1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yaşamın Kırılma Noktası ve Özel Eğitim…
Yaşamın Kırılma Noktası ve Özel Eğitim…

Yaşamın Kırılma Noktası ve Özel Eğitim…

Yaşamın olmazsa olmazıdırlar. Yaşanası duyguların en güzeli. Sevginin en saf hali. Yüreğimizin en özel yerine taht kurmuş çocuklarımız. Her yeni doğum yepyeni umutlar değil midir yaşamda? Yeni sevinçler ve ne olursa olsun hep illa da yaşamak isteyece

A+A-

 

 

Yaşamın olmazsa olmazıdırlar.

 Yaşanası duyguların en güzeli.

Sevginin en saf hali.

Yüreğimizin en özel yerine taht kurmuş çocuklarımız. Her yeni doğum yepyeni umutlar değil midir yaşamda? Yeni sevinçler ve ne olursa olsun hep illa da yaşamak isteyeceğimiz dertler. Hüzünlerin en büyüğü olsa gerek dünyaya sağlıksız bir bebek getirmek. Ama insanız işte hepimizin başına gelebilecek bir kader. Tıp mesleğinin son yüzyılda kat ettiği mucizevî gelişmelerle artık sorunlu bebek sahibi olmak ne kadar azalırsa azalsın yine de sona ermedi maalesef.

Bugün size yüreğimizin en derin yerlerini yaralayan bir sorundan; özel eğitim gerektiren çocuklarımızdan, Vakıf Ana Okulu’ndaki özel eğitim bölümünden ve tutkulu gencecik bir özel eğitimciden; Ayşe Öğretmen’den söz edeceğim.

Vakıf Anaokulu Özel Eğitim Merkezi’nde sohbet ettiğim, Kuzey Kıbrıs’ın tek Okul Öncesi Eğitimcisi Ayşe Beyköylü “son üç yılda 13 tane Down Sendrom’lu çocuk gördüm” diyor.  Vakıf Anaokulu Özel Eğitim Merkezi Kuzey Kıbrıs’ta devlete ait olan ve okul öncesi özel eğitim veren tek okul. Özel Eğitim ne demek mi? Yaygın gelişim bozukluğu olan, otistik, görme engelli ve Down Sendromlu çocukları okul öncesinde eğitime almak demek. Amaç hem zihinsel, hem de fiziksel olarak normal çocuklardan farklı olabilen bu çocuklara temel ihtiyaçları olan eğitimi verebilmek. El yıkamak, tuvalete tek başına gitmek ve çok basit akademik ihtiyaçlarını karşılayabilecek öz becerileri onlara öğretmek. Toplumda bağımsız yaşayabilmelerini sağlamak.

FARKLI ÇOCUKLAR…

Çoğu zaman aile yeni doğan bebeğinin diğer çocuklardan farklı olduğunu anlayamaz. Zaman ilerledikçe çocuğun diğer çocuklardan farklı olduğu ortaya çıkar. Çocuk, kardeşinden ya da çevredeki çocuklardan farklı bir gelişim sürecini takip eder. Ancak aile bunu pek de kabul etmek istemez. Örneğin çocuk konuşma yaşını geçmiş ve hâlâ konuşmamışsa aile “bunun babası da geç konuşmuştu” gibi bahanelerle kendini avutur. Ya da çocuğun normal olmayan davranışları, çocuğun şımarıklığına vurulur. En sonunda bir çocuk psikiyatrisi teşhisi koyduğu zaman da anne ve baba kendini sorgulamaya başlar. Derin bir depresyon yaşanır. “Neden biz? Bu niye bizim başımıza geldi?” gibi bitmez tükenmez sorular başlar. Hâlbuki kabullenme süreci ne kadar çok uzarsa çocuğun eğitim süreci de o kadar geç kalınmış demektir.

Bu tür çocuklarda ilk altı yıllık eğitim çok önemlidir. Okul öncesi eğitim elbette ki normal çocuklarda da çok önemlidir. Ancak özellikle gelişim bozukluğu ve zihinsel gerilik olan çocuklarda en azından öz bakım becerilerini almaları onlar için hayat kurtarıcıdır. Eğitimleri 24 saat sürecek şekilde olmalıdır. Bu çocuklarda çok önemli olan bir diğer konu da bu eğitimi doğal ortamlarından, diğer çocuklardan ayrıştırılmadan almalarıdır. Çocuklar birçok şeyi birbirlerini taklit ederek öğrenirler. İşte Vakıf Ana Okulu’nun önemi buradadır. Çocuk kendi durumuna yönelik özel eğitimini bir uzman tarafından alırken, diğer yandan da kendi yaşıtları ile beraber olma ve onlardan birçok şey öğrenme ortamı buluyor. Bu ortamın sağlanması ise diğer çocukların bu tür çocuklara bakış açılarının gelişmesini ve toplumda onların sorumluluklarını alabilmelerini sağlar.

Her sınıfa özel eğitim gerektiren bir çocuk konuluyor. Örneğin; tuvalete giderek çıt-çıtlı pantolonunu açamayan çocuğun çıt çıtlarını açma görevi arkadaşlarına veriliyor. Ya da görme özürlü bir çocuğa oyun parkında sahip çıkma ve onu oyuncaklara çıkarma görevi.

EĞİTİMDE DENEYİMLER…

Ayşe Öğretmen anlatıyor:

“Görme özürlü bir çocuğu normal bir sınıfa koyduk. Çocuklar önce onun göremediğini kabullenmek istemediler. Ben bir gözlüğün camlarını pastel boya ile boyadım, sonra da boyayı biraz elimle sildim. Bu gözlüğü her çocuğa denettim. Onlara görme özürlü olan arkadaşlarının bu şekilde gördüğünü anlattım. Çok etkilendiler. Teneffüse çıktıklarında hepsi görme özürlü çocuğa sahip çıkmak için yarışıyorlardı”.

Bu tür bir eğitime “kaynaştırma eğitimi” deniyor. Bu eğitim diğer çocuklara da görev vermeyi hedeflediği için, onların da öz güvenine büyük katkı sağlıyor.

Ayşe Öğretmen’in bu deneyinden çok etkilendim. Aslında bütün konu da bu değil midir? Kendimizi sorunu olan kişinin yerine koyabilmek. Empati yapabilmek ve yardımcı olmaya çalışmak.  Böyle bir ortamda yetişen çocuk, gelecekte de bu tür engelleri olan insanlara sahip çıkmayı öğreniyor. Uygar toplum yetiştirmek biraz da çocuklarımıza böyle bir eğitim vermek değil midir?

Ayşe Öğretmen, Ankara Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü mezunu. Okul öncesi eğitimi de çift branş olarak aldı. Gencecik bir öğretmen... İşine öylesine tutkulu ki. Bana Susal’ı tanıştırıyor. Susal 4 yaşında, Down Sendromlu. Çok zeki. Çok iyi sayı sayıyor, yazıyor ve algılıyor ama konuşması bozuk. Sınıfındaki hiçbir etkinliğe katılmak istemiyor, çünkü onun zekâsı sınıfın üstünde. O sınıfta yapılan her şeyi zaten biliyor. Susal elbette bu gruptaki çocuklar arasında şanslı bir konumda. Çünkü bilinçli bir anne babanın çocuğu olarak altı aylıktan itibaren hem fizik tedavi, hem de özel eğitim aldı. Down Sendromlular içinde hafif etkilenen grupta.

YAŞAM EVİ İHTİYACI…

Okul öncesi özel eğitim hem öğretmenler, hem de okul idaresi tarafından çok iyi algılanması gereken bir konu. Sınıfına özel eğitim öğrencisini alan öğretmenin sorumluluğundaki çocuk sayısı azaltılıyor. Vakıf Ana Okulu’nda kurulan bu merkezde Avrupa Birliği tarafından yaptırılan bir de “Conductive Education” bölümü var ki, buradaki cihazlar da bu tür çocukların eğitiminde çok yararlı.

 Okul öncesi özel eğitimini tamamlayan bu tür bozuklukları olan çocuklar Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenen belirli ilkokullara devam edebiliyorlar.

Ayşe Beyköylü, çocuğunda normalden farklı bir gelişim izleyen bütün anne babalara çocuklarını mutlaka bir çocuk psikiyatrisine götürmelerini öneriyor. Bu tür vakalarda özel eğitime geç kalmamak öylesine önemli ki…

“Bu tür vakalarda, ailelerin en büyük sorunu çocuklarının tedavilerini Barış Ruh Devlet Hastanesi’nde sürdürmek zorunda kalması” diyor Ayşe Beyköylü. “Onca ağır psikiyatrik vaka arasında ve özellikle de kendileri ölünce bu çocukların Barış Ruh Hastanesi’nde yaşam sürdürmek zorunda olduklarını bilerek...” Özellikle altını çiziyor:  Bu tür insanlarımız için acil olarak bir yaşam evine ihtiyaç vardır”.

 

 


 

 

KARİKATÜR: SERKAN SÜREK

 

 

Bu haber toplam 1787 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler