1. YAZARLAR

  2. Sevgül Uludağ

  3. “Yenen yerde bereket vardır…”
Sevgül Uludağ

Sevgül Uludağ

0090 542853 8436/00357 99 966518
Yazarın Tüm Yazıları >

“Yenen yerde bereket vardır…”

A+A-

LURUCİNA’DAN HATIRALAR…

 

***  Lurucinalılar, Hanife Mustafa Yakula (Paşena) ve eşi İbrahim Mulla Hüseyin Paşa’yı sevecenlikle hatırlıyorlar:

 

“Yenen yerde bereket vardır…”

 

Lurucinalılar, Hanife Mustafa Yakula Paşena ile eşi İbrahim Mulla Hüseyin Paşa’yı sevecenlikle hatırlıyorlar… “Yenen yerde bereket vardır” sözcükleriyle hatırlıyorlar onları…

Artun Gökşan Lurucinalı’nın “Lurucinalıyık” grubunda paylaşılan bu fotoğrafla ilgili olarak, Meliha Önder, bu sosyal medya sayfasında şöyle yazıyor:

“Herkese merhabalar…

Bu resimdeki güzel insanlar benim annem babam.

Allah rahmet eylesin. Nurlar içinde yatsınlar.

Mekanları cennet olsun.

Yüreği sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşım dolu güzel annem babam.

Yüz yıla yakın yaşamlarında, son nefeslerine kadar, tarlada, bahçede, bağda, evde hep özveriyle çalıştılar.

O dönemin kuşağı hep böyle idi.

Biz altı kardeştik. En küçükleri bendim.

Bizi hiç kimseye muhtaç ettirmeden, hep sevgi ile büyüttüler. Babam bahçede, tarlada, bağda çalıştı, annem sabahlara kadar nakış işledi, tezgah dokudu. Biz hep o tezgah ninnileriyle büyüdük.

Hepimiz birer meslek sahibi olduk. Çocuk sahibi, torun sahibi olduk.

Şükürler olsun ki Yüce Allah bu mutluluğu hep birlikte yaşamak nasibetti.

O dönemde de yoksulluk vardı ama hiç kimse aç uyumuyordu. Her mahalle, mahallesindeki yoksullara sahip çıkıyordu.

Anneler, babalar, mahalle çocukları hep paylaşımcıydı.

Herkes birbirine, her konuda kocaman kucaklar açıyordu.

O kuşakta hiç "BEN" yoktu hep "Biz" vardı.

Kısacası Akıncılar insanı hep sevgi dolu ve paylaşımcıydı. Bu, Akıncılar insanının geninde hep vardı ve ben şu ana kadar hep var olduğu inancındayım.

Rahmetlik babamın her zaman söylediği güzel bir sözü vardı. "Yenen yerde bereket vardır " derdi.

Bahçeye bağa gitmek için bir eşşeği vardı. Küfelerini yükler sabah gider, akşam dönerdi.

Eve gelinceye kadar yolda karşılaştığı herkese bir küfedeki üzümü, zebzeyi, meyveyi bedava dağıtırdı.

Eve gelince de anneme “Yenen yerde bereket vardır hanım” derdi. “Helal olsun…”

Yazacak, anlatacak o kadar çok şey var ki, sayfalar sığmaz…

Sırası geldikçe ilerde yine paylaşımlarımız olacaktır inşallah.

Son söz olarak, Yüce Allah, tez günde, tüm insanlığı, bu virüs belasından kurtarsın inşallah. Umarım tüm insanlık gerekli dersi almıştır.

Umarım, israf yerine tasarrufu, kin yerine sevgiyi, gösteriş yerine, mütevazi olmayı, "BEN" yerine "BİZ" olmayı, paylaşımı, hoşgörüyü, yüreğine özenle koymuştur inşallah…

Umarım, şu anda, hepimizin ortak paydası, (Her şeyden önce sağlık) olduğunu anlamıştır.

Hiçbir şeyin artık eskisi olmayacağının farkına varmıştır.

Tüm zor yaşam koşullarına rağmen ve her şeye rağmen, her koşulda, kucaklayıcı olmayı başarabilmemiz gerektiği inancındayım.

Bu da para, mal, mülkle değil, sadece ve sadece kocaman güzel bir yürekle mümkündür.

Hep sağlıklı güzel bir yaşam dileğiyle hepinize kucak dolusu sevgiler.

PAROLAMIZ

Tüm insanlığı perişan eden bu zor süreçte, sevdiklerin için, sevenlerin için, gece gündüz çalışan değerli doktorlarımız, sağlıkcılarımız ve tüm çalışanlarımıza destek olmak için, sabırla inançla "EVDE KAL CANIM KARDEŞİM" ve güzel günler için hep yürekten dua et…”

Hüseyin Selim de, “İbrahim amcam ve Hanife genablam saf, kalpleri temiz insanlardı… Amcam Biali sülalesinden idi… Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsınlar” diyor…

 

hanife-mustafa-yakula-(pasena)-ve-esi-ibrahim-mulla-huseyin-(pasa).jpg

 


 

Lurucina’nın seyyar satıcısı Çente, iki sepete dünyayı sığdırırdı…

 

Lurucina’nın en renkli simalarından Mehmet Çente (Tsende), iki sepete dünyayı sığdırırdı…

Artun Gökşan Lurucinalı’nın sosyal medya sayfasında Çente’yle ilgili paylaşılan bu güzel fotoğrafı, BM Barış Gücü askerlerinden Benny Rasmussen, 1964-65 yıllarında çekmiş… İki kolunda birer sepetle seyyar satıcılık yapan Mehmet Çente’nin bu sepetlerinde ne vardı derseniz, meğer bu sepetlerde cam eşyaları varmış ve bu cam eşyalarından her Lurucinalı genç kızın çeyizi için satın alan aileler varmış köyde… Artun Gökşan Lurucinalı, “Tsende’nin sepetlerinde ne istersan vardı… Bir dükkana sığdırılamayacak malı, o sepetlere nasıl sığdırır ve onları omzunda yerleştirdiği kalın, uzun bir deynekle nasıl daşırdı? Hayal meyal hatırlarım” diye yazıyor…

Sultan Barbaros ise “Tsende, üç lisan bilirdi, Birleşmiş Milletler ile ticareti meşhurdu… Eskiden her kızın çeyizinde, Çente’den alınan çay fincanı veya kahve fincanı bulunurdu… Resimde görüldüğü gibi omzunda iki sepet vardı… Genelde takas usulü çalışırdı, en meşhur sözü HUGLİY HUGLİY idi…” diyor. “Alışverişi bayanlarla idi… Ticaret genelde takas usulü yapılırdı. Genelde yumurta alırdı… Yumurtaları da gene Lefkoşa’ya götürür, satar, onun yerine gıda ihtiyacını karşılar, artan para ile da yine tabak-çanak, fincan alır, işini öyle döndürürdü… İyi insandı, kimseye zararı yoktu” diye yazıyor…

Perihan Kırıcı ise “Sepeti züccacüye dükkanıydı” diye hatırlıyor… “Tabak, bardak, vs…”

Jale Lurucina ise “Allah rahmet eylesin, çok güzel cezveler de satardı” diyor.

Hüseyin Selim ise “Köyümüzün seyyar satıcısı Mehmet Çente, köyün tarihinde iz bırakmış insanlarımızdan biri… Gudalaridi’nin oğlu idi… Kardeşleri Recep, Yusufgada, Ali Gudalaridi, kızkardeşi Mienllobi idi… Hepsini Allah rahmet eylesin” diye hatırlıyor… “Rahmetli Mehmet Çente, saf, kimseye zararı olmayan bir insan idi. Sepetleri ile köyü dolaşır, ekseriyetle cam eşyası satar, ekmek parasını çıkarırdı. O zamanlar sosyal yardım falan yoktu. Birleşmiş Milletler askerleri köye yerleştiğinde, oralarda dolaşır, onlara bir şeyler satardı, biraz da İngilizce konuşurdu. Sadece ıslığa karşı bir alerjisi, tepisi vardı, nedendir bilmem, biri ona ıslık attığında, koyu koyu söver sayardı…” diyor.

Esen Rifatoğlu ise, “Çente bizim de komşumuzdu… Tek göz evciğinde köpeği ile yemeğini paylaşır, kimseye muhtaç olmadan yaşardı. O devirde bunu başarmak, kolay olmasa gerek… Hayatta tutunmak, ticaret yapmak, üç neslin bir arada yaşadığı dönemlerde yalnız yaşamak, her babayiğidin harcı olmasa gerek… Sövülmesi değil, takdir edilmesi ve onore edilmesi gerekirdi… Lurucinamızın maalesef gurur duymadığımız bir yönü… Allah rahmet eylesin” diyor…

Esen Rifatoğlu’nun sözünü ettiği şey, Çente’nin bir tiki: Birisi ıslık çalacak olursa, hemen sövmeye başlarmış… Bu huyunu bilenler de ona sürekli incitirlermiş… Hatta bu incitmeler sonuçta mahkemelere kadar yansımış ve bir kahveci ve ona inciten bir şahıs beşer Kıbrıs Lirası para cezasına çarpıtılmış!

Civan Ağdaç Özkılıç ise “Kimse ona ıslık atmazsa, o sövmezdi… İnsanımız bu yönünü bildiği için dürterdi, o da söverdi… Yüreği temiz ve çok vergili bir insandı… Akıl eksikliği de yoktu… Herkesin bir hassasiyeti vardı, onunki da ıslıktı… Bunu sövgü ve dalga geçmek olarak algılardı… Bu da bizim boş tarafımız… Dalga geçmek… Nurlarda yatsın, mekanı cennet olsun” diyor.

İsmail Veli ise Tsende’nin ailesinin kimler olduğunu yazıyor:

“Osman Mustafa Gudularidi – 1870 yılında dünyaya gelmiş…

Çocukları:

  1. Mustafa Osman Gudularidi – Mustafella – 1890 yılında doğmuş, 1895 yılında dünyaya gelen Maria Petri “Mariku” ile evlenmiş.
  2. Yusuf Osman Gudularidi 1892’de dünyaya gelmiş.
  3. Recep Osman Gudularidi
  4. Mehmet Osman Tsende
  5. Ali Osman – 1905’te dünyaya gelmiş.
  6. Emine Osman, İbrahim hasan Glavyalı ile evlenmiş
  7. Petletis Osman 1895’te dünyaya gelmiş ancak genç yaşta vefat etmiş
  8. Ahmet Osman 1902’de dünyaya gelmiş ancak genç yaşta vefat etmiş…”

Mustafa Sakallı ise “Çarpmadan dolayı kolumda olan bir şişlik ve ağrı olduğunda beni köydeki BM Barış Gücü kampına götürdü ve oradaki sağlıkçı Barış Gücü askeri tarafından koluma gereken ilkyardım tedavisini yaptırmıştı. İşte o zaman Mehmet dayımızı yakından tanımıştım… Işıklar yoldaşı olsun, cennet de mekanı” diyor.

Sezan Artun ise “Tercümanlığı espiri olurdu, BBC haberlerini “Yes, yes, yes” diye dinler, “Nicosia” sözcüğü geçtiği zaman “Haaa… Lefkoşa” diye tercüme ederdi” diye hatırlıyor.

Mehmet Çente ışıklarda olsun… Herkes onu ne güzel hatırlıyor…

 

mehmet-cente.jpg

 

 

Bu yazı toplam 930 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar