1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Yastık Altı Gül Kurusu'
Yastık Altı Gül Kurusu

'Yastık Altı Gül Kurusu'

Ninelerimizden hatırlarız genelde; yastık altına saklanan bendoları, paraları. Bundan dolayıdır ki insan; başını yasladığında huzur bulmak ister, geleceğe güvenle bakmak adına. Ve bundandır ki, başımızı koyduğumuz yastıkta gizlediğimiz herşey; bizi ya

A+A-

 

 

Ninelerimizden hatırlarız genelde; yastık altına saklanan bendoları, paraları.

Bundan dolayıdır ki insan; başını yasladığında huzur bulmak ister, geleceğe güvenle bakmak adına.

Ve bundandır ki, başımızı koyduğumuz yastıkta gizlediğimiz herşey; bizi yaşama bağlayan şeylerin bir düğümü gibidir.

Ceyhan Özyıldız dostum; “Yastık Altı Gül Kurusu” öykü kitabıyla, bana o “bendolu yastık altlarını” hatırlattı. Ve bir kez daha inandım şu yastıktan gelen huzura.

Savaş dönemi korkuların merteklere vurduğu günlerde, gelecek için saklanan takılar, bendolar, yastık yüzü (kılıfı) içerisine dikilmeye başlandı. Daha bir saklı, daha bir güvenli. Eve hırsız girse, tek güvenceniz güvenli bir yerde, başınızın altında bulunurken, pek de umurunuz olmaz neyin evden çalındığı.

Ceyhan; o yastık altındakileri bizlerle paylaştı.

Belki de birçok yazarımızın duyduğu korku, onu da vurmuştu; yazdıklarının zaman çarkında yok olup gitmesi gibi.

Öyle değil mi zaten?

Bugün yayınladığınız bir yazının, öykünün, makalenin yerini, yarın bir başka yazınıza bırakırken, aslında kendi yazılarınızla bir öncekini yok etmeyi, geçmişe, unutulmaya göndermeyi gerçekleştiriyorsunuz.

İşte bu “korku” ve yazım açısından yazılanların kaybolmasına razı olmuyor Ceyhan’ın yüreği.  Ön sözünde belirttiği gibi;

    “birçoğu naif olsalar da... bu kadar hızlı geride bırakmaya hazır değilim. Onlar benim yıllarca yastık altında biriktirdiğim varlıklarım, değerlerim; öykü bahçemde zar zor yetiştirip, toprağa düşüp heba olup gitmesinler diye defterimin arasında özenle kurutup sakladığım güllerimdiler...”

Bir de geçmiş yazılarıyla bir hesabı kapatmayı istemiş Ceyhan. Ve bu “eyleme”; yeni öykü hayatının miladı olarak kabul ettiği “Beyaz Köpüklerde Bir Yansıma” yazısıyla başlatmış.

Kitabın içerisinde yer alan öykülerin başlıklarını da verelim dilerseniz:

“Yük, Kara Kaplı Defter, Budama, Bladanisya, Boş Koltuk ya da Babamın Kokusu, Benim Öykümü Ne Zaman Yazacaksın Kuzum, Toplantı, Dedemle Bir Gün, Sevil(ya), Yalnızlık Hikâyeleri, Beyaz Köpüklerde Bir Yansıma, Şeker Portakalı, Hilarion, Kâğıt Sevmeyen Adam, Halk Hareketi 1955.”

Fotoğraf sanatına olan tutkunluğu, yaşamın detaylarına bakışını da güçlendirmiş yazarımızın. Bundan dolayıdır ki; öykülerinin her birinde yaşamsal bir izdüşüm sergilenmekte. “Bladanisya” öyküsünde olduğu gibi.

Göçü ve göçmenliği ada’ların kaderi deyip geçer ve kabullenirken siyasiler, bunu yaşayanlar asla kadere boyun eğip de, doğdukları, büyüdükleri, toprağıdan yaşamlarını sağladıkları ve en önemlisi “hatıralarını” bırakıp gitmeye hiç razı olmadılar ölene kadar.

İşte “Bladanisya” öyküsü, “unutamamanın, kader deyip geçememenin” tam manasıyla bir örneğidir.

Yolun açık olsun Ceyhan dostum...

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 827 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler