1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YENİDÜZEN ÖZEL RÖPORTAJ
YENİDÜZEN ÖZEL RÖPORTAJ

YENİDÜZEN ÖZEL RÖPORTAJ

“Siyaset bitmiştir” üzerinden, siyaset yapılıyor !.. <<… Siyasete güvensizliğe dair gevezelikler bir kartopu gibi büyürken, bu iş UBP’ye yarıyor. Biz bir liderlik arayışında değiliz. Biz siyasete alternatif olduğunu göstermeye ç

A+A-



“Siyaset bitmiştir” üzerinden, siyaset yapılıyor !..


<<… Siyasete güvensizliğe dair gevezelikler bir kartopu gibi büyürken, bu iş UBP’ye yarıyor.  Biz bir liderlik arayışında değiliz. Biz siyasete alternatif olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Aksi halde hepimizin sonu büyük bir rakı şişesinin dibi gibi olacak…>>

<<… Evet, siyasetten nemalanan bir sürü isim olabilir. Ama önemli bir kısmı da bu işe idealleri için girmişlerdir. CTP’de DP’de, TDP’de var oklan bu insanlar idealleri için, memleketlerini sevdikleri için çok büyük bedeller ödemişlerdir, hatta ölmüşlerdir de…>>

<<… Bir tek bunu konuşmamız gerekiyordu aslında. (Bu ülkenin kaynakları sınırlı ve tüm imkânlarımızı karşılayamaz) Sivil toplumla, örgütsüz bireylerle işbirliği yapan yeni hükümetin toplumsal önceliklerine önem vereceğiz, destek vereceğiz ve anlayışla karşılayacağız. Toplumsal önceliklerimiz siyasi idaremizdir. Kurumlarımızın sürdürülebilmesidir…>>


----------------------



 

Ulaş Gökçe, hem bir eğitimci, hem de sendikacı. Ama dahası, bir yurtsever… Sözünü esirgemeyen biri… Çok kültürlü bir yaşamı var… Ve barış dilini hayat pratiğinde önemseyen birisi…  Doğu Akdeniz Üniversitesi’ndeki önemli bir oluşumun, DAÜ-SEN’in de başkanı…
Geride bıraktığımız hafta içerisinde, uzun bir açıklama ve ziyaretlerle, kararlı bir çıkış ortaya koydular… “Siyaset alternatifsiz değil” dediler, “Tüm siyasi partileri aynı kefeye koyamayız” sözleri ile de bir kıyas yaptılar. Yani topluma “umutsuzluk” yerine “umut” aşılamaya çalıştılar, herkesi bir anlamda, “konuştuğunuz yeter, şimdi iş zamanı” diyerek meydana çağırdılar. Ulaş Gökçe’yle, Lefkoşa’da tarihi Büyük Han’da buluştuk, kahve içtik, konuştuk.
--------------



C.M: Siz, DAÜ-SEN olarak cesurca bir çıkış yaptınız, “siyasi partilerin hepsi aynı, hiçbir şey olmaz” umutsuzluğuna karşı durdunuz. Ben, “siyasete güvensizlik üzerinden siyaset” yapılmaya başlandı diye yorumluyorum süreci. Ya da “tüm partiler öcüdür popülizmi” var sanki… Siz neler düşündünüz?

 

Ulaş Gökçe: Tabii yüzde yüz söylediğinize katılıyorum, bizi de asıl rahatsız eden konu bu… Sendika bizim açımızdan milletvekili olma aracı değil, milletvekili olanlar var aramızda, önemli yerlere gelenler var bu arkadaşlarımız dahi sendikamızı kullanmamıştır.

Kariyer yapma veya sendikada sonsuza kadar kalma amacımız olmadığından, sendikada bulunuş sebebimiz biraz farklıdır. Sonsuza kadar rahat bir sendikacılık yaparak, gidişatı yüksek tepelerden, enginlere bakan büyük ulvi insanlar gibi seyretmek bize yakışmaz. Bir de “siyaset bitmiştir” üzerinden gazeteciler siyaset yapıyorlar. Köşeleri olan insanlar bunun üzerinden toplumda yer edinmeye çalışıyorlar. Aynı şey akademisyenler için de geçerli. Her konuda olay bittikten sonra yorum yaparlar. Hatta bu işler siyasi partiler içerisinde de vardır. CTP, TDP ve DP’de de var; bir grup insan var, partilerin içerisindedirler ancak bu siyasetten bu partilerden de bir şey olmaz deyip dururlar. Bir kısım da bu partilerden bir şey olur da bu yönetimden bir şey olmaz dolayısı ile ben evimde oturayım derler.

 

 

C.M: Peki nedir bu ruh halinin sebebi?

U.G: Bu ruh halinin 3-5 sebebi olabilir. En önemlisi tabii ki Kıbrıs sorunundan dolaylı yaşadığımız bunalım. Bir başka sebep de UBP ve Türkiye bu halkın üzerine çok fazla geliyor. Çok küçük bir halk, elinde çok fazla aracı olmayan bir halk... Çok iyi hatırlayacaksınız, Kıbrıs Türk Hava Yolları önünde sendikacıların ve muhalefettekilerin dövülmesi çok büyük bir bunalım yarattı halkın üzerinde. CTP de DP de TDP de tutukturlar, toplumda siyasete güvensizlik ortamı yaratıldığı için… Ortaya çıkıp da kendilerini gösteremiyorlar. Partilerini değiştirseler de, geçmişle ilgili özeleştiri yapsalar da yeni bir parti olsalar da yine ortaya çıkıp kendilerini gösteremiyorlar. Tüm bunlar UBP hükümetinin devam etmesine yarıyor. Bu gevezelikler bir kartopu gibi büyürken, bu iş UBP’ye yarıyor.  Biz bir liderlik arayışında değiliz. Biz siyasete alternatif olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Aksi halde hepimizin sonu büyük bir rakı şişesinin dibi gibi olacak.


C.M: Siz, UBP ile CTP’yi, DP’yi, TDP’yi kıyasladınız, bunu neden yaptınız?
U.G: Şuradan çıktı bu olay, ilk önce bir tespit yaptık; bizim salt sendikal olarak bu ülkede bir şeyler yaptırmamız mümkün değil. Bu gidişat DAÜ’yi sattıracak bir gidişattır! DAÜ’yü tamamen Kıbrıslı Türklerin kontrolünden çıkartacak bir süreçtir, bizim bize sahip çıkacak bir hükümete ihtiyaç vardır. Bunu sendikal işlerle başaramayacağız. Bizim yapmamız gereken siyasete karışmaktır. Çok popüler iştir herkesi aynı kefeye koymak… Evet, siyasetten nemalanan bir sürü isim olabilir. Ama önemli bir kısmı da bu işe idealleri için girmişlerdir. CTP’de DP’de, TDP’de var oklan bu insanlar idealleri için, memleketlerini sevdikleri için çok büyük bedeller ödemişlerdir, hatta ölmüşlerdir de… Eğer takdir etmesini de bilmezsek ve tümünü aynı kefeye koyarız, ülkede siyasete sadece rant peşinde koşanlar girecekler.




“Bu bir vicdani görevdir”

“Eğer doğruları söylemezsek, yol alamayız. CTP hükümeti ile kavga etmedik mi, bizden daha fazla kavga eden bulamazsınız. Ama CTP-DP hükümeti dönemine dair elimizde somut kazanımlar var, maaş artışı var, üye sayımızı 4 kez artırdık, sendikacılık yaptık diye hiçbir zaman zarar gelmedi bize. Toplu iş sözleşmesi kazanıldı, senato işlev kazandı, demokratik kurullar haline geldi.”

“Bir sendikacı olarak, bir birey olarak isteyebileceğimiz tek bir şey vardır, kriz şartlarında devlet ekonomisi şartlarında… 10 lira alan 5 kişi olmasın, 5 lira olan 10 kişi olsun.”

---------------

C.M: Eğer bu “kıyas” doğru yapılmazsa, ne olur, siyaset nasıl şekillenir?
U.G: Eğer biri çıkıp size sen UBP ile aynı değilsin, Kıbrıs Türk hava yollarını satanlarla, Belediyeyi batıranlarla, özelleştirmelerle bu toplumun değerlerini peşkeş çekenlerle aynı değilsin… İnsanların alım gücünü tümden yok edenlerle aynı değilsin demezse… Hiç kimse bir adım öteye gidemeyecek. Bu bir vicdani görevdir, bu ülkede yaşayan insanlar olarak bizim bunu söylememiz lazım.
Biz yaşadık bunu bizzat… CTP hükümeti ile kavga etmedik mi, bizden daha fazla kavga eden bulamazsınız. Ama CTP-DP hükümeti dönemine dair elimizde somut kazanımlar var, maaş artışı var, üye sayımızı 4 kez artırdık, bir kez bile sayınızı artırmayın demediler. Sendikacılık yaptık diye hiçbir zaman zarar gelmedi bize. Toplu iş sözleşmesi kazanıldı, Senato yönetiminde temsilcilikler kazanıldı.Senato işlev kazandı, demokratik kurullar haline geldi.  Farazi değil somut olarak bunları söylüyoruz.

C.M:  Bir de sürekli söylenen, siyaset kurumu da, sivil toplum da özeleştirisini yapmalı
U.G: Biz özeleştiriden hiç kaçmayız, bunu da ilan vererek yaptık. Bundan sonra da yapacağız. Ama esas amacımız geçmişi tartışmak değildir. Bence geçmişle ilgili en büyük sorun, karşılıklı oldu, diyalog eksikliği vardı. Başka sorunlar da oldu, beklentilerin fazla olması gibi… Hükümetteki partiler de bizler de çok hata yaptık, bunu tartışmaya kalkarsak aylar yıllar geçer.


“BU ÜLKENİN KAYNAKLARI SINIRLI”

C.M:  Şu noktayı netleştirmek gerekmiyor mu? Bu ülkenin kaynakları sınırsız değil, sınırlı bu kaynaklar ve doğrusu kendi üretimine göre bol değil. Bunu kabul edemedik! Türkiye’den gelen sınırsız kaynakları içselleştirdik ve o paydan almanın peşine düştük. Bu ülkenin kaynakları sınırlıdır ve bizim isteklerimizi karşılamada yetersiz kalabilir. Bunu nasıl hazmedeceğiz?
U.G:  Temel sorun da budur, başka hiçbir şeyi konuşmamıza gerek yok.  Bugün konuştuklarımızın tümü de bu söylediğiniz yanında anlamsızdır. Bir tek bunu konuşmamız gerekiyordu aslında ve biz de bu yönde bir açıklama yaptık. Sivil toplumla, örgütsüz bireylerle işbirliği yapan yeni hükümetin toplumsal önceliklerine önem vereceğiz ve destek vereceğiz ve anlayışla karşılayacağız. Toplumsal önceliklerimiz siyasi idaremizdir. Kurumlarımızın sürdürülebilmesidir.


C.M: Toplumsal öncelikler gerçekten bu mu?

U.G: Eğer öyle değilse biz o zaman hepimiz, siz de ben de on binlerce kişi de İnönü Meydanı’nda takiye yaptık demektir. Eğer biz bize besleme dendiğinde, on binlerce kişi hayır biz besleme değiliz ve sen de haddini bil, ben memleketimin efendisi olmak istiyorum diyorsak… Sonra da maaş artışı peşinde koşuyorsak, samimi olmayız. Ben bu toplumun çok önemli bir kısmının sahtekar olmadığını düşünüyorum. Tamam toplumun değerleri erozyona uğradı ama bu toplum siyasi iradesi için fedakarlık yapmaya hazırdır. Doğrudur insanlar zamanla paraya bağımlı yapıldı ama bu bağımlılıktan kurtulmamız lazım… Neden siyasiler tutukturlar  sorusuna bir cevap da buradadır. Açık ve net olarak söyleyelim; CTP, DP veya TDP hükümete gelme konusunda çılgınlar gibi istekli değillerdir. Çünkü biliyorlar ki hükümete geldikleri zaman  % 30 maaş artışı talebi ile karşı karşıya kalacaklardır. Kaynaklar buna elverişli değildir. O zaman yapmamız gereken kendi irademize sahip çıkacak bir proje etrafında buluşmamız gerekiyor. Bu hükümet hem maaş artışı yapmıyor hem de siyasi irademizi Türkiye’ye teslim ediyor. Kâbusun en kötüsü yaşanıyor. Siyasi partilerin bu konuda açık olması, bunu halka söylemesi lazım... Bir sendikacı olarak, bir birey olarak isteyebileceğimiz tek bir şey vardır, kriz şartlarında devlet ekonomisi şartlarında 10 lira alan 5 kişi olmasın, 5 lira olan 10 kişi olsun.

 




“UBP döneminde her zaman bu ülkeyi Türkiye yönetecektir”

<<… Entelektüelin bir siyasi sorumluluğu yoktur, ancak aydın insanın sorumluluğu vardır. Entelektüel çevre kirliliği tespiti yaparak uyumaya gider, aydın bu tespiti yapar ve kirliliği temizlemeye gider. Bu “en iyi ben anlarım görüşü” her yerde var ve en popüler işlerden bir tanesidir. Ülkemizde de bu geçici bir hastalıktır!..>>


<<… Kalabalık bir yerde, çarşıda “selam Başkan” diye bağırınız, birkaç kişi mutlaka döner bakar… Partilerde de böyledir, anlıyorum, hepimizde liderlik arzusu var ama bunu bir yerde sınırlayarak, iş de yapmak gerekiyor…>>

------------

C.M: Bu sistem çöktü mü? Ve biz gerçekten değişim istedik mi?

U.G: Değişimi samimiyetle istedik mi, istemedik mi bir yana, artık değişim geldi. UBP’nin kurduğu sistem çöktü. Bundan ötesi Akdeniz, yol yok. Mecburen değişmek zorundayız. Değişirken belki kendi irademize de sahip çıkarız. Belki kendi toprağımızın daha fazla söz sahibi oluruz.

 

C.M: Siz diyorsunuz ki UBP dışındaki partilerle bu mümkündür, bu biraz yeni siyasi oluşumların önünü kapatmıyor mu?

U.G: Çok siyasi parti kapanıp, kuruluyor tabii ki yenileri de mümkündür. Ama şahsen biz doğru olmadığını düşünüyoruz; bu şartlarda temsil edilecek tüm görüşlerin mevcut siyasi partilerle mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Kolay iştir yeni bir parti kurarak, işi götürmeye çalışmak ama daha zor olan bir siyasi partinin içerisine girip mücadele etmektir.

 

C.M: Öyle bir dönemdeyiz ki siyasi partilerden gelen insanlar ötekileştirilip, üzeri çiziliyor. Siyasi partilerden soyutlanarak söz söylemek, ustalık sayılıyor.

U.G: Bu noktada, aydınla entelektüel arasındaki farkı anlamamız gerekiyor… Entelektüelin bir siyasi sorumluluğu yoktur, ancak aydın insanın sorumluluğu vardır. Entelektüel çevre kirliliği tespiti yaparak uyumaya gider, aydın bu tespiti yapar ve kirliliği temizlemeye gider. Bu “en iyi ben anlarım görüşü” her yerde var ve en popüler işlerden bir tanesidir. Ülkemizde de bu geçici bir hastalıktır!

Biz diyoruz ki bir hükümete kadrolarımızla, hocalarımızla destek vereceğiz, sendika olarak destek vereceğiz. Ve çıkıp da doğru iş yapana, doğru iş yapıyor diyeceğiz.

C.M: Kapasiteli insanların siyasi partilere daha fazla katılmasının önünü açamıyoruz, bu da bir sorun.
U.G: Bizim zaten böyle bir amacımız var, teşvik ediyoruz insanları, ucundan tutunuz diyoruz. Partilerin de bunu yapması lazım, örneğin TDP’nin de bu konuda çağrıları var, esnek de bir yapıları var. CTP’nin görülmemiş bir şekilde “Birleşik Güçler” konsepti ile partisinden olmayan insanları da siyasete kattığı projesi var. Partilerin kadrolarını daha da genişletmesi, katkı koyacak insanların da gidip, katılması gerekiyor. Sonuçta alternatifimiz bu siyasi partilerdir. Her zaman söylüyorum eğer devrim bekliyorsak. Bildiğim kadarı ile Fransa’da oldu, Küba’da oldu, Rusya’da oldu… Milyonlarca cesetler geride kaldı… O yüzden devrim denilen olay güzel bir hayaldir. Devrim küçük adımlarla yapılır…

C.M: Bir de “rejim” tartışmaları var tabii…
U.G: Tamam, bu düzen değişmeli, sürdürülebilir bir rejim değildir. Bunu anlıyoruz ve bunun için de mücadele ediyoruz ama iyi bir bakanımız iyi bir başbakanımız neden olmasın. Niye daha iyi yönetilmeyelim.


“BU ÜLKEYİZ SEÇTİKLERİMİZ Mİ YÖNETİYOR?”


C.M: Toplumun önemli bir çoğunluğu da şu görüşte ki, bu ülkeyi seçtiklerimiz yönetmiyor, Türkiye yönetiyor.
U. G:
Ülkeyi seçtiklerimiz arkalarında durduğumuz ve arkalarında durmak istediğimiz kadar yönetecekler. UBP döneminde her zaman bu ülkeyi Türkiye yönetecektir. Diğer partilerin yönetiminde ülkeyi kendimizin yönetme şansımız, her zaman vardır. Bu partilerin böyle bir kaygısı vardır, bunu inkar etmek bu topluma büyük bir haksızlıktır. CTP 1970 yılında kurulmuştur, TDP’nin esas unsurlarından birisi TKP 76’da kurulmuştur, bu partilerin esas amaçları budur, kendi kendimizi yönetmek ve düzgün yönetmektir. Bu insanlar bu uğurda bedeller ödediler. Aynı samimiyeti ben Serdar Denktaş’ta da görüyorum. Tamamen bağımsız bir toplum yaratmalarını da beklemek abestir. Türkiye Cumhuriyetine baktığımız zaman da tamamen bağımsız bir ülke olduğunu söylememiz çok zordur. Dünyada bağımsız olabilecek kapasitesi olabilecek iki ülke vardır. ABD ve Rusya…  Onun dışındaki ülkeler her zaman etkileşim içerisinde olacaklardır.

VE SOSYAL MEDYA

C.M: Yaşamın bir bölümü de artık sosyal medyada. Siyaset de oraya mı kayıyor, facebook, twitter gibi ortamlara mı? Yani kimi gruplar eleştiri üzerine yoğunlaşıyor, kimi sizin deyiminizle “entel gevezelik”… Mesela sevgili Tufan Erhürman’ın ANAYASA grubu gibi, üretim odaklı işler de var, satır satır ve tartışarak yeni anayasayı yazıyorlar.
U.G:
Çok olumlu buluyorum sosyal medyadaki tartışmaları. Siyasi partiler sosyal medyayı kullanmak anlamında çok fazla yetersiz kaldı. Ancak, sosyal medyadaki kimi gruplar da, yaşama bir değer katmak anlamında başarısız. İkiye ayrılıyor… Bir gerçekten sanal olanlar, bir de sanal dünyada olup gerçek insanlar…  Tabii şunu da unutmamak gerekiyor. Kimi insanların lider olma egosu vardır, bu siyasi partiler içinde de mevcut, kimi gruplarda da… Aslında, 19 yaşındaki gençten evdeki anneye kadar herkesin bir hükmetme, başkanlık merağı vardır. Bu nedenledir ki kalabalık bir yerde, çarşıda “selam Başkan” diye bağırınız, birkaç kişi mutlaka döner bakar… Partilerde de böyledir, anlıyorum, hepimizde liderlik arzusu var ama bunu bir yerde sınırlayarak, iş de yapmak gerekiyor.

 

C.M: Çok teşekkür ediyorum, keyifli bir sohbet oldu, başarılar diliyorum.
U.G:
Ben de teşekkür ederim…


 


[ Fotoğraflar: Didem MENTEŞ ]

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 978 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler