1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yeterince Hesap Verebiliyor Muyuz?
Yeterince Hesap Verebiliyor Muyuz?

Yeterince Hesap Verebiliyor Muyuz?

CAN AZER: Açıklık ve hesap verebilirlik ilkelerinin benimsenmemiş olması ciddi sorunlara yol açmaktadır

A+A-

Yeterince Hesap Verebiliyor Muyuz?

Can Azer

canazer79@yahoo.com

 

 

Son günlerde ülkemizde yaşanan ve kamuoyunun gündemini meşgul eden yönetim kaynaklı birçok vaka (yap-işlet-devretler, özelleştirmeler, ihaleler, v.s.) söz konusudur. Bunların bu kadar çok yankı uyandırması ve tepki görmesinin altında kanaatimce, yönetimde açıklık (şeffaflık) konusundaki eksiklik yatmaktadır. Ayrıca, diğer bir eksiklik ise, yönetimde hesap verebilirlik anlayışından uzak uygulamaların gözlenmesidir. Özetle, açıklık ve hesap verebilirlik ilkelerinin benimsenmemiş olması ciddi sorunlara yol açmaktadır. İdare tarafından yapılan birçok icraat, ne yazık ki, her şey olup bittikten sonra kamuoyunun önüne gelmekte ve bu icraatların “ayrıntısını” soran (yani hesap soran) ve yönetimin hesap vermesini talep eden vatandaşların önüne görünmeyen duvarlar çekilmektedir.

Yönetimde açıklığın en büyük dayanaklarından biri olan demokrasinin özünde hesap verebilirlik bulunmaktadır. Peki, nedir bu hesap verebilirlik? Genel hatları dahi bu yazının boyutlarını fazlasıyla aşacak olan hesap verebilirlik kısaca, bir kimsenin yaptıklarından dolayı başka bir otoriteye (halka) açıklamada bulunması olarak tanımlanabilir. Ayrıca yine, bir kimsenin sorumluluklarını ne gibi yollarla ya da nasıl yerine getirdiğini açıklaması, ortaya koyması ve ispat etmesi zorunluluğu olarak da tanımlanabilir. Hesap verebilirlik çok katmanlı bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır ancak, demokrasi, yönetimde açıklık ve hukuk devleti kavramlarıyla bağlantısı günümüzde yaşananların tahlilini yapabilmek adına önem taşımaktadır.

Bireylerin kamu yönetiminde kimin ne yaptığını ve kimin hangi kararları aldığını bilmesi gerekmektedir. Hukuka aykırılığın söz konusu olduğu durumlarda veya bireylerin çıkarına uygun olmayan durumlarda, kamunun, söz konusu yönetici veya yöneticileri bilme ve onlardan hesap sorma hakkı bulunmaktadır.  Bu bağlamda, hesap verebilirlik, sadece açıklığın olduğu, vatandaşların işlerin açıkça nasıl işlediğini görebildiği yerlerde olabilmektedir. Kamu yönetiminde açıklık ve hesap verme yükümlülüğü birbiriyle ilişkilendirilebilir. Başka bir ifadeyle, yönetimde açıklığın sağlanabilmesi için, etkili işleyen bir hesap verme sürecine, hesap verme sürecinin etkili ve verimli işleyebilmesi için de açık ve şeffaf politikalara ihtiyaç vardır. İşte tam da bu nedenle, sağlam bir hesap verme yükümlülüğü, şeffaflık ve açıklığı sağlamanın vazgeçilmez bir aracı, şeffaflık ve açıklık da, hesap verme yükümlüğünü layıkıyla yerine getirebilmenin olmazsa olmaz bir önkoşuludur.

 

Günümüz modern kamu yönetimi anlayışı, beraberinde hesap verebilen yönetim anlayışını da getirmiştir. Özellikle 1980’ler ile 1990’lı yılların başlarında, yirminci yüzyıla hakim olan hiyerarşik, katı, bürokratik kamu yönetimi anlayışı yerini yeni bir kamu yönetimi anlayışına bırakmaya başlamıştır. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, ekonomik, toplumsal ve kültürel yapıyı etkilerken, bu gelişmelerin geleneksel, siyasal kurum ve süreçleri aşındırmaması düşünülemezdi. Peki, bu bağlamda belki de yazının sonunda sorulması gereken bir soruyu şimdi soralım: Bireylerin bilgi edinme yollarının açık tutulmasına zemin oluşturan, kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin yerleştirilmesi için düzenlemeler yapılmasını öngören kamu yönetimindeki yeni yapılanma anlayışı ülkemiz açısından ne kadar geçerlidir ve gerçekçidir?  

 “Hukuk devleti” ilkesine bağlı olduğunu iddia eden bir yönetimin de söz konusu ilkenin tam anlamıyla hayata geçebilmesi için yönetimde açıklık ve hesap verebilirliği özümsemiş olması gerekmektedir. Kısaca bu ilişkiye de bakılacak olursa, hukuk devleti ilkesinin dünyada yaygın bir şekilde kabul edilmeye başlanması ve bu sayede bilinirliğini artırması, yönetimde açıklığa ve hesap verebilirliğe geçiş süreci bakımından etkili olmuştur. Demokratik hukuk devletlerinde söz konusu ilkeler birlikte ilerleyen ilkeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Hukuk devleti, en bilinen anlamıyla, yönetilenlere en güçlü, en etkin ve en kapsamlı bir biçimde hukuksal güvencenin sağlanması, tüm devlet organlarının eylem ve işlemlerinin hukuka uygun olması ve bunların denetime açık olmasıdır. Hukuk devletinin en belirgin özelliklerinden biri, yönetilenlere bu bağlamda hukuksal güvenlik sağlayan bir mekanizmanın var olması ve bu mekanizmanın işler olmasıdır. Yönetimin işlem ve eylemleri hakkında hiçbir bilgisi olmayan ve yönetim sürecine hiçbir şekilde katılamayan bireyler, zamanla bu bağlamda kendi hukuksal güvenliklerini sorgular olmuşlardır. Özellikle de söz konusu işlem ve eylemlerin birçoğunun temel hak ve özgürlüklere ilişkin olması, bu sorgulamayı bir zorunluluk haline getirmiştir. Bu da, yönetimi ve yönetenleri daha açık olmaya iten bir diğer etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada yargı organlarının da hukuk devletinin ve onun nezdinde yönetimde açıklığın gelişimindeki rollerini göz ardı etmemek gerekmektedir. Denetlenemeyecek alanlar yaratarak hukuk devletini “sekteye uğratan”, hak arama ve hesap sorma yollarını kapatan kararlar alan yargı organlarının tutumları da ayrıca tartışılması gereken konuların başında gelmektedir.

Günümüzde hukuk devleti, demokratik bir yönetimin ön şartı olarak kabul edilmektedir. Bu noktada, hukuka saygı ve hukukun üstünlüğü prensipleri hem yönetilenleri hem de yönetenleri bağlayan bir unsur olarak demokratik ilkelerle de örtüşmektedir. Hukuk devleti ilkesinin varlığı ile etkin demokratik seçimler, iktidarın gücünün sınırlanması, siyasal özgürlüklerin etkinliği ve kamu yönetimlerinin davranışlarının hukuka uyması, en azından teorik olarak sağlanabilecek hususlardır.

Şu soruyu sorarak yazımı bitirmek istiyorum: Peki nedir bu hesap verebilirliğin önündeki engeller? Bunların bazılarını sayıp, hangisinin ya da hangilerinin bizim ülkemizde problem olarak karşımıza çıktığını birlikte düşünelim. Anti-demokratik uygulamaların varlığı mı, kamu görevlilerinin vatandaşlara karşı saygı duymaması ve onların şikayetlerini yeterince dikkate almamaları mı, politikacıların yetersizliğinden dolayı bürokratları kontrol edememeleri mi, bürokratik ve politik yetersizlik sonucu veya statükonun korunması adına verimsiz, sorumsuz, israfa dayalı bir yönetim anlayışının pratikte uygulanması mı, bireylerin (yönetilenlerin) hesap sorma bilincine sahip olmamaları mı, bireylerin (yönetilenlerin) hesap sorma kanallarının yeterince işlevsel olmaması mı?

Açık (şeffaf),  hesap verebilir, etkin ve verimli bir kamu yönetimine sahip olmak artık bir lüks ya da yöneticilerin takdirine bırakılabilecek bir olgu değil, bir zorunluluk halini almıştır.

 

                                                                                              

 

 

 

Bu haber toplam 523 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler