 yılları arasında püskürmeye başlayan volkan, kısa sürede çökerek adanın 73 kilometrekarelik bir alanının deniz altında kalmasına yol açtı. Bu tarihte bilinen en büyük volkanik etkinliklerden biridir, Doğu Akdeniz'de çok büyük yıkıcı etkiler yaratan doğa olaylarına neden olmuştur. Bilinen en büyük yıkım Girit'te gerçekleşti, merkezi bu adada olan Minos uygarlığı üzerinde büyük tahribat yaptı.

Çökmenin ilk etkisi, çöküntünün neden olduğu tsunami sonucu, Girit'in kuzey ve kuzey batı kıyıları boyunca yer alan balıkçı köylerinin, denizden fazla yüksek olmayan yerleşimlerin ve denizlerde ya da limanlarda bulunan ticaret ve balıkçı teknelerinin yok olmasıydı. (Kaynak: Vikipedi)

 

 

Yunan Adaları turuna katılanların en beğendikleri ada Santorini… Bu adanın da cruise gemilerin yanaşacakları bir limanı yok. Volkanik adalar topluluğu… Etraftaki küçük adaların volkan patlaması sonucu oluşan lav tepelerinin olduğunu görürsünüz. Neredeyse bir-iki dönümlük olan rıhtımına küçük gemilerle yanaşırken birkaç yüz metre yükseklikte yer alan beyaz evler ve kiliselerden oluşan yerleşkeye ya teleferik ya da eşekler sırtında bükümlü 576 adet geniş basamaktan oluşan merdivenlerden çıkabildiğinizi anlarsınız. 

Çıkış için adam başı 5 euroya teleferiği tercih ettik. Açıkçası eşek veya katır sırtında o kadar merdiveni aşağısı uçurumken çıkmak çok da garantili gelmedi. Teleferikten çıkar çıkmaz aynı tip, beyaz evleri, daracık sokakları ve yine turistik dükkânlarıyla farklı bir yere geldiğinizi fark edersiniz. Bir de çıktığınız yerden aşağılara baktığınızda adaların daha da küçüldüğünü, büyük gördüğünüz gemilerin kayık gibi olduğunu fark edersiniz ve Ege’nin ortasında bir yerlerde dünyaya yüksekten baktığınızın keyfini yaşarsınız.

 

VOLKAN KÜLLERİNDEN ŞARAP, EŞEKLİ YOLDAN İNİŞ

Santorini’de volkan küllerinin beslediği şarapçılık yapılıyor. Denemek için bir şişe beyaz şarap alıp getirdim ama daha denemedim. Orada dolaşmanın verdiği yorgunlukla buz gibi fıçı birasını yudumladık. İlk çıktığımız yerde, adaların küçücük göründüğü, uçurumun başındaki restoranı tercih ettik biramızı içerken…

Dönüş yolunda, daha genç olanlar yine teleferiği tercih ederken, yaşı birazcık! geçkin olanlar eşeklerin inip-çıktığı yolu tercih etti. Ama eşeksiz, yaya olarak. 30 dakikada inebildik aşağıya… Açıkçası bu gençlerin işi olmalıydı ama aramızda teleferikten korkanlar olduğu için yarım saatlik eziyete katlanmak zorunda kaldık ama bu da farklı bir deneyim oldu.

 

PİRE-ATİNA

 

Pire, Ortaçağ döneminde Porto Leone (Aslan Limanı) olarak bilinirdi. Bu adı, limanın girişini koruyan aslan heykelinden almıştır. Pire, Atina’nın ana limanıdır. Yunanistan’ın en büyük, Akdeniz’in en önemli limanlarından olan Pire’nin Atina’ya uzaklığı yaklaşık 10 km’dir.

 

Gezinin dördüncü gününde Pire’de, Yunanistan’dayız… Pire, büyük bir liman. Zaten tanıtım yazısında da okuduğunuz gibi Akdeniz’in en önemli limanlarından… Pire’de gezinti treniyle bir tur attıktan sonra taksiyle Akropolis’e, Atina’ya geçiyoruz. (Akropolis, Eski Yunan kentlerinde, kentlerin yanıbaşındaki yüksekliklere verilen addır. Yunanca akropolis "yukarıda bulunan şehir" anlamına gelir. Klasik dönem Yunanistan'ında her önemli yerleşme yerinin bir akropolisi vardı. Tapınaklar, hazinelerin saklandığı yapılar ve çeşitli kurumlar burada yer alırdı. Saldırı durumunda akropolis sonuna kadar savunulurdu. (Kaynak: Vikipedi)

 

Hızlandırılmış bir tur yapıyoruz yükseklik yerde… Hemen gemiye yetişmek gerekiyor çünkü aynı gün Mykonos’a gideceğiz.

 

MYKONOS

 

Mykonos (Ege Denizi'ndeki Kiklad Adaları'na bağlı olan ada öncelikle granitten oluşmuştur. 86 km² yüzölçümüyle beraber adanın 2001 sayımına göre 9320 nüfusu vardır. 89 km sahil şeridine sahiptir. Mykonos sabahın ilk ışıklarına kadar süren renkli gece hayatı eğlencelerine istinaden Avrupa Jet sosyetesinin de tercihi olmakla birlikte Yunan adalarının en gözde ve en uğrak yeridir. (Kaynak: Vikipedi)

 

 

Mykonos da gemilerin yanaşabileceği bir limana sahip değil. Küçük teknelerle taşınıyoruz sahile… Küçük limanı etrafında cafeler, restoranlar…

Gemi rehberinin gemiden inmeden önce Mykonos’u tanımlarken verdiği üç özellik vardı. Birisi sürekli bir pelikanın limanda bulunması… Onun da hikâyesi; adaya ilk gelenler yaralı bir pelikan bulmuşlar, onu iyileştirip gitmişler, geri geldiklerinde pelikanın orada olduğunu görmüşler ve hep orada kalmış. Şimdi de limana çıktığınızda bir çeşme başında uyuşmuş bir pelikanın oturduğunu görürsünüz… Kaç yıllardır orada bilinmez!!!

Diğer özellikleri görmeden, küçük limanda oturup ilk adamız Patmos’ta içtiğim Mitos birasını istedim yine… NTV gurmesi Vedat Milor bu birayı beğenirdi herhalde…!

İkinci özelliği küçük Venedik bölgesinin olması… Yine turistik dükkânlar arasında yürüyüp giderken başka bir sahile varırsınız. Orada sıralı 4-5 beş evin duvarlarına denizin vurduğunu görürsünüz. Onu da öyle isimlendirmişler. Ve hemen yanında üçüncü özellik olan yel değirmenleri… Yine sıralı 4-5 yel değirmeni var ama etrafının çok da bakımlı olduğunu söylemek mümkün değil. Ama bu özelliklerle Yunan turizmi adayı pazarlıyor. Bence diğer özelliği de gay turizmi… Gece hayatını ve kimliğini özgürce yaşamak isteyenlerin de oldukça fazla tercih ettikleri bir yer.

Gece 10.30 civarı son tekneyle gemiye dönmemiz gerekiyor. Ada’dan ayrılmadan biraz deniz ürünü yemek için oturuyoruz. Restoranın işletmecisi konuşmamızdan Türkiyeli değil de Kıbrıslı olduğumuzu çıkarıyor. Kıbrıs ağzını farkedebilecek düzeyde Türkçeyi bildiğine göre iyi de Türkçe konuşması gerekiyor ama bizimle birkaç kelime paylaşmayı tercih ediyor yine de…

 

KUŞADASI

Ertesi sabah Kuşadası’na geri dönüyoruz. Giderken bizi alan Aykut, yine karşılıyor uçak saatine kadar İzmir’e ve ardından uçak alanına götürmek için… İzmir’e giderken birkaç turistik yere uğramadan da edemiyor. Hemen ana yoldan bir km içeride, narenciye bahçelerinin arasında Klaros Bilicilik (Kehanet) Merkezi kazıları sürüyor. Aslında Venedik, buraya demek gerekiyor. Çünkü kazılan eserler hep suyun içerisinde… Suyun içerisinde bir şehir ortaya çıkıyor, kazılar sürüyor. 1826’dan beri 9 ekibin farklı tarihlerde sürdürdükleri kazı çalışmaları ilk kez bir Türk ekip tarafından 2001 yılından beri devam ettiriliyor. Kazılarda çıkan Homeros heykeli de sunulan heykeller arasında yer alıyor.

Biraz İzmir turu ve ardından uçak, yine Kıbrıs’tayız…

Daha önce gazetedeki köşe yazımda da yazdığım gibi gidip, görmek, gezmek gerekiyor, farklı yerler tanımak gerekiyor. Güzel yerler evet ama yine de Girne açığına demirleyen bir cruise gemisinden çıkan turistlerin hemen turistik Girne limanında ve Kıbrıs’ta çok daha şey bulacaklarına eminim.

        

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 543 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler