1. HABERLER

  2. DERGİLER

  3. “Yeni Orta Sınıf” ve Haset
“Yeni Orta Sınıf” ve Haset

“Yeni Orta Sınıf” ve Haset

“Yeni Orta Sınıf” ve Haset

A+A-

 

Tufan Erhürman
tufaner@yahoo.com

Günümüzde Marksist teorisyenlerin önemli bir kısmı, maaşlı çalışmalarına karşın “işçi sınıfı”na dahil olmayan yeni bir “sınıf”ın ortaya çıkmaya başladığını kabul ederler. Bu sınıfa kimileri “yeni orta sınıf”, kimileri de “yeni küçük burjuvazi” adını verir (Val Burris, “Class Structure and Political Ideology”, Critical Sociology, Vol. 25, No. 2/3 , 1999, s. 308).

Ben de uzun bir süreden beri Kıbrıslı Türklerin önemli ve çoğu zaman belirleyici çoğunluğunun işçi ya da burjuva sınıfına değil, bu yeni orta sınıfa (ya da yeni küçük burjuvaziye) mensup olduğu kanaatini dile getiriyorum. Bu arada, okudukça ve konu üzerinde düşündükçe bu kanaatimin daha da güçlenmeye başladığını söylemeliyim.
Eğer bu düşüncemde haklıysam, Kıbrıslı Türklerin acayip ve kötücül hallerini açıklamak için kullanabileceğimiz önemli anahtarlardan birinin de “yeni orta sınıf” kavramı olduğunu iddia etmek yanlış olmaz sanırım.

Daha önce de bir dizi yazıyla (Kıbrıslı Türklerin Halleri, Lefkoşa, Işık Kitabevi Yayınları, 2011, s. 121-149) hallerini anlatmaya çalıştığım bu “sınıf”ın Kozanoğlu’na göre en önemli özelliklerinden biri gerginliğidir (Can Kozanoğlu, Yeni Şehir Notları, İstanbul, İletişim Yayınları, 2001, s. 55). Bu sınıfın mensuplarının özlemleri üste (burjuva sınıfının konumuna), korkuları alta (işçi sınıfının durumuna) ilişkindir. Tam da bu sebepledir ki onların gerginliği, çıkacak başka bir yeri olmayan burjuvazininkinden de, daha aşağıya inmesi mümkün olmayan işçi sınıfınınkinden de farklıdır. Küçük burjuva (ya da yeni orta sınıf mensubu) sürekli olarak teyakkuzdadır. Gösterebileceği bir başarıyla diğer sınıftaşlarını geride bırakıp yukarıya çıkması da, küçücük bir ayak sürçmesiyle geriye düşüp alt sınıfın içerisine karışması da mümkündür. Bu durum onu diğer sınıftaşlarıyla amansız ve bitmek bilmeyen bir yarışa sokar. Bu yarış, Kozanoğlu’nun deyişiyle çoğu zaman eşit koşullardadır. Zaferler de yenilgiler de az farkla yaşanır. Farkın her halde az olacağı bilinci gerginliği artırır, yarışanları hırslandırır (Kozanoğlu, s. 56).

Günlük yaşam içinde bu yarış, elde etme, sahip olma biçiminde kendini gösterir. Daha iyi/daha yüksek gelirli bir işe, daha güzel/iyi bir arabaya, cep telefonuna, eve sahip olmak, daha güzel/daha konforlu tatiller yapmak, daha iyi/daha lüks yerlerde yiyip içmek, çocuklarını daha iyi okullarda okutmak ve daha iyi yetiştirmek için uğraşır durur küçük burjuvalar. Yukarıdaki cümlede kullanılan sıfatların çoğunluğu ister istemez “pahalı” sıfatının farklı biçimleridir. Daha iyi, daha güzel, daha konforlu olan aslında daha pahalı olandır. “Daha” sözcüğü ise kişinin eşiti kabul ettiği sınıftaşıyla yaptığı mukayeseyi yansıtır. İşte bu sebepledir ki yarışın bitmesi asla mümkün değildir. Çünkü kapitalizmin yaratıcılığının ve reklamcılık alanındaki becerilerinin ulaştığı aşamada “daha”nın sonu yoktur.

Bununla birlikte hırs illa ki öfkeyi yaratmaz. Muhteris yarışçının ihtirasının yanına öfkeyi ekleyecek olan, aşağıdan ya da geriden gelip de kendisini sollayandır. Kendisinden üstte olana yönelik histen farklıdır bu kişiye yönelik hisler. Yarışa kendisinden yukarıda ya da önde başlayanın yarışı yine önde sürdürüyor olması küçük burjuvayı öfkelendirmez. Olsa olsa Kozanoğlu’nun deyişiyle edepli bir kıskançlıktır ona yönelik hissi (Kozanoğlu, s. 58) . Onu kıskanır, onun gibi olmak ister ama ona öfkelenmez. Öfkesini kabartan, aşağıdan ya da arkadan gelen, eşiti ya da astı olarak gördüğünün başarısıdır. Öfke, konuyla ilgili daha önceki yazılarda anlatılmaya çalışıldığı gibi, tek başına hasede ya da Scheler’in sözünü ettiği ressentiment’a (“hınç”a) dönüşmez. Önce daha bir hırslandırır yarışçıyı. Bu hırs ruhu, aklı ve bedeni yordukça yorar. Günlük yaşamda, yarışanı kumara, akıl dışı (örneğin asla ödeyemeyeceği kadar borçlanmaya), hukuk ve ahlak dışı yollara, hatta çalmaya çırpmaya itebilir. Yine de hala öfke hasede veya hınca dönüşmemiştir.

Çünkü bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için Scheler’in dediği gibi iki unsur daha gereklidir (Max Scheler, Hınç, çev. Abdullah Yılmaz, İstanbul, Kanat Yayınları, 2004, s. 13). Birinci unsur olan iktidarsızlık, yarışçının ne yaparsa yapsın aşağıdan ya da arkadan gelip de kendisini geçeni yakalayamayacağını fark ettiği anda zuhur eder. Öne geçtiği için kendisine öfke duyulan eski eşiti ya da astı yakalamak artık mümkün değildir. Muhteris yarışçı bu durumda bunun sebebini araştırmaya koyulur. Onun daha fazla çalıştığını ya da önde bulunmayı başka herhangi bir olumlu sebeple hak ettiğini kabullenmek elbette kolay değildir. Daha kolay kabullenilebilecek bir sebep aranır ve öne geçenin geçerken ayağa çelme taktığı veya gayrinizami bir harekette bulunduğu düşünülmeye başlanır. Dahası, içinde yaşanılan ortam adaletin sükût ettiği bir ortamsa, böyle düşünmenin pek çok meşru dayanağı da vardır. Bu şartlarda öne geçen eski eşit ya da ast yalnızca bizi geçen değil, aynı zamanda bizim öne geçemiyor oluşumuzun sebebidir. Bu durum önce ona yönelik öfkeyi nefrete dönüştürür, ardından da Scheler’in “nedensel yanılsama” dediği (Scheler, s. 13) şeyi, yani öne geçeni bizim geride kalmamızın sebebi olarak görmeyi gündeme getirir. İşte bu unsur da eklenince, haset artık tamamına ermiş olur.

Bu mantıksal dizge içinde düşünüldüğü zaman, orta sınıfın bu kadar kalabalık ve belirleyici olduğu bir toplumda hasedin de bu kadar yaygın olmasına elbette şaşmamak gerekir. Eşitlerden oluştuğu varsayılan, her bir bireyinin, ihtirasla, gün yirmi dört saat birbirini geçmek için, durmak bilmeden, kan ter içinde yarıştığı, sürekli olarak daha yukarıya veya öne geçmeyi arzuladığı, bu yetmezmiş gibi her an aşağıya veya geriye düşme korkusu ve endişesiyle helak olduğu son derece gergin bir sınıf bir toplumun en kalabalık ve belirleyici sınıfıysa, haset de yaygınlaşmaya uygun bir zemin bulacaktır tabii. Bu şartlarda yapılabilecek tek şey, yaşanan yarışın daha adil bir ortamda gerçekleşebilmesinin koşullarını yaratmaktır. Yarışın adil olduğu ve öne geçenin bunu hak ettiği için başardığı bilgi ve bilinci gerilimi biraz azaltabilir. Ama unutulmamalıdır ki yeni orta sınıfa ilişkin bu tahlil Kıbrıslı Türklerde her gün biraz daha yaygınlaşan hasedin anlaşılması için kullanılabilecek anahtarlardan sadece biridir. Toplumsal olgu ve olayları ve toplumun psikolojisini yalnızca bir etkenle açıklamaya çalışmak rahatlatıcı olsa da, gerçeği bütün yönleriyle açığa çıkarmaktan aciz bir kolaycılıktır. O nedenle, bıkmadan usanmadan başka açıklayıcı anahtarları da araştırmaya devam etmek gerekir.

 

Bu haber toplam 548 defa okunmuştur
Gaile 284. Sayısı

Gaile 284. Sayısı

Önceki ve Sonraki Haberler