1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yeni ‘Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu’ Olamaz Mı?
Yeni ‘Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu’ Olamaz Mı?

Yeni ‘Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu’ Olamaz Mı?

Geçen hafta yazdığım ve “Büyük Çözüm Koalisyonu” kurulmasını önerdiğim ‘ütopik’ yazımı bu hafta da sürdürerek aynı ‘ütopik’ mantık çizgisini izleyerek benzer ‘ütopik’ önerilerde bulunmaya devam edeceğim. K

A+A-

 

Geçen hafta yazdığım ve “Büyük Çözüm Koalisyonu” kurulmasını önerdiğim ‘ütopik’ yazımı bu hafta da sürdürerek aynı ‘ütopik’ mantık çizgisini izleyerek benzer ‘ütopik’ önerilerde bulunmaya devam edeceğim.

Kıbrıs Türk toplumu büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Fakat bu sorunlar başka toplumlarda görülen büyük ve karmaşık sorunlardan oldukça farklıdır. Her şeyden önce Kıbrıs Türk toplumunun sorunları konjonktürel değil, yapısaldır. ‘Yapısal’ derken ‘çarpık yapılardan’ söz etmiyorum. Sorunların uzun zaman dilimine yayılmış yani tarihsel olduğunu ve statüsüzlükten kaynaklandığını ifade etmek istiyorum. Bu tarihsel sorunlar günümüze çeşitli olgular biçiminde yansımaktadır: ‘Ateşkes Hattının’ kuzey yakasında yaşayan Kıbrıslı Türkler siyasi statüden yoksundurlar. Devletleri tanınmıyor. Uluslararası Topluluğun de-jure üyesi olmadıkları gibi, Tayvan gibi de-facto bir aktör olacak güçte de değillerdir. Bir ülkenin uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmış azınlığı olmak gibi bir konumları yoktur. Kendilerine ait bir toprak parçası üstünde yaşamıyorlar. Yaşadıkları toprakların tapusunu ellerinde tutanların yasal talepleriyle karşı karşıyadırlar. Dış dünya ile siyasi bağlantıları olmadığı gibi, doğrudan ticaret yapma imkanlarından da yoksundurlar. İçeride ise hatırı sayılır bir ekonomiden ve üretimden söz etmemiz mümkün değildir. Uluslararası Topluluk tarafından görünmüyorlar. Göründükleri zaman da Türkiye’nin “alt yönetim birimi” olarak tanımlanıyorlar. Dışarıda egemenlik icra etmeleri söz konusu olmadığı gibi, içeride Türkiye’nin “alt yönetim birimi” olarak ne kadar egemenlik icra ettikleri tartışmaya açıktır.

Evet, Kıbrıs Türk toplumunun sorunları tarihseldir. Bu sorunların kökleri yakın Kıbrıs tarihine uzanmaktadır. Kıbrıs Türk toplumu tarihin seyri içinde her ulusal toplumun yaptığı, yapmaya çalıştığı veya yapmakta olduğu hiç bir şeyi henüz başarmış değildir. Ne Kıbrıslı Rumlarla ortak bir devlet kurabildi, ne ayrı ve meşru bir devlete sahip oldu, ne Türkiye’ye iltihak edebildi, ne azınlık hakları uğruna mücadele eden bir toplum olması söz konusudur, ne kimlik hareketiyle tanınma arayan bir toplum görüntüsü çiziyor. Bu saydığım seçenekleri kavramasallaştırarak söyleyecek olursak, Kıbrıs Türk toplumu ayrı egemenlik icra eden bir toplum olmadığı gibi, başkalarıyla egemenliği paylaştığı bir konumda da değildir. Self determinasyon hakkı talep edebilecek ayrı bir halk konumunda olmadığı gibi, bu hakkı hayata geçirecek meşru koşullardan ve güçten yoksundur. Azınlık olmayı istemediği ne kadar doğruysa, azınlığı olabileceği bir devletin olmadığı da o kadar doğrudur. Hiç bir konuma tekabül etmeyen ‘Soydaşlık’ söylemine hapsedildiği için doğru dürüst bir kimlik hareketi de geliştiremiyor.

Böyle bir duruma sürüklenmiş bir toplumun başka toplumlarda olduğu gibi, ‘hükümetleri değiştirerek’, ‘temiz siyasete’ sarılarak ve yapısal reformlarla kurumları yeniden tanzim ederek sorunlarına çözüm bulması mümkün görünmüyor. Bu tabloyu uzaylı birinin önüne koyarsak eminim durumun vahametini anlayacak ve siyaseti ‘gerçekçilik’ adına seçme ve seçilmenin dar alanına hapsedenlerden daha gerçekçi değerlendirmeler yapacaktır. Siyaseti seçimden seçime koşmak olarak anlamanın muktedir özne olamamayı sinik bir tavırla “kader” ilan etmek anlamına geldiğini fark edecektir.

Uzun lafın kısası, Kıbrıs Türk toplumunun koşulları iradi bir toplum olmasını ve iradesini belli bir hedefe yoğunlaştırmasını gerekli kılmaktadır. Nasıl ki günümüzün statüsüzlük sorununa benzer sorunların yaşandığı tarihin başka bir aşamasında Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu’nu (KTKF) kurarak Enosise karşı mücadele verilmişse, bugün de benzer örgütlenmelerle yol alınmalıdır. KTKF 1950’li yılların sonunda adanın bölünmesi ve Taksime ulaşılmak için mücadele etmeye yönelmişti. Çünkü Kıbrıslı Türkler o dönemde en büyük sorun olarak Enosisi, en iyi çözüm olarak da Taksimi görüyorlardı. KTFK siyasi partileri veya kurumları ortadan kaldıran bir örgütlenme biçimi değildi. Tüzel kişiliklerini koruyan kurumları bir çatı altında toplayarak bir hedef uğruna birlikte mücadele vermelerini sağlıyordu.

Bugün kaygan bir zeminde ve gayrimeşru yapılarda yaşayan ve tanınmış ve tanımlanmış bir statüden yoksun olarak belirsiz bir geleceğe koşan Kıbrıs Türk toplumunun kendi kaderini kendi ellerine alması bir zorunluluktur. İşte, tam da bu yüzden yeni bir ‘KTKF’ye ihtiyaç vardır. Bu çatı örgütü elbette Enosise karşı ve Taksim için mücadele eden KTKF’den farklı olacaktır. Kıbrıslı Türklerin bugün sorunu Enosis olmadığı gibi, çözüm de Taksim’de değildir. Yeni ‘KTKF’ Kıbrıs’ta federal bir devlet kurulması için mücadele edecek bütün kurumları “Büyük Çözüm Koalisyonu” çatısı altında veya “Kıbrıs Türk Federalist Kurumlar Federasyonu” çatısı altında bir araya getirerek ortak mücadele vermelerini sağlayacaktır. Federal Kıbrıs Devleti’nin kurucu unsurlarından biri olma imkanına sahip olan Kıbrıs Türk toplumunun bu statü yükselmesini hayata geçirmek için çözümün taşıyıcı öznesi olması şarttır. Çözüm inisiyatifini kendi ellerine alan iradi bir toplum olmadan ve bunu örgütlü bir mücadeleyle taçlandırmadan günümüzün istikametsiz sürüklenişini değiştirmek mümkün değildir.

Federal Kıbrıs Devleti fikrine karşı çıkanlar isterlerse “Türkiye’ye İltihak Cephesi” veya “KKTC’ci Kurumlar Federasyonu” kurarak dünya kamuoyunun karşısına çıkabilirler. “Ütopik Federalistlerle” kendi tezlerini yarıştırabilirler. BM’de, AB’de, ABD’de, kısacası dünya kamuoyunda kendi tezlerine destek arayabilirler. Bakalım, hangisi daha gerçekçi, hangisi daha ütopik…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1168 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler