1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yeni Bir Dünya Yaratacak Yeni Dili Tecrübeli Siyasetçilerle Bulmak Mümkün mü?
Yeni Bir Dünya Yaratacak Yeni Dili Tecrübeli Siyasetçilerle Bulmak Mümkün mü?

Yeni Bir Dünya Yaratacak Yeni Dili Tecrübeli Siyasetçilerle Bulmak Mümkün mü?

Tufan Erhürman: Bachmann’ın çok sevdiğim, “yeni bir dil olmadan yeni bir dünya yaratılamaz” sözünü daha önce birkaç yazımda kullandım. Kıbrıs’ta, farkında olarak ya da olmayarak ezberlediğimiz siyasi dilin (ki yalnızca esası değil,

A+A-

 

 

Tufan Erhürman

tufaner@yahoo.com

 

Bachmann’ın çok sevdiğim, “yeni bir dil olmadan yeni bir dünya yaratılamaz” sözünü daha önce birkaç yazımda kullandım. Kıbrıs’ta, farkında olarak ya da olmayarak ezberlediğimiz siyasi dilin (ki yalnızca esası değil, usulü de içerir) bizi bu noktadan sonra bir yere taşımayacağında herkes hemfikirdir sanırım. O hâlde yeni dili arayıp bulacak (geliştirecek) siyasetçilere ihtiyaç duyduğumuz konusunda da kimsenin kuşkusu olmasa gerektir.

Bu mantıki sonuca ulaştıktan sonra, sorulması gereken bu yazının başlığında yer alan sorudur bence.

“Tecrübe”, ilginç bir şekilde, kendiliğinden olumlu bir kavram olarak ele alınır günlük kullanımda. Oysa insan yaşamında, insanın sonraki hayatını olumsuz yönde etkileyen, hatta onu hastalandıran, vermesi gereken tepkileri vermesini engelleyen, vermeyeceği tepkileri vermesine yol açan yaşanmışlıklar (tecrübeler) da vardır. Dolayısıyla tecrübe, kendiliğinden olumlu bir şey değildir; tecrübe edilenin ne olduğuna bağlı olarak, olumlu ya da olumsuz olabilir.

 

Eski Siyasetçilerin Tecrübeleri

Bu saptamaları yaptıktan sonra, siyaset arenasında var olmaya devam eden siyasetçilerin tecrübelerinin onların bugün aranan yeni dili bulmalarına yardımcı mı yoksa engel mi olduğunu sorgulamaya gelir sıra.

İster sağda, ister solda olsun, bugün kendi partilerinde lider ya da lider adayı konumunda bulunan siyasetçilerin çoğu, soğuk savaş döneminde yetişen kişilerdir. Bu iki kutuplu dönemin birinci özelliği, derin devlet uygulamalarının yaygınlığıdır. O dönemde siyasete soyunan insanların öğrendikleri ilk şey, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığıdır. İktidar hükümetin elinde değildir. Kararlar, karar verdiği sanılan kişilerce verilmemektedir. Demokrasi yalnızca görünürde vardır. Milli çizgiden uzaklaşan herkes ölüm dahil türlü tehditler altındadır. Ve siyaset yalnız ve ancak sırtınızı sizden daha güçlü birilerine dayamak suretiyle icra edilebilir. Herhâlde ayrıca söylemeye gerek yoktur ki bu dönemdeki yaşanmışlıklar bir insanın yeni bir dili üretmesini kolaylaştıran tecrübeler değildir. Özellikle solda siyaset üretiyorsanız, sırtınızı SSCB’ye dayamak, kapitalist düzende iktidara gelip bir şeyleri ideolojiniz doğrultusunda değiştirebileceğinize inanmamak, o muştulu gün gelene kadar güç odaklarının canını çok fazla sıkmamak, sürekli arkanızı kollamak gibi konularda tecrübe biriktirmeniz kaçınılmazdır. Bunun doğal sonucu, sizin de, gizli saklı işlerle iştigal etmek, söylediklerinizle düşündüklerinizin örtüşmemesini bir ilke olarak benimsemek durumunda kalmanızdır.

Ayrıca, bu dönemde liberalizm ve sosyalizm iki ayrı dünyanın iki ayrı ideolojisi olarak kabul edildiği için, kapitalist/liberal bir sistemde sosyalist bir partinin iktidara gelip de sistemi kendi ideolojisi/ilkeleri doğrultusunda dönüştürmesinin/değiştirmesinin yolları üzerinde düşünmek, bu doğrultuda program geliştirmek, bu programı hayata geçirmek gibi çabalar en azından ana akım sol geleneğin gündeminde değildir.

Ana akımın dışında kalan ve özellikle Gramsci, Althusser, Frankfurt Okulu, Habermas ve nihayetinde post-marksistler tarafından geliştirilen, kapitalist/liberal bir sistemde sol partilerin yapması gerekenlere ilişkin düşünceler ise özellikle demokrasinin ve düşünce özgürlüğünün en kısıtlı biçimde yaşandığı, sorunlu/çatışmalı bölgelere (ki Kıbrıs herhâlde bunlardan biridir) ulaşamamıştır.

 

Bugünün Dünyası

Bugünün siyaset dünyası elbette iki kutuplu dönemdekinden çok farklıdır. Huntington gibi yazarların öncülüğünde geliştirilen “medeniyetler çatışması” tezinin etkisiyle dünyanın yeniden iki kutba bölünmesi için yoğun çaba sarf edilmesine karşın, bu “çatışma”nın siyasete etkilerinin soğuk savaşınkinden daha az olduğunu söylemek herhâlde yanlış olmaz. Ayrıca günümüzde gittikçe güçlenen bir sosyalist akımın SSCB önderliğinde yaşanan reel sosyalist deneyimi olumlamadığını ve kapitalist/liberal sistemi içeriden dönüştürmeye/değiştirmeye odaklandığını unutmamak gerekir.

Peki günümüz dünyasının aldığı bu yeni hâlde “derin devlet” yapılanmalarının etkisi tamamen ortadan kalkmış mıdır? Elbette bu soruya “evet” yanıtını vermek mümkün değildir. Sistem, kendini korumak için eskiden olduğu gibi bugün de her türlü yola başvurmaya eğilimlidir. Ama bu yapıların tamamen ortadan kalktığını iddia etmek ne kadar yanlışsa, eskisi kadar güçlü olduklarını söylemek de en az o kadar yanlıştır sanırım.

Dolayısıyla, bugün, sırtını dayayacak bir süper güç aramayan, özerk, kendi kararlarını dünyadaki gelişmeleri ve kendi ülkesindeki somut koşulları dikkate alarak belirlemeye yatkın, düşünceleriyle söyledikleri ve uygulamaları arasında tutarlılık arayan, dik duran, açık oynayan, hakikat diye bildiğini çekinmeden söyleyen, sistemi cepheden eleştiren ve onu dönüştürmeye/değiştirmeye yönelik politikalar/programlar geliştiren, hegemonyayı reddeden ve karşı hegemonyayı üretmek için uğraşan bir sol hareketin geliştirilmesine eskisine oranla daha müsait bir ortam vardır.

İşte özellikle solun yeni siyasi dili bu ortamda üretilecektir. Oysa yukarıda anlatılmaya çalışıldığı gibi, eski siyasetçilerin özellikle soğuk savaş döneminden tevarüs edilen dili, ne bu ortama ne de yeni ihtiyaçlara uygundur. Bununla birlikte, hiçbir eski siyasetçinin bu yeni koşullara uyum sağlayamayacağı gibi keskin bir iddia değildir ileri sürmek istediğim. Elbette, sağlam bir özeleştiri, yüzleşme, geçmişle hesaplaşma, okuma, araştırma girişimi yeni koşullara uyum sağlanmasını mümkün kılabilir. Ama gelin görün ki yalnızca bizde değil, dünyanın birçok yerinde, eski siyasetçiler, bu tip çabalar yerine, geçmişi aklamak, hatta yeniden düzenleyip güzellemek ve bugünü o deneyimlerden hareketle okumak gibi bir uğraş içerisine girmeyi yeğlemektedirler. Oysa o tecrübenin yarattığı korkulardan, hastalıklardan arınmak, onlarla yüzleşmeden ve geçmişin hesabı görülmeden mümkün değildir.

 

Sonuç

Genelde solcuların, özelde sosyalistlerin yeni bir dünya arayışı bu ideolojiye içkindir. Böyle bir arayışı olmayan bir partiye, bir harekete, bir siyasetçiye, bir kişiye solcu ya da sosyalist demek mümkün değildir. Oysa belli bir dönemin tecrübeleri ilginç bir biçimde bugünkü koşullarda böyle bir arayış içerisine girmeyi ketlemektedir. Bu durumda, kaçınılmaz olarak yeni bir dil ve yeni dünya projesini yeni siyasetçilerden beklemek gerekecektir. Bunu her söylediğimde, “kendine yer yapıyor” gibi komik değerlendirmeler yapanlara yeni bir fırsat vermiş olmamak için, bu yazıyı bitirirken açıkça söylemeliyim ki, sözünü ettiğim “yeni siyasetçiler”in, savaşa, iki kutuplu dünyaya ve onun milliyetçiliğe ve tek doğruculuğa dayanan anti demokratik düşünsel hegemonyasına kıyısından köşesinden de olsa maruz kalmış benim neslimden değil, bizden sonrakilerin arasından çıkabileceği kanaatindeyim.    

  

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1048 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler