1. HABERLER

  2. ARŞİV

  3. Yaralarım Vesaire...
Yaralarım Vesaire...

Yaralarım Vesaire...

1989’un Eylül ayının 17siydi. En yakın arkadaşımın ailesiyle ‘aman tatil bitmeden!’ haftasonu için gittiğimiz Karpaz’dan dönüyorduk. Dörtyol’da. Birileri yolun her iki yanındaki otları ‘temizlemek’ amaçlı güzeli

A+A-

 

 

1989’un Eylül ayının 17siydi.

En yakın arkadaşımın ailesiyle ‘aman tatil bitmeden!’ haftasonu için gittiğimiz Karpaz’dan dönüyorduk. Dörtyol’da. Birileri yolun her iki yanındaki otları ‘temizlemek’ amaçlı güzelim tarlaları yakmış, mikro organizmaları öldürmüş, her yer duman. Ben duman falan hatırlamıyorum, sabaha kadar muhabbet ettiğimizden, arkadaşımla birlikte, arka koltukta uyuyorduk o sırada. Dumanı değil, belki sadece kokusunu hatırlıyorum. Ya da çok söylendiği için bana öyle geliyor artık...

Uyandığımda Mağusa hastanesindeydim ve çok susamıştım...

Dumana girince, arkadan gelen ve dumandan çıkmak için hızlanan bir otobüs çarpmış ve uzunca bir süre sürüklemiş bizi... Etrafımdaki konuşmalardan öğreniyorum, iki gün geçmiş...

Ağrı hissetmiyorum. ‘Kalçan kırıldı’ diyor birileri, kırılan kemikler iç organlardan birkaçını delmiş. Uyuyorum. Uyanıyorum. Tanıdık sesler, yüzler. Ben, sadece susuzluk hissediyorum...

 

Ve o günden sonra, 36 dikiş diklemesine böler beni. Göbek deliğimden ta aşağıya... Bu yara izinin yaşamıma yaptığı tesir boyutundan çok daha büyüktür!

 

1989’un Eylül ayının 17siydi.

14 yaşındaydım. Bir gün sonra annem babam, babamın işi dolayısıyla Britanya’ya uçacaklardı... İki gün sonra okullar açılacaktı.

Uyandığımda ölmemiş, üstelik hala 14 yaşındaydım, annemler yanı başımda, okullar açılmış... Ben sonraki üç ayı geçireceğim hastane yatağındaydım.

Bir hafta sonra öğreniyorum. Kazada en yakın arkadaşım kardeşini kaybetmiş, kendi de uzun yıllar devam edecek bir ameliyatlar zinciri sürecine başlamış...

 

Sonrası...

Ölmediğine sevin... Utanç!.. Ölmediğine üzül... Korku!!. Sevinç... Utanç.!. Ölmediğine üzül... Korku..! Ölmediğine sevin... Üzüntü... Ölmediğine sevin... Üzüntü... Sevinç... Üzüntü... Utanç... Korku...

 

Fiziksel yaralar iyileşir, ama izleri kalır. Yaralar iyileşir, veya iyileşir gibi görünürler, ama belli mevsimlerde veya durumlarda kaşınmaya devam ederler. 

 

İstanbul’da yaşarken bir sevgilim vardı. Üç aylık bebekken üzerine kaynar su dökülmüş, vücudu ve sol kolu yanmıştı. Ben onu tanıdığımda 30 yaşındaydı. İki yıldan uzun bir süre aynı evi paylaştık, onu hiç çıplak görmedim. Yaralarına bakmama, dokunmama izin vermezdi. Sevişirken bile tişörtü üzerinde olurdu.

Düşününce, görmediğim halde çok yakıştırırdım ona bu yanık yarasını, belki de bu ve diğer yaraları yüzünden onunla birlikteydim. Ya da kendiminkiler yüzünden. Daha fazlasına sebep olarak ayrıldık sonra...

 

Fiziksel yaraları severim – Dikiş izleri, yanık, derin çizik, v.s... Hiç de çirkin bulmam onları. Ne kadar küçük olursa olsunlar bir hikaye anlatırlar. Gerçek, dokunaklı, ve genellikle acı dolu bir hikaye... Bazı yaralar var ki, yarayı taşıyan kişiye karakter, kimlik kazandırırlar, onu başka bir yaparlar...

 

Mesela, sağ elimin ortanca parmağında garip bir deformasyon var. (Kalemi tutuş şeklim bu deformasyonu artırmış olsa da) 2 yaşındayken evimizin arka bahçesinde abimin ters çevirip pedallerini hızla çevirdiği bisiklet tekerleğinin arasına sokmuşum parmağımı... O yaşlardaki veledin azmine bak sen! İlle ki pedalleri o çevirecek. (Ve de ille ki parmağını bir yerlere sokacak...)

 

Sağ kolumda üç tane minik pençe izi var. (Eski) Kedim Coşkun kızımıza hamileyken kıskanıp tırmalamıştı beni. Zaman zaman gözüme iliştiğinde aklıma geliyor o günlerdeki halleri/hallerim/hallerimiz, gülümsüyorum.  

 

Peynir yerine parmağımı derince kestim bir seferinde. Genelde bu tarz durumlarda devreye giren annem evde olmadığı için kan görünce bayılan babacığım ilgilenmek zorunda kalmıştı benimle. Hiç bakmadan parmağımı çeşmenin altına sokmuş, sonra da nescafe kabının içine batırmıştı. Nescafe granüllerine bulanan parmağımı koskocaman bir bezle sarıp sarmalamıştı... O yaranın izini de hala taşıyorum, sebep oldukları aklıma geldikçe daha da bir severek...

 

Doğal doğumu istesem, savunsam da, sonuçta, iki sıra sezeryan izi kesiyor 14 yaşında geçirdiğim kazadaki o izi. Karnımda koca bir haç var yani... İlerde çocuklarımıza ‘İşte, en sevdiklerimiz! Burdan çıktınız... aslında ordan değil burdan çıkmalıydınız ama...” diye başlayan konuşmalar yapacağımız günü iple çekiyorum...

 

İnsanlar fiziksel yaralarını sevmezler çoğunlukla. Medya bize sürekli olarak ‘mükemmel’ olmanın dayanılmazlığını hatırlatırken (adeta dayatılırken) buna o kadar şaşmamak gerek herhalde. Daha fazla kadınları hedef alsa da günümüzde bu tarz medyatik baskı unsurları her iki cins için de geçerli... İnsanlar, fiziksel yaralarını örtmeye çalışırken, psikolojik yaralarına da ‘yok’ muamelesi yaptıklarından çok endişe verici bir tablo çıkıyor karşımıza...

 

Bazı fiziksel yaraların ‘psikolojik yara’ izdüşümü da vardır, deriden daha derin bir yerlerde. Yüzeyde iz bırakmayan, belki de en baştan izi olmayan yaralar bunlar. Gizlenirler kuytu köşelerimize. Biz farkında olmadan yönlendirirler bizi; olaylara karşı duruşumuzu, diğer insanlara/canlılara davranışlarımızı ve sınırlarımızı belirlerler.

Önemli olan bu iç yaraları kabullenmek, temiz tutup bizi hasta etmelerine veya sakatlamalarına izin vermemek.

 

Sevsinler veya sevmesinler herhalde yaralarını en çok sergileyen sanatçılardır. Yaralarını gizlemek için sanat yapanlar da vardır... Sanatçıların travmaları başkalarından daha büyüktür diye bir sonuca varamayız tabii ki, sadece onların ellerinde travmalarını başkalarından daha büyük gösterecek bir yetenek veya araç vardır.  

 

Her insanoğlunun orasında burasında, içinde dışında, başında kıçında mutlaka ve mutlaka bir yarası vardır. İçte olsun dışta olsun yaralar insan olarak aslında ne kadar hassas ve kırılgan olduğumuzun bir başka göstergesidir.

Yani, yarasız kimse yoktur –

Önemli olan ve aramızdaki farkı belirleyen, yaralarımızla ne yapıyoruz ve onları açanlara nasıl yaklaşıyoruz, onlar hakkında ne düşünüyoruz?

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber toplam 932 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler