1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yeni Sistem Önerisi
Yeni Sistem Önerisi

Yeni Sistem Önerisi

Tufan Erhürman: Evet sistem değişmeli. Status quo yıkılmalı. Kıbrıs sorunu çözülmese de bu mutlaka yapılmalı.

A+A-

 

 

Tufan Erhürman

tufaner@yahoo.com

 

 

Evet sistem değişmeli. Status quo yıkılmalı. Kıbrıs sorunu çözülmese de bu mutlaka yapılmalı. Elbette bu müzmin sorun çözülmeden hakiki bir değişimin gerçekleştirilmesi son derece güç ama yine de denenmeli ve kısmi de olsa bir şeylerin iyileştirilmesi için çaba sarf edilmeli. Ancak değişeceğim diye daha da kötü bir duruma düşmemek için üç kez düşünüp bir kez konuşmalı.

Kimilerine göre status quo anlamına gelen sistem, Anayasa’daki hükümet sistemi, yani parlamenter sistemdir (ya da yarı-başkanlık sistemidir). Dolayısıyla sistem değiştirilecekse, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçmek gerekir. Başkaları, sistemden ekonomik düzeni anlarlar. Sanki Kıbrıs’ın kuzeyinde sosyalizm ya da devletçilik uygulanıyormuş gibi, liberalizme geçmenin, bunun için de elde kalan üç beş stratejik kuruluşu da özelleştirerek yabancı özel tekellere devretmenin sistem değişikliği anlamına geleceğini düşünürler. Benim de katıldığım üçüncü grupta ise, Kıbrıs’ın kuzeyindeki sistemin (status quo’nun) şahikasının vesayet olduğunu düşünenler vardır. Bize göre Kıbrıslı Türklerin kendileriyle ilgili kararları verememesi sistemin temelidir. O değişmedikçe, geriye kalan kısımlardaki değişiklikler beklenen faydayı sağlayamayacaktır. Ama bu gruptakiler, aynı zamanda, Kıbrıs sorunu çözülmeksizin vesayetin tam anlamıyla ortadan kaldırılmasının mümkün olmayacağının da bilincindedirler.

O hâlde Kıbrıs sorunu çözülmeden nasıl mümkün olacaktır sistemi en azından iyileştirmek? Kendi adıma son zamanlarda bunun yalnız ve ancak kamu hukuku alanında gerçekleştirilecek ve idareden hesap sormayı sağlayacak bir dönüşümle mümkün olabileceğini düşünüyorum. Belki hukukçu olmaktan kaynaklanıyordur böyle düşünmem. Belki de mesleki deformasyonun sonucudur. Bilmiyorum ama kendimce gerekçelerim var. Bu yazıda bu gerekçeleri paylaşmak istiyorum.

Locke, Rousseau, Montesquieu gibi düşünürlerce geliştirilen kuvvetler ayrımı kuramının parlamenter sistemde de, başkanlık sisteminde de, bu düşünürlerin öngördükleri gibi uygulanmadığı biliniyor bugün. Hangi hükümet sistemine sahip olursanız olun, siyasi parti liderleri veya oligarşileri yasama ile yürütme arasındaki ayrılığı ortadan kaldırmayı becerebiliyorlar. Dolayısıyla yasama organının yürütmeyi denetlemesi imkânsız değilse bile son derece güç. Bu şartlar altında, yolsuzlukların, insan hakları ihlallerinin ve hukuka aykırı işlemlerin büyük çoğunluğunun kaynağı olan yürütmeyi ve onun bir uzantısı olan idareyi hakkıyla denetleyebilecek tek organ yargı.

İdari yargı sayesinde yurttaşlar, idarenin işlem ve ihmallerine karşı dava açacaklar, böylece idarenin denetlenmesi sürecine katılacaklar, açtıkları davalar sonucunda elde ettikleri kararlarla hem uğradıkları haksızlıkları ortadan kaldıracak, hem de idarenin hukukun sınırları içerisinde kalmasını sağlayacaklardır. Ancak yargının bu görevini yerine getirmesinin de bizim sistemimiz içerisinde kolay kolay gerçekleşmeyen koşulları var. Aşağıda kısaca, mümkün olduğunca anlaşılır şekilde, bu koşullardan ve bizim sistemimiz içerisinde bunların yerine getirilip getirilmediğinden söz etmek istiyorum.

 

1. Yurttaşların İdareye Karşı Dava Açmasının Önündeki Engeller Kaldırılmalıdır

Bugün gerek Kara Avrupası, gerekse Anglo-sakson hukuk sisteminde mahkemeler yurttaşların idareye karşı dava açma haklarını sınırlayan engelleri mümkün olduğunca ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Bu yolda atılan en önemli adım, başta çevre davaları olmak üzere, kamu yararını yakından ilgilendiren konularda gittikçe hemen hemen her yurttaşın dava açmasına olanak tanıyan içtihatların oluşmaya başlamasıdır. Yani siz bir ülkenin yurttaşıysanız, çevrenin kirletilmesine yol açacak bir idari işleme karşı açtığınız davanın, mahkeme tarafından, dava açma hakkınız yok ya da o işlemden doğrudan doğruya zarar görmediniz diye reddedilmesi söz konusu değildir.

Oysa ülkemizde mahkemelerimiz, yurttaşların idareye karşı dava açma haklarını son derece dar yorumlamaya devam etmektedirler. Kanımca bu sorun mahkemelerimizin içtihatlarıyla aşılabilecek niteliktedir. Ancak mahkemeler bu konuda şu andaki eğilimlerini sürdüreceklerse, Anayasa’yı değiştirmeyi düşünmek gerekir.

 

2. Yargı Şekilcilikten Arındırılmalıdır

İdari yargı (idareye karşı açılan davalara bakan yargı kolu), özel hukuk yargısından (kişilerin birbirlerine karşı açtıkları davalara bakan yargı kolu) farklı olarak, yalnızca önündeki uyuşmazlıkları çözen bir mahkeme değildir. İdari yargının esas amacı, hukuka aykırı işlem ve ihmalleri ortadan kaldırmak suretiyle hukuk devleti ilkesini hayata geçirmektir. O nedenle, mahkemelerin, idareyi denetlerken şekilci davranmaması, dava dilekçelerindeki ya da duruşmadaki ufak tefek hatalardan dolayı idareye karşı açılan davalarda hukuka aykırı idari işlem ve ihmalleri ortadan kaldırmaktan kaçınmaması gerekir.

 

3. Yargı İdareye Karşı Açılan Davada İspat Külfetini Yurttaşın Omuzlarına Yüklememelidir

 Yukarıda da söylendiği gibi, yurttaşların idareye karşı açtıkları davalarla başka yurttaşlara karşı açtıkları davaları birbirine karıştırmamak gerekir. İki eşit yurttaş arasındaki bir davada hâkim hakem gibi tarafsız kalabilir. Oysa idari yargıdaki hâkim, hukuk devletinin tarafındadır. Davacı yurttaş, işlemin ya da ihmalin hukuka aykırı olduğunu kanıtlamakta güçlük çekse bile, hâkim, işlemin ya da ihmalin hukuka aykırı olduğunu görürse onu ortadan kaldırmaktan çekinmemelidir. Ayrıca idari yargıda savcı da idarenin avukatlığına soyunan bir idare görevlisi değil, hukuk devletinin gerçekleştirilmesine katkı koyan bir devlet görevlisi konumunda olmalıdır. Savcının amacı, hukuka aykırı idari işlem ya da ihmal yapan idareyi ne pahasına olursa olsun korumak değil, hukuk devletinin gerçekleşmesi için hukukun sözcülüğünü yapmaktır. Savcıların bu konumunu açık bir biçimde tespit edebilmek için gerekirse mevzuatı değiştirmekten kaçınmamak gerekir.

 

4. Davalar Makul Sürede Sonuçlandırılmalıdır

Yurttaşların idareye karşı yargı yoluna başvurmaktan kaçınmalarının sebeplerinden biri de davaların makul sürede sonlandırılmamasıdır. Oysa geç gelen adaletin adalet olmadığı herkesin bildiği bir şeydir. Ayrıca davaları makul sürede sonlandırmak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de gereğidir.

Birçok ülkede bu amaçla yeni düzenlemeler yapılmakta, gerekirse yeni mahkemeler kurulmakta, yargıç sayısı artırılmaktadır. Ülkemizde Yüksek İdare Mahkemesi (YİM) önündeki davaların kısa sürede sonlandırılamamasının en önemli sebeplerinden biri, idareye karşı açılan tüm davalara bu mahkemenin bakmasıdır. Bu sorunun giderilmesi için her kazada bir idare mahkemesi kurulmasının zamanı gelmiştir. YİM’i dosya yükünden kurtarmanın ve dolayısıyla yargılamayı hızlandırmanın başka yolu yoktur.

 

5. İdare Mahkeme Kararlarına Uymaya Zorlanmalıdır

Yurttaşların idareye karşı dava açmaktan kaçınmalarının bir diğer sebebi, açtıkları davayı kazansalar dahi, idarenin kararların gereklerini yerine getirmemesidir. Birçok ülkede bu sorunu aşmak için yeni düzenlemelere gidilmiştir. Kanımca ülkemizde mahkemelerin idareyi kararların gereklerini yerine getirmeye zorlamakta kullanabilecekleri hukuki araçlar mevcuttur. Ancak bunlar yeterince kullanılmadığına ve idare mahkeme kararlarının gereklerini yerine getirmemeye devam ettiğine göre, mevzuatta değişiklik yaparak, bu araçları daha açık ve daha güçlü hâle getirmek düşünülebilir. Kamu görevlileri mahkeme kararlarının gereklerini yerine getirmemeleri hâlinde, yurttaşların zararlarını karşılamak zorunda kalacaklarını, hatta hapse girebileceklerini bilmelidirler.

 

6. Polis ve Savcılık Kamu Görevlilerinin Denetlenmesinde Daha Aktif Hâle Gelmelidir

Bir kamu görevlisinin yolsuzluk yaptığının ve suç işlediğinin öğrenilmesi durumunda polis ve savcılık harekete geçmekten çekinmemeli, harekete geçmek istediklerinde kendilerine ayak bağı olan bir mevzuatla karşılaşmamalıdırlar. Bu konuda özellikle savcılığın yetkilerinin gözden geçirilmesi ve kamu görevlilerinin işledikleri suçlarla mücadelenin idarenin bir parçası olan polisin inisiyatifine bırakılmaması gerekir.

 

7. İdarenin Yargı Dışı Denetim Yolları Aktif Hâle Getirilmelidir

Birçok ülkede yolsuzlukla ve insan hakları ihlalleri ile mücadelede aktif görev yapan ombudsman kurumu ülkemizde kurulmuş olmasına karşın, diğer ülkelerdeki ombudsmanlarla kıyaslanamayacak ölçüde etkisizdir. Bu kurumu etkili hâle getirmek, hem yargının iş yükünü azaltacak hem de yurttaşlara idarenin denetimine katılmakta kullanabilecekleri, parasız, hızlı, şekilci olmayan bir mekanizma sunacaktır. Ombudsmanı etkili hâle getirebilmek için özellikle seçilme usulü üzerinde yeniden düşünmek, yasada dairenin olanaklarını artıracak düzenlemeler yapmak gerekmektedir.

 

Sonuç

Bu konuda elbette daha çok şey söylenebilir. Ama sanırım bir gazete yazısı için bu kadarı yeterlidir. Kamu kuruluşlarının birçoğunun batmasının ya da çeşitli sıkıntılar çekmesinin sebebi bu kuruluşları yönetenlerden hesap sorulamamasıdır. İnsan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, yaşlı hakları, engelli hakları gibi konulardaki ihlaller de hemen her zaman hukuka aykırı işlem ve ihmallerle ilgilidir. Bu kuruluşları yönetenlerden hesap sorulamadı diye, bütün kamu hizmetlerini kendilerinden hiçbir biçimde hesap soramayacağımız yabancı özel tekellere devretmeye ve sistemi bu şekilde değiştirmeye kalkışmak, sorunun kavranamadığının en açık göstergesidir.

Başta söylediğim gibi, ülkedeki sorunların birçoğunun tamamen ortadan kalkabilmesinin ancak Kıbrıs sorununun çözülmesiyle mümkün olabileceğini düşünenlerdenim. Ancak bu sorun çözülmeden hiçbir şey yapamayız diyenlerden değilim. Kıbrıs sorunu çözülmeden önce de sistemin değiştirebileceğimiz çok yanı olduğu kanaatindeyim. Ama bu değişiklikleri başkanlık sistemi ya da bütün kamu hizmetlerini özel tekellere devretmek gibi nedense birileri tarafından öngörülmeyen yeni ve katmerli sorunlara gebe dönüşümlerle gerçekleştirmeye kalkışmak akıl işi gibi gelmiyor bana. Eğer niyet varsa, bugün bütün dünyada gittikçe daha fazla kullanılan idareden hesap sorma mekanizmalarına ve özellikle de yargıya odaklanmak gerekir. Niyet, gerçekten sistemi değiştirmekse tabii!         

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 883 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler