1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yatağından Tedirgin Su'
Yatağından Tedirgin Su

Yatağından Tedirgin Su'

Fazlasıyla basite indirgeyerek ve falcıların diliyle söylersek, iki yol vardır insanın önünde. Birincisi bütün kalbiyle yürünmeye değecek tek yol olduğunu düşündüğü, ikincisi ise öyle çok matah bir şey olmasa da yürüdüğü takdirde kendisini bir yerlere göt

A+A-

 

 

Fazlasıyla basite indirgeyerek ve falcıların diliyle söylersek, iki yol vardır insanın önünde. Birincisi bütün kalbiyle yürünmeye değecek tek yol olduğunu düşündüğü, ikincisi ise öyle çok matah bir şey olmasa da yürüdüğü takdirde kendisini bir yerlere götürebileceğine inandığıdır. Hayat, biraz da bu konudaki tercihler üzerinden şekillenir.

Çoğu zaman birbirinden çok uzak olduğu sanılan politika ve insan ilişkileri (aşk, dostluk vs.) alanlarında da böyledir bu. Yollardan biri dümdüzdür. O yolda, yatağında usulca akan bir dere kadar rahat ve huzurlu yürür insan. Öyle ya, akılacak yatak bellidir; yatak içre kalındığı müddetçe, varılacak yeri de aşağı yukarı kestirmek mümkündür. Bu durumda marifet yatağın dışına çıkmamayı becermektedir.

Ama neyse ki yatağından tedirgin olan, risk alabilen insanlar da vardır hayatta. İlhan Berk, kendini de aralarına katarak, iki dizede çok güzel anlatır onları:

 

Ben ki yatağından tedirgin bir suyum

Besbelli ki aşka ve ölüme çalışıyorum

 

Berk’in yardımıyla bir fal daha açarsak, yatağından tedirgin olanların önünde de iki yol olduğunu söyleyebiliriz. Biri aşk, biri ölümdür bunların. Elbette ikinci yolun varlığı ciddi bir risk faktörüdür. Yok olma ihtimali vardır yatağından tedirgin olanların önünde. O yatakta akmaya başladığı ilk yıllarda hafif bir tedirginlik hissedip de yatağın dışına çıkmaya kalkışanların zaman geçtikçe onunla barışmasının en önemli sebebi, bu riski fark etmeleridir. O zaman akışını yavaşlatır su. Bir çağlayandan boşanırcasına akarken, hava durumundaki gibi “mutedil dalgalı” olmaya başlar. Elbette ara ara dalgalanacaktır eski alışkanlıkların tesiriyle ama artık dalgalanmasında bile bir itidal vardır. Tabir-i caizse akıllanmıştır. Nerede dalgalanmak, nerede susup usulca akmak gerektiğini öğrenmiştir.

Ama tabii ki riskten bu kadar uzak durmanın da bir bedeli vardır. Kollarından biri ölüme akan bu yatağın diğer kolu aşka uzanmaktadır. Ölüm korkusuyla kendi yatağını terk edip de bu yatağa akmaktan kaçan su, kaçınılmaz olarak aşk ihtimalini de ortadan kaldırmıştır.

Buradaki “aşk”a politikada bir karşılık ararsak herhâlde “ideal”dir bulabileceklerimizin en iyisi. Bu alanda yatak, kurulu düzendir. Kurulu düzenin yatağında akmak, bu arada diğerlerinden farkınızı ortaya koymak için ara ara dalgalanmak, hatta çoğu zaman dalgalanır gibi yapmak, hem kendinize bir kimlik inşa etmek hem de belaya bulaşmamak fırsatını yaratır. Oysa ideallerinin, aşkın peşinde koşanlar için bela kaçınılacak değil, tam tersine arzulanacak bir şeydir. Nitekim Fuzûli, beladan kurtulmak için değil, aşk belasıyla içli dışlı olmasını sağlasın diye yakarır tanrısına.

 

Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni

Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni

 

Fuzûli’de ve Divan’ın aynı yönde eser veren şairlerinde bu noktadan hareketle bir tür mazoşizm arayanlar yanlış yoldadırlar. Şair, riski göze alma safhasından, aşk ile aynı yataktan neşet ettiğini görünce onu arzulama safhasına geçenlerdendir.

Aşkta da, politikada da romantizm tehlikelidir. Realizmin sağladığı huzuru onda bulmak mümkün değildir. Ama insanı huzursuz kılmak, hatta yok etmek gibi riskler taşısa da, aşka ve ideallere akan tek yol da odur.

Unutmamak gerekir: Hayat da, politika da, realizmle imkânlı ama ancak romantizmle manalıdır.      

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 1153 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler