1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YOK OLMAKLA, VAR OLMAK ARASINDA BOĞUŞURKEN…
YOK OLMAKLA, VAR OLMAK ARASINDA BOĞUŞURKEN…

YOK OLMAKLA, VAR OLMAK ARASINDA BOĞUŞURKEN…

Ne çok konuşuyor, ne çok eleştiriyoruz böyle?!.. Ne kadar da çok umutsuzuz. Boşuna konuşmak, sonra da umutsuzluğa yatmak toplumsal ezberimize dönüştü. Hep “kim ne zaman bu ezberi bozacak?” diye bekleriz. Yoksa Godot’un gelmesini mi bek

A+A-

 

Ne çok konuşuyor, ne çok eleştiriyoruz böyle?!..

Ne kadar da çok umutsuzuz.

Boşuna konuşmak, sonra da umutsuzluğa yatmak toplumsal ezberimize dönüştü. Hep “kim ne zaman bu ezberi bozacak?” diye bekleriz. Yoksa Godot’un gelmesini mi bekleriz boş yere?

Artık acı gerçeklerimizi seslendirmenin zamanıdır ey dostlar… Ve acı da olsa bu gerçeklere kulak vermenin zamanı… Yüzyıllar boyu süren bir politik kültürün “umarım” artık son nesilleriyiz. Ve umarım bu hastalıklı nesiller yerine sağlıklı, uygar ve çağdaş nesiller yaratırız…

Nasıl görmezlikten geliriz mutlaka değiştirilmesi gereken toplumsal sürecimizi? Kardeşlerini, çocuklarını, en yakın çalışma arkadaşlarını iktidar hırsıyla boğan, öldüren bir imparatorluğun uzantısı olduğumuzu?

Ganimetle devlet yöneten bir gelenek…

Kıbrıs’ta Osmanlı döneminde yoksulu haraca bağlayan hırsızların, katillerin ayıptır söylemesi ama öz be öz çocuklarıyız.

Kızlarını hiç tanımadığı Arap uşaklarına iki kuruşa satan atalarımız da var ne yazık ki...

Koloni hükümetine yalakalık yaparak köleliği içine sindirenlerin bu toplumda yarattığı travmaları ve bu travmalar içinde şekillenen nesilleri nasıl görmezden geliriz?

Özgürlüğe gitme yolunda kurulan Kurtuluş Örgüt’ümüzün (TMT)’nin, yine kendi kimliğimize kavuşma sevdası ile değil de,  Kurtuluş Savaşı sonrası Atatürk Türkiye’sine bağlanma aşkıyla kurulduğunu da biliyoruz.

Tıpkı şimdi Türkiye’den alınan icazetler gibi, o dönemde de Türkiye’den gelen komutanlara yaranma yarışına giren içimizden bazılarının nice serüveni günümüze dek yankılanarak süregeldi.

Ülke kana bulanırken, göçün acısı yürekleri dağlarken, Rum’un malından; hatta göçmenin hakkından keyif yapabilen insanların çocukları.

Kukla bir devlet kurup, ya da kurdurulmasına destek verip, ganimeti paylaşma, bölüşme yarışına giren insanların mirasçıları.

Bugün bizi yönetenlerin tarihine baktığımızda iç çekişmenin, koltuk uğruna birbirini yok etmenin en ürperici örneklerini görürüz.

Dr. Fazıl Küçük varsa; Necati Özkan ya da Faiz Kaymak olamazdı.

Rauf Raif Denktaş varsa da, Dr. Fazıl Küçük olamazdı.

Aynı durum şimdiki Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu ile Rauf Raif Denktaş çekişmelerinde de yaşanmadı mı bizim neslin gözleri önünde?

Şimdi ise bu durumların, bu inanılmaz rekabetlerin kimler arasında yaşandığını söylemeye gerek yok herhalde.

SÜRÜP GİDEN TEKRARLARDA BOĞULUYORUZ…

Tarih, inadına tekrarlandı durdu bu acılı topraklarda…

Yukarda anlattıklarım elbette ki gerçek Kıbrıslı kültürünü ve kimliğini benimseyen ve bu topraklarda sadece insan gibi yaşamayı seçip, geleceğe kaliteli insanlar yetiştirmeyi ideal edinen tertemiz küçük bir topluluğu bağlamaz. Onları kesinlikle tenzih ederim…  Ama şu da bir gerçektir ki; o küçük topluluk da, bu küçük hesap insanlarının çevresinde yıllarca sürünüp gitti ve gitmektedir. Parmaklarım bunları yazarken tuşlara basmakta zorlansa da, maalesef tarihi gerçeklerimiz bunlardır.

Yıllar boyu hep aynı tekrarlarda boğulduk, kendimize güvenimizi, umudumuzu yitirdik.

Günlerdir bizi şok eden Ulusal Birlik Partisi kurultay rezaletleriyle çalkalanmaktayız. O üst düzey bürokratımızın ve arkadaşının isimleri, yaptıkları inanılmaz evrak sahtelemesiyle dillerde. Peki, ama zanlı durumundaki aynı bürokratımızın daha birkaç yıl önce onlarca haksız vatandaşlığa evinin adresini vererek yataklık ettiği ispatlanmamış mıydı? O günlerde çok büyük bir güçle hükümete gelen CTP – BG - DP hükümeti tarafından neden cezalandırılmadı peki? Neden bu tür insanlar hâlâ en üst görevlerde? Ve ona benzer onlarca yolsuzluk dosyası neden yargıya gönderilmedi? Acı gerçeklerimizi konuşmak durumundaysak, elbette ki bunlar da konuşulacak…

UBP’de yıllarca üst düzey bürokratlık yapmış bir arkadaşım, UBP’nin son kurultay rezaletleriyle ilgili olarak, gittikçe büyüyen düş kırıklıklarının sarmalında, çok net ve kısa bir cümle kurdu: “Bu, UBP’nin klasik geleneğidir.”

İHMAL EDİLEN TARİHİ SORUMLULUK…

CTP-BG, muhalefetin en güçlü partisi, halkın umudu olabilecek örgütlü en büyük siyasi topluluk. Bu özelliğini hiçbir koşul altında yitirmemesini dilerim. Bu siyaset örgütünün son iktidar döneminde halk tarafından büyük bir heyecanla başa getirildiği zaman yapması gereken en önemli icraat Osmanlı döneminden beri süregelen bu sakat sistemi düzeltmekti. Dünya normlarında  bir adaleti, siyasal düzeni, eğitim ve sağlık sistemlerini kurmaktı.

Olmadı, olamadı, dilerim bundan sonraki dönemde olur.

Her şeye karşın, UBP’nin bir toplumun onurunu, gururu ve umutlarını dibe vurdurduğu bu günlerde, CTP-BG umuttur. Çünkü halkçıdır ve UBP’nin yanında zemzem suyu ile yıkanmış gibidir.

Gelin görün ki “UMUT, UMUT” diye çığlık attığımız bu günlerde, halkın muhalefet hizmeti beklediği; elbirliği ile sokağa düşmemiz gereken, muhalefetin liderliğine soyunması gereken CTP-BG, kendi içinde gereksiz bir devinim yaşıyor, ya da öyle bir görüntü sergiliyor.

CTP-BG’ye bu günlerde düşen görev, onca iyi yetişmiş insan kaynaklarını seferber edip, vizyona koyup, ülkede tam bir seferberlik başlatmaktır. Yok olmakla, var olmak arasında boğuşan bu toplumda kenetlenmek ve birbirimize güvenmek zorundayız. Kendi içimizde çelişkiye düşmek gibi bir lüksümüz yoktur.

Daha önce de yazdım, yazmaya da devam edeceğim: Bu ülkede “UMUT BİZİZ”. Artık konuşma zamanı değil. Yeni bir şeyler yapma zamanıdır. Yoksa zaten şu anda Aziz Nesin’in ünlü romanındaki “ZÜBÜK” pozisyonundayız.  

Şu “balyoz” dedikleri, “gusbo” operasyonunu bizzat “BİZ” başlatmalıyız.

 

 

 

Bu haber toplam 845 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler