1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yirise Se Berimeno Yirise
Yirise Se Berimeno Yirise

Yirise Se Berimeno Yirise

Sevdiğim Makalelerim -Ocak 1990 Yenidüzen Kırmızı mumların, kırmızı masa örtülerine karıştığı küçük lokantada şarkı söyleyen genç kadınla genç bir erkek, en sevdiğim şarkıyı okumak için sanki beni beklemişler.. Ne kadar da ayıp oldu! Hem insanlara &

A+A-

 

 

Sevdiğim Makalelerim

-Ocak 1990 Yenidüzen

 

Kırmızı mumların, kırmızı masa örtülerine karıştığı küçük lokantada şarkı söyleyen genç kadınla genç bir erkek, en sevdiğim şarkıyı okumak için sanki beni beklemişler..

Ne kadar da ayıp oldu! Hem insanlara “elenika dravudya”lı lokanta isterim diye empoze et hem de “siz gidin, ben birazdan Mariya ile size katılırım” deyip saatlerce onları beklet. Davet edenler, mahcubiyetimi sezmiş olacaklar:

-      Fatma en güzel şarkıları kaçırdın

-      Merak etmeyin ben bütün Rumca şarkıları severim…

Gönlüm karmakarışık. Bir tarafta şarkılar, diğer tarafta birbirini izleyen ama ilk kez buluşanların doyulmaz sohbeti var. İkisi bir arada olamadı. Tek çare her ikisinden de biraz tatmaktı.

Denedim bu da olmadı..

İç sesim konuşuyor:

 “Vazgeç kızım o güzel insanları düşünmekten, nasılsa dönmen imkansız..Bak ne çalıyor: Yirise..Hay Allah, şarkıcılar da “dön” diyor.. Karıştırma ama, onlar “küçük kıza” dön diyor.”

-Yirise/Se berimeno yirise/Mikrullamu kopella/Ela ela ela….

 

-Fatma hani sen Rumca bilmiyordun?

-Ben bazı Rumca şarkıların sözlerini biliyorum..

 

1963-1974’ün en azılı günlerinde Rumca şarkı dinliyorum diye babamın beni azarlamasını anımsıyorum.

-Kapat şu radyoyu kızım..Konu komşu duyacak, bizi öldürecekler…

 

Sanki bu müzik sevgisi bana onlardan geçmemiş gibi. Bizim evde radyo hiç kapanmadı ki..Hala daha karı-koca, kısık duygulu sesleriyle ne güzel düet yapıyorlar. Anımsadıkları Rumca tangoları be doğmadan çok önce, ilk gençliklerinde öğrendiklerini sanıyorum..Onun için hiç unutmuyorlar. Acaba nişan oldukları Köfüye’den, İskarino’ya, Lefkara’ya yürüyüşlerinde aşklarını bu tangolarla mı dile getiriyorlardı?

 

Bu müzikal evden çıkıp, Karman Aziz’in yörüngesine taşınmam ne büyük şansmış! Arkadaşım, meslektaşım, komşum, ev sahibem, çocuklarımın can teyzesi, büyük müzisyen, besteci….

Piyanoyu çocuklar ve kendim için aldığımı söylüyorum ama galiba Karman hanımın evine-evimize gelişlerinde çalması için alındı. Bazı sabahlar beni, lirik piyano melodileriyle uyandırırdı..

Şimdi “Yirise”yi ilk kez onsuz söylüyorum. Müzikli toplantılarımızı vazgeçilmez şarkısı..Sözleri doğru okumam için yazıp bana vermişti..Rahmetlik eski başbakan Çağatay, bir balomuzda, bizim okuduğumuz bu Rumca tango ile dans etmek zorunda kalmıştı. Şimdiki başbakan olsa vallahi söyletmez!

 

Moskova’da beş yıl birlikte olmuş arkadaşlar, on altı yıllık hasreti, Sovyetyler Birliği’nin “dönüşü” tartışarak gideriyorlar. Masada, Rusça, Türkçe, Rumca ve İngilizce konuşmalar harmoni yaratıyor.

Şarkıcılar hala: “Dön/Seni bekliyorum küçük kızım/Dön/Gel, gel” diyerek yanık sesle “çağırıyor..”

 

Aziz Nesin dönüşü çok zor olduğunu anladığı için mi “Yan yana yaşayın ama nihai hedefiniz iç içe yaşamak olmalıdır” diyordu. Verdiği hedef, Rumlar’ın İstanbul’a Adalar’a dönmesi kadar uzak sanki..Belki yüzyıllar geçecek “eski hale” dönmek için.

Artık evlerini, yurtlarını bırakıp göçmen olanlar “dönmekten” söz etmiyorlar..Yıllar sonra evlerini görenlere soruyorum:” Ne hissettiniz?” Hepsi de “Boşluk” diyor.
”Yeni” ev sahiplerin yapabileceği tek şey, “Eski” ev sahiplerini ağırlamak..

Hiçbir şey bırakıldığı gibi kalmıyor. O zaman nasıl “döneceksin?”

 

İyi ki benim “dönecek” bir yerim yok! Ama olanların duygularını paylaşıyorum..

Barikattaki polis: Gece 2den önce Rum tarafından dönün” demişti..

Mübarek adam, şuna “gelin” desene!

Bir daha ne zaman buluşacağını bilmeyenlerin hazin vedalaşması:

“Güle güle gidin yine gelin…”

 

O zamandan bu zamana:

*1974’ten sonra ilk kez, Rum aydın, yazar örgütlerinin Aziz Nesin’i Rum tarafına konferans vermek için davet etmeleri nedeniyle, KKTC rejimi, bir grup aydın, yazar ve politikacının 3 gün Rum tarafına geçişine izni verdi..

16 yıl sonra, adanın iki parçasını ve Kıbrıslılar’ı buluşturması, beni ve katılanların tümünü çok heyecanlandırmıştı..

 

*2003 yılına kadar, Rum tarafına geçmek; büyük zorluklarla karşılaşmak, fişlenmek, reddedilmek, barikatlarda “izin “ çıkmasını beklemek, öfkelenmek, “Rumcu” diye damgalanmak demekti..

AB rüzgarı Nisan 2003’de barikatları açtırdı..Türkler, Rumlar, birbirinin “taraflarına” geçmek için kuyruklara girdi.

 

*AB ye girmek, sadece bu serbest geçiş için bile değer!

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1379 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler