1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YAZARAK YAŞAMAK
YAZARAK  YAŞAMAK

YAZARAK YAŞAMAK

Gürgenç Korkmazel: Kuşkusuz söylemek de bir eylemdir, ama kalıcı olmayan bir eylem. Ne kadar bağırarak söylense de yazılmayan söz uçup gider, havaya, daha önce söylenmiş olanların arasına karışır

A+A-

 

(YAZMAK ÖLÜME HAZIRLANMAKTIR EN ÇOK)

 

 

Gürgenç Korkmazel

gurgench@yahoo.co.uk

 

 

 

Minimal Notlar

 

         Kuşkusuz söylemek de bir eylemdir, ama kalıcı olmayan bir eylem. Ne kadar bağırarak söylense de yazılmayan söz uçup gider, havaya, daha önce söylenmiş olanların arasına karışır. (1994)

 

***

         Post-modernizmi siktir et. Madem ki bütünlük kaybolmuş, yaşam içindeki her şey parçalanmıştır, yazmak şart. Çünkü yazmak, parçalar arasında bağ kuruyor, birleşiriyor. Kopuk ve dağınık olanları bir araya topluyor, yeniden oluşturuyor. Yazmak, insan, toplum ve doğa arasındaki devreleri tamamlıyor. (1995)

 

***

         Yazmak kehanette bulunmaktır.

         Yazıldı mı yazılan, ok yaydan çıkmış olur. O yazının öngördüğü deneyim yaşanmamışsa eğer yaşama yolu bulmaya girişir yazan. Yani yazılan, yazdığını yaşamaya sevk eder yazarını. Yani, kendi yazdığın döner etkiler seni, harekete geçirir. Yazılan bir dilek, istek, veya düş ise gerçekleşirmek için yola çıkılır.

         Yazdığın an, artık yazının başlattığını bitirme yükümlülüğü doğar. Yarı yolda vazgeçsen bile yazı bırakmaz peşini.

         Yazmak, yaşama yön vermek, yaşanılmak istenilenlerin önünü açmaktır. (1996)

 

***

         Casusum, gelecek için yazıyorum!

         Yazı, şiir şimdi için yazılmıyor, şimdi’yi aşmak (veya korumak) için yazılıyor. Geçmişin elinden kurtarılan imgeler, şimdi’nin yarattığı biçimle yazılıyor madem ki, bunun en sağlıklı değerlendirilmesi ya da yargılanması şimdiki zamanda değil, gelecekte yapılabilir. (1997)

 

***

         Gündüzleri kurşun-kalemle, geceleri ise mürekkepli-kalemle yazmam ruh halimle veya anılarla değil, IŞIK’la ilgili bir şey. (1997)

 

***    

         Yazmak, suç güdüsünü yatıştırmaktır! (1998)

 

***

         Büyük kazadan beri unutmamak, unutmaktan korktuğum için yazıyorum. Edebiyat bir bakıma, unutmama, unutturmama işi değil midir zaten? Burada, ülkemden binlerce mil uzakta, işim gücüm yazı yoluyla kazarak hatırlamaya çalışmak. (1999)

 

***

         Yazmaya değer bir şeyler düşünüyorum, sonra yaşamın yoğunluğunu yaşamaya dalıyorum, yazmayı unutuveriyorum. Unuttuklarım suskunluğuma gizlenip ballanıyor, ruhun hallerinden birisi olan söz şeklini almayı bekliyor hep. (2000)

 

***

         Yazıyı ilk olarak kullanıp geliştirenler Sümerliler’di (M.Ö 5000). O zamandan günümüze kadar kaç dilde, kaç kütüpane dolusu yazı yazıldı kimse hesaplayamaz. En çok da tanrılar, doğa, aşk ve ölüm üzerine yazılmış. Hayal edilemez, akıl almaz miktarda bir yazı birikimi.

         Demek ki başlangıcından bugüne insanoğlu kendini ifade etmekten, kaydetme hevesinden, yazı aracılığıyla arkadan gelenlerle iletişim kurma arzusundan asla vazgeçmedi, vazgeçmeyecek.

         Benim burada sormak istediğim, mükemmel bir doğada yaşarken, bütün bu yazılanlarla, neden kendi doğasından uzaklaştırıp, kurgusal, kurmaca bir doğada yaşamak istiyor insan? (2001)

 

***

         Belki de ‘yazar’ değil, kayıt etme ve düzenleme delisiyim ben. (2001)

 

***

 

Yazın icadından beri yazılanları üstüste yığdık ve uzaya çıktık. (2001)

 

***

         ... çocukluğumu unuttum, ondan... (bir yazar olarak en çok pişmanlık duyduğum şey, ilkokul yıllarında tuttuğum günlükleri saklamamak, yok etmek...) (2002)

 

***

          Yazmak uzaklaştırır... yakınlaştırır da aynı zamanda...  İşte yazmak bu ikisi arasındaki çelişki, gerilimi ve gel-giti yaşamak. (2003)

 

***

         “Ne istersen yaz, nasıl istersen yaz. Yeter ki banal ve basmakalıp olmasın. Hepsinden daha önemlisi sıkıcı olmasın. En kötüsü sıkıcı olması, okuyanı sıkması...” diyorum hep kendi kendime...  (2004)        

 

***

         Yazmayı bırak, manzaraya bak!!! (2004)

 

***

         Fazlalıksız yazmak, - fazlalıksız yazabilecek kadar uyanık ve nesnel olabilmek – işte bütün mesele bu! (2005)

 

***

Kim ne derse desin yazmak ölüme hazırlanmaktır en çok. (2005)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 657 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler