1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yayın Yüksek Kurulu - Görsel-İşitsel İletişim Özgürlüğü İlişkisi
Yayın Yüksek Kurulu - Görsel-İşitsel İletişim Özgürlüğü İlişkisi

Yayın Yüksek Kurulu - Görsel-İşitsel İletişim Özgürlüğü İlişkisi

Can Azer: Günümüzde, görsel-işitsel iletişim özgürlüğü, ifade özgürlüğünü kullanmanın en yaygın ve etkin yollarında birisidir. Görsel-işitsel iletişim özgürlüğünün en etkin olarak kullanıldığı alan ise radyo ve televizyondur.

A+A-

 

 

 

Can Azer[1]

can.azer@emu.edu.tr

        

 

Günümüzde, görsel-işitsel iletişim özgürlüğü, ifade özgürlüğünü kullanmanın en yaygın ve etkin yollarında birisidir. Görsel-işitsel iletişim özgürlüğünün en etkin olarak kullanıldığı alan ise radyo ve televizyondur. Radyo ve televizyon yayıncılığı, kitle iletişim alanının en önemli ve en yaygın aracı konumundadır.

Görsel-işitsel iletişim özgürlüğünü kullanmada çok etkin olan radyo ve televizyon yayıncılığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 1990’lı yılların sonuna kadar, kamu hizmeti yayıncılığı modeli çerçevesinde devlet tekelinde sürdürülen bir faaliyetti. Ancak, daha sonra, Avrupa ve Türkiye’de yaşanan deregülasyondan etkilenen radyo ve televizyon yayıncılığındaki devlet tekeli sona ermiştir. Devlet tekelinin sona ermesiyle birlikte, bu alanı düzenleyip, denetleyecek bir mekanizmaya ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Bu amaçla Yayın Yüksek Kurulu adıyla, radyo ve televizyon yayıncılığı alanında görevli ve yetkili bir otorite kurulmuştur.

YYK, görsel-işitsel iletişim özgürlüğü gibi çok önemli bir alanı düzenlediği için, oluşum biçimi, özerkliği ve özgürlük üstünde oynadığı etkin rol sürekli tartışılmaktadır ve tartışılmalıdır da. Bütün bu konulara tek tek değinmek bu yazının boyutlarını aşacağı için genel anlamda görse-işitsel iletişim özgürlüğü ve Yayın Yüksek Kurulu ilişkisine değinmeye çalışacağım.  

Sosyal devlet anlayışına göre, günümüzde, devletin görsel-işitsel iletişim özgürlüğü alanındaki görevi sadece izin vermekle sınırlı kalmamalı, devlet, alana daha aktif bir biçimde müdahale etmelidir (müdahale kavramı özgürlük aleyhine bir tutum olarak değil, tam tersine lehine bir tutum olarak kullanılmıştır). Böylece, bir negatif statü hakkı olmaktan çıkan görsel-işitsel iletişim özgürlüğünde, hem ifade edenin, hem de o ifadenin yöneldiği adresin, -kişinin/kişilerin- devletten bir şey bekleme hakları doğmaktadır. Bu, sosyal devlet ilkesi gereğince, iletişimin, bir kamu hizmeti olarak kabul edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Görsel-işitsel iletişim özgürlüğünün sağlanabilmesi için devletin birtakım aktif önlemler alması tek başına yeterli değildir. Bunun yanı sıra, söz konusu özgürlüğün düzenleyicisi konumunda bulunan YYK tarzı kurumlar hakkında da bir takım düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Özellikle, Kurul’un birçok eleştiri almasına neden olan tarafsızlık meselesinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. 39/1997 sayılı Yasa’nın 6. maddesi, Kurul’un özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişisi olduğunu belirtmiştir. İşte, Kurul üyelerinin seçimi de, Kurul’un özerklik ve tarafsızlığının sağlanmasındaki en önemli aşamalardan birisidir. Yasa’nın 7. maddesine göre, YYK, Cumhuriyet Meclisi’nde grubu bulunan siyasal partilerin göstereceği adaylar ile, KKTC Cumhurbaşkanı tarafından atanacak bir üye olmak üzere toplam dokuz üyeden oluşmaktadır. Buna göre Cumhuriyet Meclisi’nde grubu bulunan her siyasal partinin göstereceği aday sayısı, Cumhuriyet Meclisi’ndeki temsil oranları esas alınarak belirlenmektedir.

Bu bağlamda üyelerin meclis tarafından seçilmesinin ortaya çıkarabileceği sakıncalar bir yana, üyelerin görev sürelerinin milletvekilliği genel seçimlerine göre ayarlanmış olması ve üyelik süresinin iki döneme imkan verecek şekilde belirlenmiş olması, üyeleri büyük oranda seçildikleri partilerin angajmanı altına sokmak riski taşımaktadır. Bu sakıncaları gidermenin yolu, her şeyden önce, Kurul üyelerinin seçilmesinde izlenecek olan sistemi, olabildiğince meclisteki siyasi partilerin etkisinden uzak tutmaktan geçmektedir. Aksi bir durum, çağdaş demokratik düzenlerde üç devlet erkinden tamamen bağımsız olan ve demokrasinin gerçekleşmesi için önemli işlevler üstlenen görsel-işitsel iletişim kuruluşlarının kamuoyunun gerçek görüşlerini yansıtan dördüncü kuvvet olma vasıflarının ortadan kalkmasına neden olabilecek niteliktedir.

Ancak, yine de unutulmamalıdır ki, Kurul üyelerinin seçilme yöntemi onların tarafsızlığını sağlamada bir nebze etkili olsa bile, burada önemli olan anlayıştır, kültürdür. Üstelik Kurul’a seçilecek her üyenin, yaşayışından, sosyo-ekonomik yapısından ve daha birçok nedenden dolayı mutlaka bir dünya görüşü olduğu unutulmamalıdır. Bu, insanın insan olmasından kaynaklanan bir durumdur ve engellenemez. Eğer seçilen üyeler, seçilmelerine ilişkin mekanizmayı sadece kendilerinin belirlenmesi konusunda bir araç olarak görürler ve kendilerini, seçicilere karşı borçlu hissetmezlerse, kanımca tarafsızlık konusundaki endişeler büyük ölçüde ortadan kalkacaktır.

  Ayrıca, Kurul tarafından uygulanan yaptırımların öngörülmüş olan amaçlarla ne kadar orantılı olduğu tekrar gözden geçirilmelidir. Kurul’un belirlediği kriterlere uymayıp yaptırıma tâbi tutulan ve tutulacak bazı yayıncı kuruluşlar olacaktır. Ancak, söz konusu yaptırımlar uygulanırken, amaç caydırıcılık olmalı ve bu da ölçülülük ilkesi ile birlikte değerlendirilmelidir. Yoksa o yayıncı kuruluşun yayınını bir daha sürdürememesine neden olabilecek bir yaptırım uygulayıp, görsel-işitsel iletişim özgürlüğünün tamamen ortadan kalkması sonucunun ortaya çıkmasına izin verilmemelidir.

Bunlara ek olarak, yayıncı açısından görsel-işitsel iletişim özgürlüğünün kapsamının belirlenmesinde etkin bir rol oynayan yayın ilkelerinin açık ve anlaşılabilir bir biçimde düzenlenmesi de görsel-işitsel iletişim özgürlüğü açısından son derece önemlidir. Bu ilkelerin yeterince açık olmayışı ve dolayısıyla suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin göz ardı edilmesi, görsel-işitsel yayın kuruluşlarının yayın sırasında, deyim yerindeyse, sürekli bir tedirginlik duymalarına neden olmuş ve halen de olmaktadır.

Yukarıda yapmış olduğumuz eleştirilerin temel çıkış noktası, YYK’nın kuruluş kanunu olan “Kamu ve Özel Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Yasası”nın büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti’nde yürürlükte bulunan 3984 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun”un 4756 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki halinin etkisinde kalarak hazırlanmış olmasıdır. Bu yapılırken de çoğu zaman, aynen alıntılar yapılmış bazen de çok ufak değişiklikler yapma yoluna gidilmiştir. Halbuki, 3984 sayılı Kanun’un yürürlüğe giriş tarihi 1994’tür. Kanaatimce, 39/1997 sayılı Kanun, daha önce yürürlüğe girmiş olan 3984 sayılı Kanun’la ilgili olarak yapılmış olan eleştiriler dikkate alınarak hazırlansaydı, daha yerinde bir düzenleme olurdu. Ancak yine de son dönemde yapılan değişiklikler (36/2010 ve 42/2011), bazı kısımları bakımından gerek hukuki, gerekse idari olarak güncelliğini yitirmiş olan Yasa açısından olumlu (örneğin para cezaları) bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Tüm bu yukarıda söylediklerimizin ışığında, son olarak şu ifade edilebilir ki, söz konusu Yasa’nın, belirtmiş olduğumuz nedenlerden dolayı her ne kadar eleştiriye açık yerleri olsa da, sınırlamanın istisna, özgürlüğün kural olduğu günümüzde, YYK ve özgürlüklerle bu kadar iç içe olan benzeri kuruluşların tutumları özgürlüklerin hayata geçirilmesi açısından son derece büyük önem taşımaktadır. Bu bakımdan gerek bu tarz kurullarda görev alanların gerekse bu kurulları söz konusu yetki ve görevler ile donatan yasa koyucuların olabildiğince özgürlük lehine olan bir tutum içerisinde olmaları son derece önem taşımaktadır.

 



[1] Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 724 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler