1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. 'Yaşananlardan hepimiz sorumluyuz'
Yaşananlardan hepimiz sorumluyuz

'Yaşananlardan hepimiz sorumluyuz'

Mülteci Hakları Derneği Başkanı Avukat Ceren Göynüklü, 35 Suriyeli mültecinin geçen hafta yaka paça sınırdışı edilmesinden toplumun her kesiminin sorumlu olduğunu söyledi. Sistemin değişmesi için yaptıkları mücadelede tüm kesimlerin desteğine ihtiyaçl

A+A-

 

 

Mülteci Hakları Derneği Başkanı Avukat Ceren Göynüklü, 7’si çocuk 35 mültecinin geçtiğimiz hafta yaka paça sınırdışı edilmesinden toplumum her kesiminin sorumlu olduğunu söyledi

 

“Yaşananlardan hepimiz sorumluyuz”

 

“Yaşananlardan hepimiz sorumluyuz. Sığınma hakkının, yasal düzenlemenin olmaması, bu insanların gördüğü bu muameleler insanlık dışıdır. Mülteci haklarına ilişkin hiçbir adımın devlet tarafından atılmamış olması kabul edilebilir birşey değildir”

 

 “Bu sistemin değişmesi için yaptığımız mücadelede, baskı oluşturmak için tüm kesimlerin desteğine ihtiyacımız vardır. Suriyeli ve diğer mülteciler buraya gelmeye devam edecektir ve bu bağlamda bu konuda hukuk devleti ve insan haklarına uygun bir politika geliştirilmesi gerekmektedir”

 

   Mülteci Hakları Derneği Başkanı Avukat Ceren Göynüklü, 35 Suriyeli mültecinin geçen hafta yaka paça sınırdışı edilmesinden toplumun her kesiminin sorumlu olduğunu söyledi.

   Sistemin değişmesi için yaptıkları mücadelede tüm kesimlerin desteğine ihtiyaçları olduğunun altını çizen Göynüklü, “Suriyeli ve diğer mülteciler buraya gelmeye devam edecektir ve bu bağlamda bu konuda hukuk devleti ve insan haklarına uygun bir politika geliştirilmesi gerekmektedir” dedi.

   Göynüklü, mültecilerin geri gönderilmesinin, sınırdışı edilmesinin mülteci hakları açısından yapılabilecek en büyük ihlallerden biri olduğunu vurguladı.

“Yasal düzenleme bulunmamaktadır”

 

·        Soru: Kuzey Kıbrıs’ta mültecilere ilişkin yasal düzenlemeleri ve son yaşananlardan sonra pratikteki uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Uluslararası hukuk açısından yaşananlar nasıl yorumlanabilir?

·        Göynüklü: Kıbrıs’ın kuzeyinde mültecilerin sığınma hakkına ilişkin herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır ve sığınma başvurusunda bulunacak kişiler için herhangi bir mekanizma söz konusu değildir. Bu yüzden temel bir insan hakkı olan ve uluslararası hukukta ayrıca ve kapsamlı bir şekilde ele alınan sığınma hakkı Kıbrıs’ın kuzeyinde verilmemektedir.

 

Aslında bağlayıcılık anlamında iç hukukta sığınma hakkının getirilmesiyle ilgili durum daha farklıdır. 1951 Cenevre Sözleşmesi mülteci haklarına ve hukukuna ilişkin bir düzenleme getirmektedir. Mülteci haklarına ilişkin hükümler içeren bu sözleşme Kıbrıs’ın kuzeyinde anayasaya göre bağlayıcı niteliktedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi gibi sözleşmeler de, direkt olmasa bile, ilgili hükümler üzerinden mültecilere bir koruma sağlamakta ve mültecilere, sığınmacılara ilişkin en temel koruma olan non-refoulment (geri gönderilmeme) ilkesini benimsemektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işkence yasağına ilişkin maddesi AİHM tarafından yorumlanarak sığınmak isteyen bir sığınmacının veya bir mültecinin işkence görebileceği, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olacağı bir yere geri gönderilmesinin işkence yasağının ihlal edilmesi anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Bu noktada Türkiye aleyhine de açılmış birçok dava vardır. Bu noktada KKTC tanınmamış olduğu için uluslararası bir sorumluluk yüklenmese de, Türkiye’ye bir sorumluluk yüklenmektedir.

 

“ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER İÇ HUKUKTA BAĞLAYICILIK TEŞKİL EDER”

 

 

Onaylanan sözleşmelerin Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında belirttiği gibi yasaların da üzerinde olduğu yorumundan hareket edersek, söz konusu sözleşmeler iç hukukta bağlayıcılık teşkil etmektedir ve bunun gereği olarak sığınma hakkının ve mültecilere ilişkin tüm hükümlerin iç hukuka geçmesi gerekmektedir. Burada temel bir haktan bahsediyoruz ama bu hakkın gerçekleşebilmesi için yasalarda spesifik hükümler olması gerekir. Bu hükümlerde sığınma başvurularını kimin alacağına, kimin değerlendireceğine, mültecilerin bu sürede nasıl barındırılacağına dair düzenlemeler olması gerekir. En temel olarak geri gönderilmeme ilkesine ek olarak birçok koruma sağlanmalıdır. Öncelikle mültecilerin herhangi bir şekilde gerçekleşecek yasadışı girişlerden dolayı yargılanmaması ve kesinlikle ceza almaması gerekmektedir. Bu insanlar savaştan, ölümden ve zulümden kaçıyor. Ülkelerini terk etmeleri izne bağlı olanlar hem ülkelerinden yasadışı olarak çıkıyorlar, hem de girişleri yasadışı oluyor. Zaten gittikleri ülkeye alınmama, geri gönderilme korkusu yaşadıkları için bu yasadışı yola başvuruyorlar. Çoğu zaman da insan kaçakçıları tarafından kandırılıyorlar, bu da ciddi  önemli bir sorundur.

 

Ülkemizdeki uygulamaya gelince, mülteciler için herhangi bir sığınma hakkı verilmiyor, sığınmacılar ve mülteciler farklı şekillerde gerçekleşen yasadışı girişlerinden dolayı yargılanıp cezalandırılıyor. Sığınmacılar tutuklandıkları anlardan itibaren insan hakları ihlallerine maruz kalmaya başlıyorlar. Çok kötü koşullarda hücrede kalıyorlar, yargılanıyorlar, aylarca cezaevinde kalıyorlar ve sonrasında sınırdışı ediliyorlar.

 

Ayrıca mülteciler askeri yasak bölgeyi ihlalden de çok fazla ceza alıyorlar. Direkt okuma yaptığımızda “mültecilerin amaçları Kıbrıs’ın güneyine gitmektir” diyebiliriz. Aslında amaçları Kıbrıs’ın güneyine gitmek değil, sığınma hakkından yararlanabilecekleri, korunma altında olabilecekleri bir yere gitmektir. Pratikte Kıbrıs’ın kuzeyinde böyle hak/koruma mekanizması olmadığı için bu haktan Kıbrıs’ın güneyinde yararlanmak istiyorlar.

 

“DERNEK, BM MÜLTECİLER YÜKSEK KOMİSERLİĞİ’NİN UYGULAYICI ORTAĞIDIR”

 

·        Soru: Mülteci Hakları Derneği olarak siz neler yapıyorsunuz?

·        Göynüklü: Her gün bir medya taraması yapıyoruz ve cezaevini, askeri mahkemeleri arıyoruz ve mültecilere bu şekilde ulaşıyoruz. Genelde biz onlara ulaşıyoruz ancak son dönemlerde onlar da bize ulaşmaya başladılar. Yardım ettiğimiz insan sayısı arttıkça, irtibatta oldukları kişiler mültecileri bize yönlendiriyorlar. Bu noktada öncelikle kendileriyle görüşüp ülkelerinden neden kaçtıklarını öğreniyoruz. Bu çok farklı sebeplerden olabilir, savaş, mensup oldukları dini gruba yönelik şiddet veya ayrımcılık yanında kan davası veya eşcinsel olduğu için ailesi tarafından öldürülme tehlikesi gibi bireysel nedenler de olabiliyor. Bu noktada nedeni öğrendiğimiz zaman sığınma başvurularını alıyoruz ve bunları BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne iletiyoruz. Ayrıca burada yargılandıkları tüm davalarda kendilerini temsil ediyoruz, ceza almamaları, davalarının hızlı getirilmesi, tutukluluk koşullarının iyileştirilmesi için gerekli tüm işlemleri yapıyoruz. Mahkumiyet sonrasında gerek işbirliği yoluyla, gerekse mahkeme kararlarıyla sınırdışının durdurulmasına yönelik adımlar atıyoruz. Sınırdışının durdurulduğu durumlarda da bu kişilere her türlü barınma, günlük hayatlarını idame ettirecek maddi yardımı sağlıyoruz. Daha sonraki süreçte ise Çalışma Bakanlığı ile yaptığımız işbirliği sonucunda kendilerine önizin şartı aranmadan iş buluyoruz. Bu aslında dolaylı sığınma hakkı oluyor ancak bunu devlet yapması gerekirken bir sivil toplum örgütü olarak biz yapıyoruz. Başka ülkelerde bu konuda çalışan örgütlerin faaliyeti denetim ve kontrol çerçevesindedir. Ancak Kıbrıs’ın kuzeyinde devlet hiçbirşey yapmadığı için bu kişilerin barınmalarından, sığınma hakkına erişimlerine kadar herşeyi Mülteci Hakları Derneği yapıyor. Bu noktada Mülteci Hakları Derneği, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin de uygulayıcı ortağıdır. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından verilen sığınmacı belgesi ve koruma var. Bu korumanın Kıbrıs’ın kuzeyinde en etkin bir şekilde sağlanması için gerekli tüm adımları atan bir örgütüz. Burada kaldıkları süre içinde iletişimimiz, sıkıntılarıyla ilgili dayanışmamız sürüyor.

 

Devletin uyguladığı prosedür aslında şu anda Türkiye’de uygulanan ancak değişmek üzere olan uygulama ile çok benzeyen, üçüncü ülke prosedürü denen bir uygulamadır. Bu uygulama çerçevesinde bu insanlar önce sığınmacı statüsündedir. Daha sonra BM tarafından yapılan değerlendirmeden sonra uygun görülüyorsa mülteci statüsü veriliyor. Mülteci statüsünü kazandıktan sonra kendisine uygun, mülteci kabul eden üçüncü ülke arayışı başlıyor. Daha önce Finlandiya, İsveç ve  Norveç’e gönderdiklerimiz oldu. Ancak bu yazışmalar 2-3 yıl sürebiliyor. Bu süreçte yaşayacakları ve yaşama ihtimalleri olan tüm ihlalleri elimizden geldiğince minimize etmeye, ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.  

 

KAZANIMLAR...

 

·        Soru: Çabalarınız sonucunda mülteci hakları açısından ne gibi kazanımlar oldu?

·        Göynüklü: Sığınmacılara yönelik yaptığımız tüm girişimler sonucu sığınma belgeleriyle başvurdukları zaman sağlık hizmetinden ücretsiz faydalanabilmelerini sağladık. Bu Sağlık Bakanlığı’nın tüzüklerinde de yer alıyor ve yasal haktır. Burada kaldıkları süre içinde çocukların eğitim olanaklarına ulaşımı için de destek ve girişimde bulunuyoruz, okullara kayıt yaptırmalarını sağlıyoruz. Bebeklerle ilgili Sosyal Hizmetler Dairesi aracılığıyla yardımlarımız oluyor. Bağışlar ve bütçemizden de destek sağlıyoruz.

 

Aslında bugüne kadar çok önemli kazanımlarımız olmuştu ama son olayda bir geriye gitme durumu söz konusu oldu. Bugüne kadar bazen, işbirliği olmayan noktalarda, mahkeme kararlarıyla, bazen de İçişleri Bakanlığı’yla yaptığımız işbirliğiyle birçok insana uygun yer bulunması, uygun şekilde yerleştirilmesi ve koruma altında olması sağlandı. 100’ün üzerinde mülteciye yardım ettik, gerek burada kalmaları gerekse mülteci kabul eden diğer ülkelere yerleştirme konusunda birçok yardımda bulunduk. Ancak bu işin daha geniş bir korumaya döneceği noktada rahatsızlık olduğunu ve bu rahatsızlıktan dolayı 35 kişinin sınırdışı edildiğini düşünüyoruz. Son olayda gördük ki, yetkililere Türkiye’nin onlar için güvenli olmadığını ne kadar anlatmak için çabalasak da, onlar bu konudaki raporlara ve iddialara kulak tıkayarak Türkiye’nin güvenli bir yer olduğu düşüncesiyle bu grubu sınırdışı ettiler.

 

·        Soru: Geçtiğimiz haftalarda bir tekne batmış ve ikisi çocuk 7 mülteci hayatını kaybetmişti. O olayla ilgili neler yaşandı?

·        Göynüklü: O çok vahim bir durumdu, çok üzüntü verici, bize derinden acı veren bir olaydı. Biz tüm süreci takip ettik. Bu kişilerin aileleriyle temasa geçilmeden Mağusa’ya defnedilmeleri ihtimalleri sözkonusuydu. Biri dışında diğerlerinin üzerinde kimliklerini belirtecek hiçbir belge bulunmamıştı. Bu insanların ailelerine teslim edilmesi de çok önemli bir konuydu, aileleriyle temasa geçmeden burada bir yere gömülemezlerdi, bu da bir insan hakları ihlali olurdu. Yaptığımız girişimler sonucunda ailelerine teslim edildiler.

 

Bu konuda kapsamlı bir rapor hazırladık ancak kamuoyu ile paylaşmaya hazırlandığımız aşamada 35 kişiyle ilgili olay yaşandı. Son olayın da okumasını rapora ekleyip kamuoyuyla paylaşacağız. Aslında bu son yaşanan olay yaptığımız değerlendirmelerin, tespitlerin ne kadar doğru olduğunu gözler önüne serdi. 

 

“SINIR DIŞININ ASKIYA ALINDIĞI GÜVENCESİ VERİLDİ AMA...”

 

·        Soru: Yaka paça sınırdışı edilen 35 mülteciyle ilgili süreci kısaca anlatır mısınız? Olaylar neden bu noktaya geldi?

·        Göynüklü: BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin koruması altında olan ve sığınma hakkına ulaşımları, korunmaları ve sınır dışı edilmemeleri için iki hafta boyunca durmaksızın İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve polise yedisi çocuk 35 mülteciyle ilgili her türlü girişimi yaptık. Bunların yanı sıra BM, Cumhurbaşkanılığı ile sınır dışının durdurulması için temasa geçerek bu kişilerin koruma altında olduğu hususunda bilgi verdi ve tüm bunların neticesinde polis tarafından sınır dışı edilmeyecekleri, sınır dışı kararının görüşmeler neticeleninceye kadar askıya alındığı resmi bilgisi ve güvencesi verildi. Daha önce bir çok kez almış olduğumuz mahkeme kararları ile mültecilerin sınır dışı edilmesini durdurmuş olmamıza rağmen daha önce geliştirilen iş biriliği ve bu hususa ilişkin yetkililerin vermiş olduğu “güvence”den dolayı konuyu yargıya intikal ettirmedik. Ancak, mülteciler bizim bilgimiz dışında, bizden gizlenerek sınır dışı edilmek istendi ve olay bize mültecilerin yakınları tarafından bildirildi. Aslında sınır dışına yasal, idari ve siyasi yollarla müdahale etme olanağımızı ortadan kaldırmak istediler. Sınırdışı sırasında, basına da yansıdığı gibi, yaşam hakları için direniş gösteren mülteciler ciddi şekilde darp edildi, yerlerde sürüklenerek zorla gemiye bindirildi. Tüm bunlara gerek liman içinde, gerekse giriş kapısında müdahale etmek isteyenler darp edildi. Maalesef ne BM’nin, ne Mülteci Hakları Derneği’nin girişimleri, ne de mültecilerin içleri parçalayan haykırış ve direnişleri bu insanlık dışı uygulamayı önleyemedi.

 


 

“İnsan kaçakcılığı ile mücadele için siyasi irade olmalı”

 

   Sınırdışının ertesi günü İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı özrü kabahatinden büyük, eksik ve yalan bilgiler içeren bir açıklama yaptı. Açıklamada 35 Suriyeli mültecinin, hangi mülteci kampına yerleştirileceğinin açıklanması ve kendilerini arayan kişiler tarafından bulunmasına yardımcı olunması başka bir büyük gaf ve skandaldır.

   Ayrıca açıklamada söz konusu mültecileri kaçırarak kazanç elde edenlerin önüne geçilmesi ve mültecilerin yaşamlarının riske atılmaması amacıyla sınırdışı kararının üretildiği iddia edildi. Ancak çocuklara biber gazı sıkırak, insanlara şiddet uygulayarak onları bir yerden başka bir yere götürmek insan kaçakçılığı yapanların yöntemleri kadar tehlikeli bir yöntemdir. Zaten insan kaçakçılığının önüne geçmenin yolu mültecileri sınırdışı etmek değil, insan kaçakcılığı ile mücadele etmek için yasaların düzenlenmesi bundan öte buna yönelik bir siyasi iradenin olmasıdır. Ancak bugüne kadar bu iradeyi hiç bir şekilde göstermeyen iktidarın bunu 35 insanı döverek sınır dışı etmesine ilişkin bir savunma olarak getirmesi hayret vericidir. Mülteci ve insan kaçakçılığı meselelerinin iki farklı konu olduğunu ilgililere bir kez daha hatırlatıp bu konular üzerinde kendilerini acilen ve insan haklarına uygun çalışma yapmaya tekrar davet ederiz.

 

KAPSAMLI MÜCADELE...

 

·        Soru: Yaşananlarla ilgili bundan sonra neler yapacaksınız?

·        Göynüklü: Bu konuyla ilgili çok kapsamlı bir mücadelemiz olacak. Şunu da belirtmek isterim ki, bir mültecinin geri gönderilmesi, sınırdışı edilmesi mülteci hakları açısından yapılabilecek en büyük ihlallerden biridir. “Yasal ve insan haklarına aykırı olmayan”, dökümansız göçmenlere ilişkin bir sınırdışı olmuş olsaydı bile insanların dövülerek, yerlerde sürükleyerek gemiye bindirilmeleri kabul edilebilir birşey değildir. Bu şiddetin gemide de devam ettiği yönünde de bilgi aldık. Bizim bu 35 mülteciyle temasımız devam ediyor. Türkiye’deki BM yetkililerini, bu konuda çalışan insan hakları örgütlerini bilgilendirdik ve konuyu takip ediyoruz.

 

Bu olay öncesinde de halihazırda ilgili tüm devlet organ ve kurumlarına ve taraflara toplantı çağrımız oldu ve olmaya devam ediyor. Bu konunun bir prosedüre dönüştürülmesini istiyoruz. Gerek yasaların değiştirilmesi, gerekse bu insanların korunması, nerede barındırılacağı gibi her türlü konuda örgüt olarak destek sağlayacağız. Ama bunun devlet himayesinde olması çok önemlidir.

 

“MÜCADELEDE TÜM KESİMLERİN DESTEĞİNE İHTİYACIMIZ VAR”

 

·        Soru: Yaşananların sorumluları kimlerdir?

·        Göynüklü: Yaşananlardan hepimiz sorumluyuz. Sığınma hakkının, yasal düzenlemenin olmaması, bu insanların gördüğü bu muameleler insanlık dışıdır. Devlet tarafından mülteci haklarına ilişkin hiçbir adımın atılmamış olması kabul edilebilir birşey değildir. Bundan sadece iktidar partileri değil, muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri ve tüm toplum sorumludur. Gerekli adımların atılması için muhalefet ve sivil topluma çok büyük bir rol düşmektedir. Biz dernek olarak insanlara yardım ediyoruz. Ancak, bu sistemin değişmesi için yaptığımız mücadelede, baskı oluşturmak için tüm kesimlerin desteğine ihtiyacımız vardır. Suriyeli ve diğer mülteciler buraya gelmeye devam edecektir ve bu bağlamda bu konuda hukuk devleti ve insan haklarına uygun bir politika geliştirilmesi gerekmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 941 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler