1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YETER Kİ SOKAK KONUŞSUN ARTIK…
YETER Kİ SOKAK KONUŞSUN ARTIK…

YETER Kİ SOKAK KONUŞSUN ARTIK…

Müjdeler olsun, Ercan Havaalanı da özelleştiriliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan Yardımcısı Beşir Bey, Türkiye’nin resmi haber ajansı aracılığıyla veriyor bu müjdeyi. Ercan Havaalanının Muş’ta ya da Adıyaman’da değil de “

A+A-

 

 

 

Müjdeler olsun, Ercan Havaalanı da özelleştiriliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan Yardımcısı Beşir Bey, Türkiye’nin resmi haber ajansı aracılığıyla veriyor bu müjdeyi. Ercan Havaalanının Muş’ta ya da Adıyaman’da değil de “egemen ve bağımsız” KKTC’de bulunması küçük bir ayrıntı tabii…

Ağzından bal damlayan Sn. Bakanımız KKTC ekonomisinde 2011 yılında elde edilen başarıları sayarken lütfedip, ''Özellikle mevcut hükümetin ve meclisin reformları zamanında yapması, doğrusu bu programın başarısında önemli bir faktör” demeyi de ihmal etmiyor. Mevcut Hükümetten AKP’nin, Meclisten de TBMM’nin kastedilmediği (en azından şimdilik) malum.

Toprağı bol olsun, Rauf Denktaş’ın kurduğu ve “sonsuza dek yaşatılması” konusunda yeminler edilen “egemen ve bağımsız KKTC’den” Türkiyeli Bakanların Türkiye’nin bir vilayetiymişçesine söz etmesi artık sıradan bir durum. Fakat yine de önceki gün Sami Özuslu’nun yazdığı türden haberlerle karşılaşınca “yok artık” demekten kendimi alamadığım oluyor.

Özuslu “KKTC Mersin Beyliğine mi Bağlandı?” başlıklı yazısında aynı zamanda Çukurova Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı da olan Mersin Valisi’nin bir konuşmasına yer veriyor ki akıllara zarar!

Sami’nin haberine göre Mersin’in Sn. Valisi, “KKTC’nin ekonomik anlamda güçlenerek uluslararası rekabete hazır hale gelmesi, kurumsal yapısının ve kamunun daha da güçlenmesi görevinin TC Hükümeti tarafından kendilerine tevdi edildiğini” açıklıyor.

Vay anam vay! Artık imitasyon diplomasiye bile ihtiyaç duyulmuyor demek ki!

Türkiye televizyonlarında bol bulamaç reklamlarla Girne’de kelepir daire pazarlayan inşaat firmasının sahibine KKTC Bakanlar Kurulu tarafından şıpınişi vatandaşlık veriliyor.  Kıbrıslı Türklere ait toprakların başka bir ülkenin vatandaşlarına pazarlanmasına taşeronluk etmekte sakınca görmeyen sözde egemenlikçi ve bağımsızlıkçıların karagözlüklerine de bakın siz!

Alemi kör ve sersem yerine koyan pabucumun milliyetçileri minareyi kılıfına uydurmakta da hayli fütursuzlar. Sonuçta vatan toprağını pazarladıkları, ana vatanın vatandaşları değil mi?

Ananızın eteğine bu kadar düşkünseniz, yırtındığınız “egemenlik ve bağımsızlık” ta neyin nesi o zaman?

Kıbrıs’ın kuzeyinde ekonomik, sosyal ve siyasal yönetimi fiili olarak ele almış olan Türkiye’nin bu ölçüde pervasızlaşmasına zemin yaratan AKP-UBP işbirliği, bu politikayla Kıbrıslı Türkler ile Türkiye arasındaki tarihsel bağlara tamiri imkânsız bir hasar verdiklerinin farkında değilmiş gibi davranıyorlar.

Her ne pahasına olursa olsun hükümette kalmaktan gayrı bir muradı olmayan UBP’nin bu tutumunda anlaşılmayacak bir şey yok.

Ama 2002’den itibaren Kıbrıs sorununun çözümünde “bir adım önde olma” siyaseti güttüğünü ileri süren AKP’nin Kıbrıslı Türklerin iradesini bu ölçüde sıfırlayacak bir hatada ısrarcı olması anlaşılır bir şey mi?

Dünyanın gözünün içine baka baka geliştirilerek sürdürülen kolonizasyon, Kıbrıslı Türkleri yok sayan bir yönetim anlayışıyla birleştiğinde, vazgeçtim eşit ilişkiler kurmayı, tutarlı bir sömürgecilik anlayışıyla bile örtüşmüyor.

Mevcut durumun ne iki egemen ve bağımsız ülke ilişkisiyle ne de akıllı bir sömürgeci mantığıyla bağdaşmadığını göremeyecek kadar miyop olmadığından kuşku duymadığım AKP’nin, UBP’nin ipiyle daha nereye gidebileceğini merak ediyorum doğrusu.

Daha da çok merak ettiğim, 22 Ocak’ta kritik bir dönemece gireceği söylenen müzakerelerde, çözüm istediğini söyleyen Türk tarafının bu sert kolonizasyonla çözümü nasıl bağdaştırabildiğidir.

Rumlara karşı sürekli tehditkâr bir tonda “aklınızı başınıza alın, yoksa bakın bölünmüşlüğü kalıcılaştıracak her türlü operasyona imkânımız var” mesajı verilerek, gönülsüzlüğü zaten bilinen Sn. Eroğlu ve Sn. Hristofias’ın çözüm için yüreklendirilmeleri mümkün olabilir mi?

Sn. Eroğlu’nun durumu malum. Cumhurbaşkanı seçilmeden önce verdiği KKTC’yi tanıtma sözünü tutamayacağını tabii ki biliyor ama en azından Kıbrıslı Türkleri Birleşik Federal Kıbrıs çatısı altına sokma fikrine karşı büyük alerji duyduğu da biliniyor. Kerhen nezaret ettiği müzakerelerin kilitlenmesi ve nihai olarak “el sıkışarak ayrılma” biçiminde bir “çözümden” mutlu olacağını da gizlemiyor.

“Evet’i betonlaştırayım” derken, evdeki bulgurdan da olacağını farkedemeyen Sn. Hristofias’ın durumu da malum.

Denktaş’ın cenaze törenini gövde gösterisine dönüştüren ve 2003’te yollarını kesin biçimde ayırdığı Denktaş siyasetine bir anlamda iade-i itibar yaparak Kıbrıs sorununda geleneksel çizgiye dönüş sinyali veren AKP’nin durumu da ortada…

Böyle bir konjonktürde, bu siyasi aktörlerle Kıbrıs’ta bir çözüm umudu neredeyse imkânsız görünüyor.

22 Kasım ve sonrasında her şeye rağmen rüzgârın yönünü değiştirebilecek yeni bir siyasi aktöre ihtiyaç var. Aslında bu, bizim için yeni ve yabancı bir aktör de değil.

2003-2004 devrimini gerçekleştiren aktör… Kıbrıslı Türklerin ta kendisi!

Bunu söylerken elbette Türkiye’ye ve AKP’ye rağmen bir çözümden söz etmiyorum. Kıbrıslı Türklere rağmen ve onların inisiyatif almadığı bir çözümün mümkün olmadığını söylüyorum.

Adanın üzerine çöken karamsarlık havasını dağıtacak tek güç 2003-2004 devrimini yaratan; kapıları açmayı, iki toplumu referanduma taşımayı başaran Kıbrıslı Türkler olacak…

Yoksa kimsenin umuru değil çözüm mözüm… Ta ki sokak söz alsın yeniden, konuşsun…

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1620 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler