1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Yastık Altı Gülkurusu'
Yastık Altı Gülkurusu

'Yastık Altı Gülkurusu'

Öykü, Kıbrıslıtürk Edebiyatında en az üretilen tür. Yeni bir öykü kitabı çıkınca hemen heyecanla açıyoruz kapağını: Bu yazının başlığı, böyle bir öykü kitabına ait. Yazarı, 1973 doğumlu Ceyhan Özyıldız. Arka Pencere Yayınları’ndan (Türkiye) çıkmış k

A+A-

 

 

 

 

Öykü, Kıbrıslıtürk Edebiyatında en az üretilen tür. Yeni bir öykü kitabı çıkınca hemen heyecanla açıyoruz kapağını: Bu yazının başlığı, böyle bir öykü kitabına ait. Yazarı, 1973 doğumlu Ceyhan Özyıldız. Arka Pencere Yayınları’ndan (Türkiye) çıkmış kitap.

 

‘Birkaç Söz...’le başlamamış yazar kitabına:

“Bu kitaptaki öyküler, bilinçli öykü yazarlığına başladığım 2004 yılından 2008 yılına kadar olan dönemde yazıldılar. Çoğu çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlandı. Okundu ve gözden yitirildi. Elinizde tuttuğunuz bu kitap o öykülerin bir bölümünü yeniden yaşama bağlama düşüncesinin bir sonucudur.

 

Birçok yazarın, ilk dönem eserlerini görmezden gelme gibi bir tutumlarının olduğunu söylemek yanlış olmaz. Uzunca zaman dilimleri ve zihinsel enerji harcanarak ortaya koyduğum eserlerimi –birçoğu naif olsa da...- bu kadar hızlı geride bırakmaya hazır değilim. Onlar yıllarca benim yastık altında biriktirdiğim varlıklarım, değerlerim; öykü bahçemde zar zor yetiştirip, toprağa düşüp heba olup gitmesinler diye defterimin arasında özenle kurutup sakladığım güllerimdiler. ‘Yastık altı gülkurusu’nu bu gözle okumanızı isterim.

 

Kitapta yer alan, ‘Beyaz köpüklerde bir yansıma’ adlı öykümü, yeni öykü hayatıma milat olarak kabul ediyorum. Böylece geçmiş öykü serüvenimle hesabımı kapatmış oluyorum.”

 

(Bilmem ki hesap bu kadar kolay kapatılabilir mi?!)      

Bunları söyleyerek daha kitaptaki öyküleri okumadan içime kuşku düşürüyor yazar... Ve öykülerini okumaya başlayınca anlıyorum neden böyle bir önsöz yazma gereği duymuş. Aslında öykülerdeki ‘naif’lik değil sorun. Öykülerin çoğunda ‘fazlalık-eksiklik’ sorunu var. (Söylenmesi gerekenlerin söylenmemesi ve söylenmemesi gerekenlerin söylenmesi durumu da diyebiliriz buna...)... Bence kısa öykü de şiir gibi her kelimesi üzerinde düşünülerek yazılmalı. Gereksiz kelimeleri, cümleleri, paragrafları kaldırmaz kısa öykü. Roman olsa amenna. İşte bu öyküleri okurken bu ağırlığı hissettim ve bazı bölümleri okumakta zorlandım. Kısa öykü su gibi akmalı oysa... 

 

Toplam 15 öykü var 130 sayfalık kitapta: Yük, Kara Kaplı Defter, Budama, Bladanisya, Boş Koltuk ya da Babamın Kokusu, Benim Öykümü Ne Zaman Yazacaksın Kuzum, Toplantı, Dedemle Bir Gün, Sevil(ya), Yalnızlık Hikayeleri, Beyaz Köpüklerde Bir Yansıma, Şeker Portakalı, Hilarion, Kağıt Sevmeyen Adam, Halk Hareketi 1955.

 

Öyküleri eleştirmeye devam etmek mümkün, ama bir ilk kitap bu. Olumlu tarafından bakmak gerek.  Olumlu olmayı gerektirecek kadar pırıltılar var içinde. Kitaptaki en sevdiğim öyküyü buraya alırsam olumlu bir yaklaşım olur: Öykünün adı, ‘Budama

 

“Öyle değil!”

“Ya nasıl?”

“Şöyle iki boğum altından alacaksın!”

Babam budama makasını elimden alıyor.

“Bak buradan filiz atabilir, o boğumu atlayacaksın”

Babam incecik dalı keserken, komşumuz duvardan yükseliyor:

“Ne o, gülleri mi buduyorsunuz?”

“Evet” diyor babam usulca. Gözü gülde.

Komşumuz yanımızda filizleniveriyor.

“O gül, kırmızı açan değil mi?”

“Evet!”

“Tamam o zaman, kırmızı gülü bir karış bırakacaksın.” Makası babamın elinden alıyor, avucunu açıp dalı ölçüyor “işte buradan”, sesi, makas sesi oluyor “çıt”, ekliyor; “beyaz güller beş diken aralığı bırakılarak budanır...”

Kulağımda patates satıcısının üst mahalleden gelen cızırtılı sesi “Patateeeees... Ispondo patateees...” Az sonra arabanın motor sesi, öğle güneşiyle birlikte bahçenin önünde susuyor. Patates satıcısı bir gülün başında duran üç kişiyi izliyor. “Gül mü buduyorsunuz gardaş?” sesindeki parazit gitmiş... Komşumuz başını o yöne çevirip onaylıyor. Esmer tenli, kır bıyıklı, elleri kırmızı toprak kokan adam geliyor;

“Gardaş, zamanı değil budamanın!”

“Şubattayız ya!” Babam şaşkın şaşkın bakıyor.

“Olsun! Şubattayız da, hava kırağı, yakar bu dalları! Madem başladınız budamaya;” komşumuzun elinden alıyor makası, “şöyle çaprazlama keseceksiniz”. Budama makasını aşağıya eğimli tutarak gülün bir dalını kesiyor, “gül o zaman fazla kırağı tutmaz, çoğu kayar gider”

Ben sinir gülmesini koluma takıp, gülü çevrelemiş, elleri çenesinde tartışan üç kişiyi bırakıyorum; önce garajdaki yedek makasın önünde, sonra da arka taraftaki yasemin ağaççığının başında alıyorum soluğu. Onun da budama zamanı. Kafamda güzel bir budama şekli var. Gereksiz bir dalı gözüme kestirip kesiyorum.

“Öyle değil!” Babam yetişip, elimdeki makasa uzanıyor, “şöyle dipten bir santim bırakacaksın!” ‘Ben onu hiç istemiyorum tamamen kesecektim’ diyemiyorum...

Komşumuz yetişiyor, “Salkım Yasemin değil mi o?” Salkım Yasemin olduğunu fısıldıyorum.

“Normal Yasemin gibi budanmaz Salkım Yasemin!” Babamın elinden makası alıyor.

Patates satıcısı ensemde beliriveriyor:

“Dur gardaş, onun zamanı değil!”

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 769 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler