1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. YARIM ASIRDA SÖMÜRGENİN ÖTESİNE GEÇEMEYENLER
YARIM ASIRDA SÖMÜRGENİN ÖTESİNE GEÇEMEYENLER

YARIM ASIRDA SÖMÜRGENİN ÖTESİNE GEÇEMEYENLER

Bugün bayram ya, öyle keyifli, güler yüzlü bir yazı yazmaya çok hazırlamıştım kendimi. Lefkoşa sokaklarına yağmur sonrası çıkana kadar... Oysa öyle severim ki yağmuru... Mevsim değişip düşen her damla, sanki kelimlerimi de arındırır. Ama bu manzara ne yağ

A+A-

 

 

Bugün bayram ya, öyle keyifli, güler yüzlü bir yazı yazmaya çok hazırlamıştım kendimi.
Lefkoşa sokaklarına yağmur sonrası çıkana kadar...
Oysa öyle severim ki yağmuru... Mevsim değişip düşen her damla, sanki kelimlerimi de arındırır.
Ama bu manzara ne yağmurun tadını çıkarmaya izin veriyor, ne de arınmaya.
Boğazımıza kadar pisliğie bürünmüşken, nefes almak bile zor geliyor.
Yıllardır sokaklarında yasemin kokusunu kaybeden Lefkoşa, yağmurun kokusunu da unuttu.
Hadi yasemin kokularımıza sahip çıkma koşullarımız zordu. Dayatma politikalara kurban verdik geçmişimizi, kültürümüzü ve güzelliklerimizi.
Ya da suçu, sorumluluğu hep başkalarıan atarak vicdanımızı rahatlattık.
Peki Lefkoşa yağmur kokusunu nasıl kaybettti?
Kimin yüzünden sokaklarında derin bir nefes alınamaz duruma geldi?
Kim bunun sorumlusu?
Kıbrıs Türk toplumunun yapısına dair bana çok ilginç gelen özelliklerimizden biri örneğin, sömürge döneminden övgüyle bahseden ender toplumlardan biri olmamızdır.
Oysa en doğal refkleks olmasını beklersiniz, bağımsızlık talebinin.
Özgür olmak bir nevi refklestir, çünkü.
Ama bir sömürge yönetiminin ardından, neredeyse yarım asır sonra bile bu dönemi "biz İngiliz terbiyesi aldık" ifadeleriyle överseniz, mutlaka üzerinde durup düşünmek gerekir.
Konunun uzmanlarının toplumsal yapıdaki bu aşırı uysallığa ilişkin eminim bir çıkarımı vardır.
Ama biraz düşünüp konuya diğer tarafından bakınca çok açık birşeyi bir kez daha keşfediyorum dehşet içinde.
Bu toplumun, İngiliz sömürge yönetimi dışında adalet duygusunu, disiplini, nezaketi ve kuralı, düzeni, topluma hizmeti hissettiği hiçbir yönetimi olmadı.
Çok kısa ömürlü olan ve bıçak sırtında geçen bir Kıbrıs Cumhuriyeti tecrübesi, birilerinin siyasi komplo ve hesaplarına yenik düştü.
Otonom ve Federe Devlet Yönetimleri'nde ise, toplumun karşısında kutsallaştırılmış bir yönetim, varolmak travmasıyla ezilen bir toplum ve hep işaret edilen, kendinden çok önemli yöneticiler tanıdı.
Ardından devlet diyerek, bağımsızlık diyerek, yarım asır saltanat süren aynı yöneticilerle kurulan bir sistemle tanıştı.
Önce ganimetin, ardından partizanlık ve çıkar kültürünün hakim kıldığı bu sistemi normalleştirdi. 
Sömürge döneminden daha ağır hakaretler duyduğu da oldu, adalet duygusunu hiç tatmadığı zamanlar da...
Yani hala "biz İngiliz terbiyesi aldık" diyen bu toplum, sömürge yönetiminden daha öte bir devlet yapısıyla tanışmadı.
Savaşlar, kayıplar bir tarafa, bu küçümsenebilecek bir travma mıdır?
Ve bugün başkentin bir yarısı çöp yığınları altında. 
En temel insan hakkından mahrum saygısız bir yaşama hapsolmuş durumdayız.
Sokaklardan bu kokular yükselirken, insanın saygısını koruması mümkün mü?
Mevsimin bereketini beklerken, iki damla yağmurda sular altında kalan bir kentte yaşayıp, bu yaşama saygı duymak mümkün mü?
İçtiği suya insan pisliği bulaştırılan bir toplumuz biz.
Yediği sebzeden, soluduğu havadan zehir toplayan insanlarız.
Hergün çare bulamayan sağlık sistemi içinde, başka ükelerde sırf bu yüzden kansere çare arayan bir kader ortağıyız hepimiz.
Maaş ödeyemeyen, sosyal hakları koruyamayan bir sistemde yaşayan bir toplumuz.
Ben yaşamadım ama bundan yarım asır önce o sömürge döneminde böyle mi kokuyordu, Lekfoşa'nın sokakları? Yine iki damla yağmurda sel atında mı kalıyorduk?
Maaş ve sosyal hakların cevap alınamayan mücadelelerine bu kadar yenik düşmüş müydük?
Yarım asırda sömürülmenin ötesine geçememişiz...
Ne büyük bir acı....

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 664 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler